Recep İvedik ve Babam ve Oğlum filmleri vizyona girdiğinden beri Türk Sineması müthiş bir kırılma yaşadı. Ancak bu kırılmanın sinemamız açısından avantajları olduğu gibi dezavantajlarının olma ihtimali de kaçınılmazdı. Çünkü bu iki film, yaptığı gişe hasılatı bazında değerlendirildiği için, yapımcılar da özellikle son yıllarda bu tür filmlerle seyircilerin karşısına çıkmaya devam ediyor. İşte komedi ve aile temasını barındıran dram türlerinin oluşturduğu bu sarmalda seyirci, sinemaya daha pragmatist şekilde yaklaşmaya başladı. Çünkü konjonktürel meseleler ve memleketin genel umutsuz atmosferini düşündüğümüzde, insanlar kafalarını dağıtıp, sorunlardan kendilerini soyutlama maksatlı çeşitli yollara başvuruyorlar. Çareyi TV programlarında aramak gibi sinemaya sığındıkları da oluyor. Ama buradaki ‘’sinema’’ algısı salt ve sanatsal üzerine değil maalesef. Bir ‘’kaçış sineması’’ var bu noktada. Bu doğrultuda da total seyirci, sinemaya gittiği zaman gülüp eğlenebileceği ya da duygulanıp hüzünlenebileceği filmleri seçiyor. Hal böyleyken özellikle Recep İvedik’in vizyona girdiği 2008 yılı itibarıyla ‘’Türk sinemasının gelişip gelişmediği’’ sorunsalı yeniden masaya yatırılmaya başlandı. Sinema yazarları, akademisyen, film yapımcıları ve tabi ki seyirciler de hala bu sorunsal üzerine sorgulamalar yapıp çözüm üretmeye devam ediyor.

 Aslında meseleyi bu kadar basit bir şekilde genellemek yerine daha yoğun ve kapsamlı ele almak için Türk sinemasını yakından takip eden/etmeyen her kesimden ve statüden insanlara şu soruyu sorarak araştırmayı biraz daha katmanlı hale getirmeye çalıştım: ‘’Sizce Türk Sineması gelişiyor mu gelişmiyor mu? Neden?’’

 SİNEMA YAZARLARI NE DİYOR?

Öteki Sinema’nın kurucusu olan Murat Tolga Şen, Medyaradar.com’daki TV ve Beyazperde.com’daki sinema yazılarıyla adından sıkça söz ettiriyor.

Murat Tolga Şen (Beyazperde.com): “Gelişmiyor. Seyirci sadakatine ve hoşgörüsüne aşırı güvenen Yeşilçam tarzı yapımcılık anlayışı yüzünden üretilen “hap yap para kap” filmlerle, “sanat filmi” olma iddiasındaki itinayla festivalize edilmiş taklitçi ilk yönetmenlik denemeleriyle kobay yerine konan seyirci uyanıyor. Önüne konan her filme bilet almaktan vazgeçiyor,  “Türk filmi”ne olan ilgi hızla düşüyor. ”

Ali Ulvi Uyanık (Milliyet Sanat): “Biçimsel açıdan yani sinematografik açıdan ilerleyen ama içerik anlatımı, fikir açısından geriden giden bir sinemamız var. Aslında bu sorduğunuz soru çok geniş bir kapsamda incelenecek bir konu. O yüzden net bir şekilde gelişiyor ya da gelişmiyor demek pek mümkün değil. Tabi şunu da unutmamak lazım. Sektörel bir şekilde baktığımızda AR-GE açısından dışa bağımlı bir sinemamız var. Ayrıca sansür ve otosansür de son yıllarda özellikle sinemamızda yaygınlaşmaya başladı. Bunu da yadsımamak lazım. ”

Murat Erşahin (Sinemamuzik.com): “Türkiye sineması gelişiyor. Genç ve yaratıcı isimler ortak bir dil geliştirme konusunda önemli bir adım attılar kanımca. Anahtar kelime ise cesaret. Politik olsun, sosyo ekonomik, kültürel olsun, tabu olarak görülen her türlü yerleşik görüşe muhalif sesler çıkıp, filmler yapılabiliyor. Bu sürecin, yakın dönemde daha fazla üretken olacağını düşünmekteyim. Uluslararası prestijli film festivallerinde büyük ödüllere

ulaşma ve bu yarışmalarda yer alma sayımız da az değil. Nitelik ve nicelik anlamında epey yol kat ettiğimizi düşünüyorum. Daha fazla cesaret, hür irade ve yaratıcılık. Üzerinde durulması gereken noktalar bunlar…”

Alper Turgut, Cinedergi, Beyazperde gibi online sinema mecrasının önemli yerlerinde yaptığı sinema yazarlığını şu sıralar Birgün gazetesinin Pazar eklerinde sürdürmekte…

Alper Turgut (BirGün gazetesi): “Memleket sineması, yüz yaşını aştı, lakin hala emekleyen bir çocuk gibi davranmakta. Çünkü hala bir ekol, hala bir okul olamadık. Tek tük başarılar, tekniğin ilerlemesi, dünyanın çeşitli festivallerinden alınan ödüller, evrensele ulaştığımızın göstergesi değil, ne yazık ki. Yerele takılı kaldık resmen. Kopya gibi sanat filmleri ve kötü gişe işleriyle, çıtayı yükseltmek, haliyle zor. Ancak umutsuz da değilim, elbette. Yeni bir kuşak yetişiyor, üstelik şanslı bir kuşak, internet aracılığı ile dünyanın her köşesinde yapılan filmleri izleyen ve sinema sevdasına düşen bu gençler, bu kısır döngüyü kıracaklar,. Eminim. ”

 

Ecem Şen (Filmloverss.com): “Türk Sineması’nın açılımını çok beğeniyorum. Sanki yine bu dönemde de bir açılım yakalanılacak gibi. Yani geliştiğini düşünüyorum. Ama şu an için gelişti demek doğru değil bence. ”

Gökşen Aydemir (FilmArası dergisi): “Gelişiyor. Mutlaka gelişiyor. Ama şöyle bir şey var. Estetik ve teknik olarak gelişiyor ama etik olarak sınıfta kalıyor. Etik yok! ”

Demet Öztürk (Cinerituel.com): Yurt dışı festivallerde gösterim ve ödüller hesaba alınırsa gelişiyor denebilir. Tabi bunu söylerken eskiye kıyasla festival ve yarışma sayısında artışı da söylemek mumkün. Ve gelişiyor..Sinema dünyada da değişim gösteriyor. Bu teknoloji gibi sanki geçmişe oranla film oranındaki artış kalite ile doğru orantıda ilerlemiyor.

Pınar Tınaz (Sinema dergisi): “Her şey gelişir, her şey değişir… Bence ana sorunu spesifik hale getirmek lazım. Mesela ekonomik anlamda gelişme gösterdi Türk Sineması. Sektörel büyüme arttı ama buna karşılık sektörün ihtiyaç duyduğu düzenlemelerin gerçekleşmesi son derece yavaş. sendikalaşma, ücretlerin stanardizasyonu gibi. Senaryo yazımı adına çok iyi örnekler çıkıyor ama onun yanı sıra popüler sinemanın tercih edilirliği de arttı. Seyirci kitlesi, siyasi ortamdan büyük ölçüde etkilenir. O dönemin yükselen değerleri seyirciye sirayet eder. Şu an genel seyircinin tercihi basit komediler ve din temalı korku filmlerinden yana ama bunu bir gerilme olarak da görmek yanlış olur. Çünkü sektör başka türlü büyüyemez. Sektörün ayakta kalması için bol seyirci çeken basit filmlere he zaman ihtiyaç vardır. Film yapma olanakları da arttı son on yılda. Finans kaynakları çeşitlendi. Bu da daha çok liberal ekonomi şartları ile ilgili globalleşme ile ilgili. Bunun gibi şeyler ama gelişme dediğinde buna bir ad koyarsanız daha spesifk bir cevp verebilirim. Ve bence ona gelişme değil, değişme demek daha doğru olur. Çünkü gelişme çok yönlü bir şey. misal çocuk büyür, gelişir ama aynı zamanda da yaşlanmaktadır aslında. ”

Onur Kırşavoğlu (Perasinema.com): “Sinemamız tabii ki de gelişiyor. Özellikle teknik açıdan 10 sene evvel sadece NBC filmlerinde görebildiğimiz sinematografik kalite epey yaygın hale geldi. Bunda teknolojinin hızlı gelişiminin de rolü var elbette. Bunun yanı sıra sinemamızın eskisi gibi çok salonlu hale dönüşmesi de önemli etken. Çoğu kötü olan gişe filmleri aslında sektörü canlı tutuyor ve film yapılması için oluşacak imkanları da destekliyor. Kaliteli filmler pazarın küçük bir kısmını oluşturuyorlar ama var olmayı başarıyorlar. Dil olarak ise sinemamızın geliştiğini ama hala yetersiz ve baskı altında olduğunu söylemek gerek. Bir otosansür mecvut ama yine de eskisinden daha cesur olan sinemacılar var. Son olarak bu gelişimin en önemli ögesi olan genç sinemacılar hakkında iki kelam etmek gerekir. Eskiden, hatta 5-6 sene önceye kadar belli yönetmenlerin sırtladığı ve proje ihtiyacı giderdiği sinemamızın artık birçok genç ve başarılı yönetmeni var. Her sene sayılarında da belirgin bir artış var. Son tahlilde eksiği çok olan sinemamız gelişimini de gayet gözle görülür şekilde sürdürüyor. ”

Azra Önay ( Radyo ve TV Programcılığı-Başkent Üniversitesi): Türk sineması gelişmiyor. Çünkü sanat için sanat yapılmıyor. Toplum için sanat yapılıyor. Toplumun beklentisi ortada aşk meşk dedikodu gibi türler sevdiği için yapımcı da geliri karşılamak için adam akıllı senaryolar yerine saçma sapan senaryoları kabul ediyor. Bizim yapımcılarda ya tutmazsa korkusu var. Yıl olmuş 2016 hala bilim kurgu çekemedik.

Hasan Nadir Derin (Gölge e-dergi’de sinema yazarı): Türkiye Sineması gelişiyor mu? Gelişiyor, Çünkü filmlerimiz uluslararası piyasada daha öncesine göre çok daha fazla ödül alıyor ve kabul görüyorlar. Pek çok filmimiz uluslararası festivallerde diğer filmler yanında hiç yadırganmadan izlenebiliyor ve başarılı oluyor. Özellikle genç yönetmenlerimizin sinema duygusu, senaryo çalışmaları ve oyunculuklar giderek iyiye gidiyor. Sayısal olarak da her yıl bir öncekinden daha fazla film üretiyoruz. Türkiye Sineması gelişiyor mu? Gelişmiyor, çünkü sektörü ayakta tutması beklenen popüler filmlerimiz giderek birbirine daha çok benzeyen komedi ya da korku filmlerinden ibaret olmaya başladı. Bunların kalitesi ise yukarı değil aşağı gidiyor ne yazık ki. Popüler kanattaki filmler sinemasal anlamda bir yenilik içermedikleri gibi ya küfür üzerinden ya da yerel lehçelerle güldürme ya da cin hikayeleri üzerinden hep aynı tekniklerle korkutma üzerine kurulu. Ve birkaç örnek dışında bunların çektikleri seyirci sayıları da düşmeye başladı. İlk paragrafta bahsedilen filmlerin seyirci sayıları ise çok daha düşük. Bu şekilde hayatına devam etmeye çalışan sektör çok sağlıklı gözükmüyor.

Su Bahadır (Beyazperde sinema yazarı): Bence gelişiyor çünkü yapımların sayısı arttığında kalite düşse de buna tepki olarak daha başarılı filmler de ortaya çıkmaya başlıyor. Klişeleşmiş komediye alternatif komedi, birbirini tekrar eden dramlara ise yeni perspektife sahip dramlar ekleniyor. Abluka, Sarmaşık bunların örneği. Sadece bunlar “festival filmi” kategorisine sokulduğu için seyircilere daha zor ulaşıyor, o yüzden de Türk sineması gelişmiyormuş gibi bir algı oluşuyor. Oysa ki her dönem gibi bu dönemin de tekrara düşmeyen, başarılı filmleri var.

ÖĞRENCİLER NE DİYOR?

Yeni Film dergisi ve Zaytung.com’a da yazan Murat Dural, şu sıralar Anadolu Üniversitesi’nde Sinema ve Televizyon üzerine yüksek lisansını yapıyor.

Murat Dural (Sinema ve Televizyon-Anadolu Üniversitesi): “Türkiye sinemasının en güncel hali yönetmen sinemasının yenilikçi hamleleri ve kültür endüstrisinin standartlaştırıcı görünümleri olarak iki ayrı başlıkta incelenebilir. 90’lardan itibaren yeni bir sinema dili ortaya koyan Derviş Zaim, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan gibi yönetmenlerin filmleri “Yeni Türkiye Sineması” başlığında dönemselleştirilmişti. Günümüzde yenilikçi başka yönetmenler de “yönetmen sineması” başlığı altında incelenebilir. Yurtdışında da adını duyuran Abluka, Sarmaşık, Sivas filmlerine imza atan Emin Alper, Tolga Karaçelik, Kaan Müjdeci gibi yönetmenler; kadın karakterlerin bireysel ve toplumsal sorunlarına eğilen ve çektikleri ilk uzun metraj kurmaca işlerle eleştirmenlerce beğenilen Deniz Akçay Katıksız (Köksüz, 2013), Ahu Öztürk (Toz Bezi, 2015), Senem Tüzen (Ana Yurdu, 2015) gibi kadın yönetmenler, evrensel işlere imza atabilen Türkiyeli yönetmenler olarak dikkat çekiyor. Kültür endüstrisinin ürünlerine baktığımızda ise, birbirine benzeyen karakterlere ve temalara sahip komedi filmlerini görebiliriz. Bu filmler bel altı mizah kalıpları, kaba komedi öğeleriyle biliniyor ve sinema yazarlarınca da “kaçış sineması” olarak adlandırılıyor. Niteliğe önem vermeden sıradan bir eğlence anlayışı sunan bu filmler seri bir şekilde üretiliyor. Sadece Mart-Nisan 2016 tarihlerinde 14 komedi filmi vizyona girdi. Dağıtım sistemi, bu tip filmlerden yana olsa da Başka Sinema gibi alternatif dağıtım kanallarıyla yenilikçi yönetmenlerin filmleri de festivallere sıkıştırılmaktan kurtarılabilinir. Bu nedenle, Türkiye sinemasının gelişmesi dağıtım kanallarındaki tekelleşme sorununun çözülmesine bağlı ve sinemamızın çok sesli bir yapıya erişmesi aynı zamanda ekonomi-politik bir mücadele alanı… ”

Uğurcan Yanık (Basın ve Yayın-Anadolu Üniversitesi): “Bence gelişmiyor. Çünkü yaratıcılık ve hayal gücü yok. Yeni bir şey üretme derdi yok. Varsa yoksa küfür, aşağılama üzerinden yapılan komedi ya da ağlak, duygu sömürüsü bol dramlar var. Açıkçası festivalleri takip edemediğim için oradaki filmler hakkında bir bilgim yok.

Doğukan Akaydın (Basın ve Yayın-Anadolu Üniversitesi): “Bence gelişiyor çünkü her geçen gün çıkan yıllık film sayısı ve kalitesi gözle görülür bir artış sergiliyor düşüncesindeyim. ”

Ege Başaran (Sinema ve Televizyon-İstanbul Üniversitesi): “Farklı açılardan her ikisi de. Gelişmediğini düşünme sebebim, dağıtımın tekelleşmesi ve bu firmanın aynı zamanda üretimi de ele geçirerek her türlü alanı kısıtlaması. Geliştiğini düşünme sebebim de; artık eskisine nazaran çok daha fazla kadın ve kürt sinemacı var ki giderek çoğalıyorlar. Hele Türkiye gibi bir ülkede, sinema sektörünün hali de düşünüldüğünde bu epey önemli bi olay bence, şahsen pek mutlu oluyorum. ”

Toprak Umut Sevinç (Sinema ve Televizyon-Anadolu Üniversitesi) : “Bence son yıllarda gelişimini katlayarak ilerleten bir festival endüstrimiz var. Ülkemizde çok da sık kullanılmayan sinemanın bazı yardımcı öğeleri son yıllarda kullanılmaya başlandı. Yardımcı öğelerden kastımı örneklendirmem gerekirse ilk önce soyutlaştırmayı ve metafor kullanımını öne sürerim. Yıllarca kör göze parmak şeklinde ilerleyen filmlerimiz son dönemlerde oldukça bu ikiliye önem veriyor. Festival sinemasındaki bir diğer gelişimi de görüntü ve ses alanlarındaki gelişmeler olarak gördüğümü belirtmek istiyorum. Kullanılan ses ve görüntülerin uyumu izleyici üzerinde daha derin bir etki yaratıyor; ki bu eski filmlerimizin bir çoğunda bulunmayan bir nokta. Yani özetle bana sorarsanız Türk Festival Sineması son dönemlerde oldukça gelişti, bunun en büyük kanıtı olarak da Nuri Bilge’yi gösterebiliriz. Vizyon Sineması’na gelirsek bence bu sinema da içinde ikiye ayrılıyor. Kendini geliştirmeye çalışan ve gelişmek gibi bir derdi olmayan iki kısım var. Aslında kendini geliştirmeye çalışan kısmı tam olarak Vizyon Sineması içine koyamıyorum çünkü Festival Sineması’na kayan noktaları da yok değil. Peki bu gelişmeye çalışan kısım dediğim nedir? Bunu şu isimlerle örneklendirebilirim: Çağan Irmak, Burak Aksak, Onur Ünlü vb. Evet çok bilindik örnekler ama bu insanların belli bir kalitenin üstünde olduğunu kimse inkar edemez. Diğer kısma gelecek olursak da örneklendirmeme Şahan Gökbakar’la başlar, Şafak Sezer’le devam eder ve vb. kullanırım. Genel bir özet gerekirse de Türk Sineması belli bir oranda gelişiyor, en azından gelişmeye çalışıyor. Maddi olanaksızlıklara rağmen fikirsel ve teknik gelişmelerin beni ilerisi için umutlandırdığını söyleyebilirim. ”

 

HALK NE DİYOR?

İngilizce öğretmeni olan Bülent Coşkun aynı zamanda sıkı bir sinefil. Özellikle büyük şehirlerde düzenlenen festivalleri kaçırmamaya özen gösteriyor.

Bülent Coşkun (Öğretmen): “Yeşilçam ile beraber iyi filmler çıktı. Bu 80’li yıllara kadar devam etti. Ancak 80 darbesinden sonra tamamen başka bir şeye evrildi. Çok daha az film çevrilmeye başlandı. Biraz da tabi baskı dönemleriydi 80’lerin ilk dönemleri. Özellikle 85-90 civarı. O dönemlerde bazı yönetmenler Sanat Sineması yapmaya başladı. Onlar da çok kısıtlı bir seyirciye hitap etti. Eşkıya ile beraber bir patlama oldu 1996 yılıydı yanılmıyorsam. O zamanlar yılda 10-15 tane Türk filmi yapılıyordu. Sanat Sineması örnekleri de Popüler Sinema da dahil olmak üzere… Sonrasında 2000’lerin başından itibaren bilhassa komedi filmleri örnekleri artmaya başladı. Zaten bilhassa bu komedilerden ötürü Türk Sineması iyi örnekler üretemiyor günümüzde. Bunun sebebi dengeyi tutturamamak. Yani hem seyirciye hem de eleştirmenlere ya da ‘’entelektüel izleyiciye’’ hitap eden dengenin kurulamamasından kaynaklanıyor. Ben bu şekilde değerlendiriyorum. ”

Zahide Erkan

Zahide Erkan (Emekli-Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı): “Türkiye’de sinema sektöründe kurumsallaşma olmaması, halkın eğitim seviyesinin gittikçe düşüyor ve gelen her yeni neslin bir öncekinden daha az kitap okuyor olmasını söyleyebilirim. Beklentileri ve yaratıcılıkları da aynı oranda düşen bir seyirciyi güldürmeye Recep İvedik yetiyor. Eski filmlere baktığınızda olağandışı konuların olmadığını ya da hemen her filmin birbirine benzediğini görebiliriz ancak buna rağmen insanı etkileyen bir samimiyeti ve oyuncuların gerçekçiliği var. Çoğunun eğitimine baktığınızda tiyatro oyuncusu ya da eğitimli kimseler değiller ama mesleklerini hakkıyla ifşa ediyorlar. Bence günümüz sinemasının eksikliği ideolojilerinin olmayışından kaynaklı. Her şey salt para için yapılıyor. Oyuncu para kazanmak için oynuyor, yönetmen para için çekiyor filmini. Böyle olunca da sorunlar malum. ”

Filiz Esen Uyar (Ev hanımı): “Ya ben ne ileri ne geri diyorum. Bence imkanlara doğru orantılı bir gelişme yok. Yani sanatsal gelişim yok. Tüketim toplumuyuz sinemada buna paralel gidiyor. Gelişmiyor bence. ”

Tuğçe Öztürk (Öğretmen): “Gelişiyor. Bir Zamanlar Anadolu’da, Kış Uykusu, Kosmos gibi son donem filmleri son derece aşama kaydettiğimizi gösteriyor öyle teknik aciklamalar yapamam ama Bir Zamanlar Anadolu’da bana Inception’da yaşadığım sinema büyüsünün aynısını yaşatabildi. Tabi daha çok zaman var bunun Türk Sinemasi olarak genellenmesi için.. ”

Ceren Atalay (Avukat-Ankara Barosu): “Bence Türkiye Sinemasi çift yönlü bir seyir halinde. Birincisi popüler kültür içinde harmanlanan ve estetik algıdan uzak bir sinema diğer yanda ise umut verici Yeni Dalga bir sinema. Kadın yönetmenlerin ve genç kuşak yenilikçi yönetmenlerin nitelikli artışı cok sevindirici. Kadın Filmleri Festivali, İşçi Filmleri Festivali ve Engelsiz Film Festivali’ni elimden geldiğince takip ederim ve son 3 yilda görebildiğim gerçekten iyi bir gidişatın olduğu. ”

Halil Işık (Eczacıbaşı-Danışman): “Valla nicelik açısından gelişiyor da nitelik açısından yerinde sayıyor. Hep aynı tarzda filmler hep aynı tarzda banal komediler.. Yok yani hani bir de değişik bir şey yaptığın zaman da bu sefer salon bulamıyorsun. Öyle de bir şey var. Türk Sineması’nı geliştirmeye çalışan yönetmen sayısı da çok az. Böyle kolay förmülden ilerliyorlar. Velhasıl geliştiğini düşünmüyorum. ”

Ertan Günay (İdari Müdür-PENTA A.Ş.): “Türk Sineması, geçmiş ile kıyaslandığında gelişiyormuş gibi görünse de dünya çapında teknolojik ve medyatik gelişmeleri göz önüne alırsak pek gelişme gösterdiği söylenemez. ”

Yorumlardan da anlaşıldığı üzere ‘’Türk Sineması’nın Gelişim Sorunsalı’’ konusunda hemen herkes benzer şeyleri düşünüyor. Genel olarak Türk Sineması’nın geliştiği söylense de gerek sektörel gerek ekonomik gerekse de nitelik açısından insanlar bazı eksiklerden dem vuruyor. Sinema yazarından ev hanımına kadar pek çok insanın Türk Sineması konusundaki fikirleri ve dertleri birbirine çok yakın. Aslında bu çok iyi bir gelişme. Boxoffice.com’daki verilerin aksine sadece gişe filmleri değil, bağımsız filmlerin de izlendiğinin de küçük bir göstergesi. Ve ikisi de ayrı kulvarlardan değerlendiriliyor. Onun dışında sinemaya dair ilgisi fazla olmayan insanlar için nicelik olumlu bir gelişme iken, Türk Sineması’nı yakından takip edenler için bir gerileme teşkil ediyor.

Peki bizim bu sorunsal üzerine çözüm açısından nasıl bir yol izlememiz gerekiyor? Öncelikle yapımcılar, Murat Tolga Şen’in de belirttiği gibi ‘’hap yap para kap’’ formüllü filmlere bu kadar fazla prim vermeyecekler. Bağımsız yapımlara da destek olup onların önünü açacaklar. Gerçek anlamda ‘’sinema’’ yapmak isteyen genç yönetmenlere imkan tanınacak. Sonrasında ise film dağıtımcıları, salon planlaması konusunda gişe filmlerini kayırmayacak, sanat filmlerine üvey evlat muamelesi yapmayacak. Evet Başka Sinema gibi bir oluşumun faidesi gözle görülür bir şekilde artıyor fakat bu nereye kadar sürecek? Daha sonrasında sinema yazarları da elini taşın altına koyacak. Vizyondaki her türlü filmi izleyip, en zayıf en kötü filmi bile geçiştirmeden eleştirip eksiklerini ortaya koyacak. Ve son olarak yapılması gereken en önemli hareket halktan gelecek. Her şeyden önce sinemaya giderken seçici davranacaklar. Gülelim, ağlayalım gibi pragmatist bir amaç gütmeyecek. Sinemaya ‘’sanat’’ gözüyle bakacaklar.

Bunlar yapıldığı takdirde Türk Sineması elbette %100 bir gelişim göstermeyecek. Ama en azından ‘’kurumsallaşma’’, ‘’niteliğin öne çıkması’’ gibi faktörler biraz daha artış gösterecektir diye tahmin ediyorum.

FURKAN ERKAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.