Üç Harfliler 3: Karabüyü filminin başrol oyuncusu Seda Oğuz oyunculuğun Yeşilçam döneminden beri çok şey kaybettiğini, bazen topluma karşı ben oyuncuyum diyeceğine tiyatro sanatçısıyım demeyi tercih ettiğini söylüyor…

Korku filmlerinin bütün sinema salonlarını işgal etmesini eleştirsek de bazı avantajları da olduğunu söylemeliyiz. En azından oyuncuların sadece diziyle var olmalarının önünü kesiyor bu kadar çok korku filminin çekilmesi. Tabii bir de bu işin ehli yöhetmenlerin elinden çıkan filmleri ayrı koymak lazım. Üç Harfliler 3: Karabüyü filminin yönetmeni Alper Mestçi de bu ehil yönetmenlerden. Özellikle filmlerinde oynayan isimlere verdiği dikkat bilinir yönetmenin. Biz de onun filmlerinde oynayan isimlere ayrı bir özen gösteririz. İşte o isimlerden biri Seda Oğuz. Hem filmini hem de genç bir oyuncunun endüstride yaşadığı zorlukları konuştuk.

Senaryoyu gördüğünüzde hoşunuza giden ilk şey ne oldu ?

Çift karakter oynamaktı. Hatta çiftte değil, üç karakter oynamak gibi bir şey bu. Kadın karakter olarak Elif ve Dilek karakterlerini oynuyorum ama bir de üç harfliler dediğimiz ekstradan bir boyut var. O boyutta da olduğum için o kostümler, o beden. Üç karakter oldu. Dolayısıyla çok heyecanlandırdı beni. Senaryo ilk geldiğinde korktum. Genç bir yaştayım henüz, 28 yaşındayım ve iki karakter oynamak bence gerçekten zor bir şey. Hem çok heyecanlandım, hem de gittim hocam emin misiniz diye sordum. Kendime çok güveniyorum tamam ama nasıl olursa olsun bir takım soru işaretleri oluyor. Rezil olmakta var, vezir olmakta var sonuçta. Üstesinden geldiğimi düşünüyorum. Aynı şekilde onlarda inanıyordu buna. Çalışarak her şey oluyor yani.

Filmde makyajda var. O süreç nasıldı ? Sanırım biraz yıpratıcı bir süreç oldu.

Benim makyajım yapılmaya başlandığında bir saate yakın sürüyordu. Sonrasında o makyajın kimliğini giymekte var. Başka bir şey o. İnsan dışı bir varlık oluyorsunuz. Hem bunu bedeninizle, hem ruhunuzla, hem de beyninizle bir şekilde canlandırmak durumunda kalıyorsunuz. Evet o sıkıntılı bir süreçti.

Korku türü sonuçta Türk sinemasının kendi türü sayılmaz. Bir oyuncu olarak Hollywood filmlerini mi örnek aldınız?

Korku filmi oyunculuğu başka bir şey ya da oyunculuğa girmiyor değil. Farklı bir dili var. İnsansın nihayetinde. Korkan bir insansın, korkutan bir insansın. Bence çok başka yerlerden örnek almaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Komedi filmine nasıl hazırlanıyorsam, korku filmine de aynı şekilde hazırlanıyorum. Özel olarak bir şey yapmıyorum. Polonya’ya gidip eğitim aldım Siccin 2’den sonra. Çünkü korku filmlerinde bedenine sahip olman gerekiyor. Bedensel bir oyunculuk bilgin olması gerekiyor. Korkutmakla güldürmek arasında o kadar ince bir çizgi var ki. O makyajı sana yaptıklarında setteki herkes gülüyor. Komik oluyor ilk etapta ama onu içselleştirebilmek önemli olan. Bu da oyunculukla alakalı bir şey. Kesinlikle fantastik olarak düşünmemek gerekiyor bence.

Biz korku filmleri röportajı yaparken her zaman şöyle bir şey olur; Çok korktum uyuyamadım, böyle bir uğursuzluk oldu, sette şu oldu, bu oldu gibi. Filmde böyle bir durum var mı ? Başınıza geldi mi ?

Başıma pek bir şey gelmedi ama gelen arkadaşlarım vardı. Onlar bazı şeyler yaşadıklarını söylüyorlar. Onları, onların anlatması doğru olur, benim anlatmam olmaz. Açıkçası böyle bir şey benim başıma gelmedi. Şimdi İslami korku yapıyorsunuz. Bu birazcıkta inancınızla da doğru orantılı bir şey. Ne kadar inandığınızla da alakalı bir süreç. Ben Müslüman’ım tamam, üç harflilere inanıyorum. Ben bu filmi çekerken oraya kanalize olarak işin içine girersem büyük bir sıkıntı olur benim açımdan. Bu işte bana bir senaryo geldi ve ben de bunu oynuyorum. Ben bir oyuncuyum. Çok içselleştirdiğin zaman çok büyük sıkıntılar yaşayabilirsin ama ben elimden geldiğince içselleştirmiyorum. Sebebide o korku unsuru, beni de korkutuyor inandığım için. Aslında eskiden inanmazdım, yeni yeni inanmaya başladım. Muhtemelen oynamam ile de alakalı. Önceki filmlerden sonra bir de bu gelince yavaş yavaş inanıyorum, evet. İnsan değişiyor tabi. İnançlarınız da değişiyor, kendiniz de değişiyorsunuz, kültürel bakış açınız da değişiyor zamanla. Daha önce inanmadığınız şeylere şimdi inanmaya başlayabiliyorsunuz bir şekilde.

Normal de korku filmi sever misiniz ?

Daha çok gerilim filmlerini seviyorum. Korku değil ama psikolojik gerilim filmlerini daha çok tercih ediyorum.Mesela bu film korkunun dışında çok büyük bir psikolojik gerilim filmi oldu. Korku ama drama alt yapısı ile de değişik bir yapım izleyecek seyirci.

Dikkat edince son dönemde hep sinema filmi çevirmişsiniz. İlk başta dizilerle başlamışsınız fakat sonra sinemaya yönelmişsiniz. Bu rast mı geldi yoksa bir kariyer planlaması mı ?

Hem rast geldi, hem de bir kariyer. Sinema filmleri kalıcı bir şey. Dizide oynuyorsun ve yayından kalktığı zaman bitiyor. Sinema filmleri arkanızdan geliyor. Seçtiğim filmlere de özen gösteriyorum bu nedenle. Her filmde oynamamaya çalışıyorum, her filmi kabul etmemeye çalışıyorum. Bir yandan da Avrupa ve Amerika’da da, özellikle Alper hocanın filmlerinin ilgi görmesi de hoşuma gidiyor. Yurtdışında da bir takım planlarım var. Az önce söylediğim gibi Polonya’ya gittim 15 günlük bir workshopa katıldım, bedensel oyunculuk üzerine. Siccin 2 sayesinde oldu bu. Bedenime daha önem vermem gerektiğini, eksiklerimin olduğunu gördüm. Gidip insanları tanımaya başladıktan sonra başka kapılar açılıyor. Aynı zamandan şimdi Amerika’ya da gitmek istiyorum. Zaten daha öncede Mary Collage üniversitesinde, İndiana Police’te de iki haftalık konservatuar eğitimi aldım.

Türk sinemasın da, Yeşilçam döneminde bir yıldız sistemi vardı. Oyuncuyu çok besliyordu sinema ve seyirci arasında da çok büyük bir bağ kuruyordu. Fakat günümüzde o yıldız sistemi kalmadı. O Yeşilçam büyüsünden çıktığınız zaman biraz oyunculuğun törpülendiğini düşünüyor musunuz ?

Evet törpülendiğini düşünüyorum. Şöyle bir örnek vereyim; Askeri kart çıkartmaya çalışıyoruz bana. Meslek soruyorlar. Meslek olarak sanatçı, dal olarak da oyuncu yazdım. Dedem demiş ki; Bu oyuncu çok hafif kalmadı mı ? Babaannemin de gözleri büyümüş, ne diyorsun demiş. O zaman tiyatro oyuncusu yaz demiş. O şekilde yazmışlar evraklara. Aslında önceki sorunun cevabı da buradan çıkıyor. Devlet tiyatrosunda da çalışıyorum, üçüncü sezonundayım şu anda. Tiyatroya çok ağırlık veriyorum, hiçbir zaman bırakmayacağım. Çünkü ben oradan geliyorum o benim esas kültürüm. Dolayısıyla dediğiniz şeyle haklısınız. Oyunculuk eskisi gibi görülmüyor. Bende oyuncuyum demek yerine, tiyatro sanatçısıyım demeyi ne yazık ki tercih ediyorum.

Bunun sebebi olarak neyi görüyorsunuz?

Dönemimiz. Ben bunun okulunu okudum ve bu benim mesleğim. Türkiye’de bu gerçi hep böyle. Hiçbir zaman mezun olduğun bölümün işlerini yapamayabiliyorsun. Ne yazık ki böyle.

Senaristlik, sinemanın yazımsal kısmına ilginiz var mı? Bir oyuncunun siyasal olsun, toplumsal olsun bir takım endişelerinin üzerine bu mesleği icra etmesi gerektiğine inanıyor musunuz ?

Tabi ki inanıyorum. Söyleyecek sözün varsa sanatçı olmak istersin ya da söyleyecek sözünü büyük kitlelere duyurmak istiyorsan böyle bir mesleği seçersin. Çalıştığım bütün metinlerin altında bir ideoloji olmalı, ne olduğu önemli değil. Katıl ya da katılma, bu da önemli değil aslına bakarsanız. Benim böyle bir ideolojim var ve ben sadece bu ideoloji doğrultusunda ki filmlerde oynayacağım değil bu devir. Eskiden böyleydi ama şimdi başka ideolojilerin işlerinde olabilirim ama empoze etmek için değil, göstermek için. Çokta siyasetin içine girilmeden bu yapılmalı sadece göstertilmeli. Bu budur, şu şudur değil.

 

Size mesela bugün gelseler. Bir dolu proje var elimizde siyasi, trajik, drama, melodram. Hangisinde kendinizi daha çok ifade edebilirsiniz ? Hangisinin içinde olmak isterdiniz diye sorsalar, hangisini tercih ederdiniz ?

Her dalda olmak isterim. Ben bunu daha iyi yapıyorum ya da burada bulunmak isterim diye bir şey yok. Ben hepsine hakim olmak durumundayım ve hepsinde kendimi ifade etmek durumundayım. Oyunculuğun böyle bir şey olduğunu düşünüyorum.

Sizin oyunculuğunuzda, Türk toplumunu çok etkileyen Yeşilçam kültürünün etkisi var mı ? Oyunculuk kültürü olarak etkilendiğinizi düşünüyor musunuz ? Yoksa artık başka bir şey mi ?

Artık kesinlikle başka bir şey. Hatta şunu söyleyeyim. Konservatuara 18 yaşında gidiyoruz şuan 28 yaşındayım. İlk girdiğim dönem bile şu an ki benle alakalı değil. Çok fazla eksiğini görüyorsun ya da zamanında sana doğru gelen şeyler şu an da doğru gelmiyor. Artık başka bir dönemdeyiz, o oyunculuk tarihinin izleri şu an yok. Yeşilçam’a kıyasla daha doğala indirilmiş bir oyunculuk var. Müşfik hoca hep önce insan olun derdi. Gerçekten daha insan, doğal olduğumuz oyunculuklar çıkıyor eskiye nazaran. Yeşilçam çok fazla benim tarzım değil.

Bu filmle ilgili benim size sormadığım ama sizin izleyiciye söylemek istediğiniz şeyler var mı ? İzleyici bu filmde diğer korku filmlerinden farklı neyi bulacaklar ?

Bir kere bu Alper Mestçi imzalı bir film. Türkiye’de sizin de dediğiniz gibi son zamanlarda çok fazla korku filmi yapılıyor. Bu işi iyi bilmek lazım. Korku öğelerini çok iyi kullanmak lazım. Makyajıyla, oyuncusuyla, ışığıyla her şeyiyle. Dolayısıyla diğer filmlerden çok daha farklı bir şeyler bulacaklar. Gerçek bizim filmimiz zaten. Yurtdışında fantastik olarak algılanıyor ama burada gerçek bir hayat görüyoruz. Dediğim gibi, korkunun harici psikolojik gerilim öğeleri de çok fazla olduğu için başka etapta bir film olacağını düşünüyorum. Bu filmin bendeki yeri çok daha başka. Beni en çok zorlayan filmlerden birisiydi.

Bundan sonrası için bir projeniz var mı ?

Bundan sonrası için henüz netleşen bir durum yok. Tiyatro ve diziyi yürütmek zor oluyor. Ellerimiz Arasındaki Hayat tiyatrosunun üçüncü sezonua girdiğimiz için daha rahatlayacağım. Eylül ayı itibariyle bir dizi istiyorum. Muhtemelen de olacak gibi gözüküyor. Diziye geçmek durumundasın çünkü maddi kaygılarımız da var. Bu demek değildir ki her projeye evet diyeceğim. Öyle bir şey tabi ki yok.

Gerçekten bir oyuncunun dizi olmadan hayatını idame ettirmesi mümkün mü ?

Mümkün. Devlet tiyatrosunda kadroluysan, bence gayet mümkün gibi gözüküyor. Ben olsam devam ettirebilirim diye düşünüyorum. Bir de yaşam standartlarınıza da bağlı bu tabi ki. Bir çaya ben 1 lira veriyorsam ve siz 5 lira veriyorsanız tabi ki aynı paraya çalışıyorsak siz hayatınızı devam ettiremezsiniz. Hayatınızı nasıl planladığınız ile alakalı bir şey. Bugün 3 lira kazanıyorsam, yarın 5 lira kazanınca ona göre bir hayat sürdüreceğim ne yazık ki. Ne yazık ki biz sanatçı tayfası o parayı elimde tutmayı çok bilemiyoruz.

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.