Son yıllarda sanat eserinin neyi anlattığını değil, nasıl anlattığını gözetmeyi o kadar benimsemiştim ki, eserin değerini hikayenin gücünden çok, dil, araç ve yöntemde aramayı olağan buluyordum. Ta ki “Vahşi Masallar”ı (Wild Tales) izleyene kadar.

“Vahşi Masallar”, 2014 yapımı, İspanyol- Arjantin ortaklığında bir kara komedi. Yönetmenliğini Damián Szifron’un yaptığı filmde, “şiddet ve intikam” teması altında birleşen 6 kısa hikayenin her biri, şiddetin farklı bir biçimini yorumlayarak, farklı dışavurumlarını izleyiciyle buluşturuyor.

ALT BENLİĞE HÜCUM

Filmde, fiziksel şiddetin sınırlarını sonuna kadar zorlayan “En Güçlü Olan” adlı hikaye, uzun ve boş bir yolda seyreden iki araba sürücüsünün, bir “sollama” meselesinin sonunda birbirlerini öldürmelerini konu alıyor. Ne var ki burada sürücülerin kendilerini bir anlık öfkeye kaptırıp silahlarına davranması gibi insani bir durumdan söz etmiyoruz. Tersine, ki zaten hikayenin başarısını da sağlayan o, filmde, insandaki hayvani içgüdünün dışavurumuna en saf haliyle tanık oluyoruz.

İçgüdünün aklın önüne geçiş seyrini, adım adım, hiçbir abartma ya da mantık hatası olmadan, son derece doğal bir şekilde işleyen hikaye, bu yönüyle izleyicinin alt benliğine de ulaşarak derin bir etki bırakıyor.

SORU SORMAKTAN KORKAN Bİ DÜNYA

“Vahşi Masallar”daki bana göre en güçlü psikolojik şiddet hikaye ise, devletin birey üstünde uyguladığı psikolojik şiddetin günlük hayatta ortaya çıkışını konu alan “Minik Bomba”. Sıradan bir vatandaşın -parkın yasak olduğunun belirtilmemiş olması nedeniyle- park ettiği yerden arabasının çekilmesi ve sonrasında yaşadıklarını anlatan bu kısa filmde, ana kahramanımız, arabasını yalnızca geri alabilmek için bir dizi prosedür ve işlemden geçmekle kalmıyor, haklı olmasına rağmen bir dolu para cezası da ödüyor. Bu kadarla da sınırlı değil, derdini anlatmaya çalıştıkça, devlet çarkının birer dişlisi olan resmi görevliler ona, başta tepkisizlik ve duyarsızlık olmak üzere, psikolojik şiddetin farklı boyutlarıyla karşılık veriyor.

Bu noktada, kahramanımız, devletin ideolojik aygıtlarının bireyin en temel haklarını yok sayma mantığı üzerine kurulu yapısını idrak ettiğinde, bir tür aydınlanma yaşayıp, bagajına dinamit yerleştirdiği arabasını yasak yere park ederek arabanın havaya uçmasını sağlıyor. Sonuçta devlet bunu elbette terör eylemi olarak değerlendiriyor ama tam da bu noktada film amacına ulaşarak, izleyicinin “terör” kavramını yeniden sorgulamasını sağlıyor.

Bu açıdan film, soru sormaktan giderek korkar hale gelen bir dünyaya, nasıl soru sorulabileceğine dair, bana kalırsa dahiyane bir bakış getiriyor. Dahası, film, hayatı yeni yeni keşfeden küçük bir çocuğunki gibi saf ve düz soruların, günümüzde karmaşık sorulardan çok daha etkili olduğunu da kanıtlıyor. Sanatın böyle bir gücü var ve “Minik Bomba” bu gücü etkili bir biçimde kullanıyor.

“BEN DE YAPARDIM” DİYEBİLMEK

“Vahşi Masallar”ın psikolojik ve fiziksel şiddeti aynı anda ele alan son hikayesiyse, aynı zamanda benim favorim olan “Ölüm Bizi Ayrına Dek”. Gelinin, düğün davetlilerinden birinin kocasının gizli sevgilisi olduğunu fark etmesiyle başlayan bu film, bir kadının hayal kırklığının öfke ve şiddete dönüşme sürecinde beraberinde sürüklediği tepkileri de mercek altına alıyor.

Zira filmde gelin, damadın gerçeğini gördükten sonra, aşçıyla yatmaktan tutun da, damadın sevgilisini ayna kaplı duvara fırlatmaya, pistin ortasında deli gibi dans edip ağlamaya, mikrofonu ele geçirip rezilce konuşmalar yapmaya kadar aklınıza gelebilecek her şeyi deniyor. Tabii bir yerden sonra damat da çıldırıyor ve düğün alanı karşılıklı bir savaş alanına dönüşüyor. Sonunda birbirlerinden intikamlarını aldıklarını hissedip tatmin olan gelin ve damat, düğün pastasının üstünde sevişmeye başlıyor.

Şimdi, size bu olaylar zincirinin bir tanıdığımızın düğününde gerçekleştiği anlatılsa duyduklarınıza belki de inanmazsınız ama bu film insan psikolojisini öyle iyi bilen eller tarafından öyle güzel işlenmiş ki, gelin ve ardından damadın tepkileri izleyicide son derece doğal bir şekilde karşılık buluyor. “Evet” diyorsunuz, “ben de olsam tam olarak bunları yapardım.”

HİKAYELERİN BİRLEŞTİĞİ YER

Sonuç olarak, son yıllarda izlediğim en etkileyici film diyebileceğim “Vahşi Masallar”daki hikayelerin ortak yönü, her birinin basit, sıradan ama bir o kadar da güçlü olması. Dahası, hikayeler ne kadar etkiliyse, işleniş biçimleri de bir o kadar etkili.

“Vahşi Masallar”daki her filmde, insan doğasını ele alırken akıllıca bir noktanın üstünde durulmuş ki o da, insanın sınırlarının zorlanması halinde, kendisinin bile bilmediği, saklı kalmış yönünün karakterini bir anda nasıl domine edebildiği… Filmde bu süreç, yani insanın karanlık yönünü keşfi, bir tür “aydınlanma” olarak sunuluyor. Zaten beni de, izleyici olarak aydınlatan tam da bu yaklaşım oldu.

Bir de, filmdeki 6 hikayede de, bir duygunun, düşüncenin ya da içgüdünün üstüne gidilebildiği kadar gidilmiş, bu arada hiçbir eksiğe ya da boşluğa yer bırakılmamış olması, beni uzun zamandan sonra ilk kez tam anlamıyla tatmin etti diyebilirim. Şiddetle tavsiye!

MELTEM YILMAZ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.