Korku filmleri furyasına son katılan genç oyuncu Merve Sevi. Şeytanın Çocukları: El Ebyaz filminde oynayan Sevi cin gibi konulardan korkmadığını ama bunlara dair bir inancı olduğunu söylüyor…

Hayat Bilgisi dizisiyle 2003 yılında tanımaya başladığımız Merve Sevi daha bir çok dizilerle karşımıza geldi. Rina, Gülcemal, Bahara Yolculuk ve bu hafta vizyona giren Şeytanın Çocukları: El Ebyaz ise güzel oyuncunun sinema filmleri. Sinemamızın başarılı kadın oyuncuları arasına girmek için bir sınav veren Sevi’nin bu filmdeki performansı dikkat çekici.

Senaryoyu okuduğunuzda bu filmde oynamayı ne ikna etti sizi?

Rolümün gizemini çok beğendim. Benim karakterim üzerinden seyirciyi ters köşeye yatıran bir yapısı vardı senaryonun. Ayrıca şimdiye kadar korku filminde oynamamıştım. Bu da benim için ayrı bir deneyim olacaktı. Tabii bir de yönetmenimiz Oya’nın bu projede olması çok önemliydi.

Kapalı bir mekanda çekim yaptığınız zaman tamamen kendi oyunculuğunzla baş başa kalıyorsunuz ve derinliğiniz öyle artıyor. Bu konsantrasyonunuzu arttırmıştır.

Kesinlikle arttırdı. Zaten mekan ister istemez sizi havaya sokuyor. O çok enteresan birşey. Eğer biz o ekiple bir evin dairesinde çekiyor olsaydık bunu ben aynı efektif özelliği vereceğini düşünmüyorum. İyiki böyle bir konsept olmuş. Çünkü gemi zaten ister istemez insanı bir rehavetin içine sokuyor, klostrofobik bir durum var. Benim öyle şeylerim yok ama hani sete ulaşmak için üç tekneye binip gidiyorsun. O da seni hazırlıyor. Ben diğer oyuncu arkadaşlarımdan daha az kana bulandım ve sıkıntısız alanlarda çalıştım diyebilirim. Genel olarak çok güzeldi. O yönetmen baskısını yaşamadım hiçbir şekilde. Oya bana bütün kapıları açtı diyebilirim. Tabiki de onunda sözünü dinlediğim çok yer var ama kendi sözümüde dinlettiğim çok yerler oldu.

Korku filmi severmisiniz ?

Hiç sevmem. Tercih ettiğim bir tür değil. Dedim ya, korkuyu izleyen bir kitle var ve bekliyorlar heyecanla. O ben değilim işte. Ben film izlerken ay ne güzel hikaye deyip ağlamıyorum. Çok romantik bir tip olmadığımdan da kaynaklı olabilir. Film izlerken neler oluyor hayatta, neler yapılabiliyor, ne kadar başarılı olunabiliyor, kimler neler çekiyor kafasıyla baktığım için belki o duyguya giremiyor olabilirim.

Bizim ülkemizde cin bir gerçek. Yurtdışında drakula varsa. Türkiye’de de cin var. Sizin böyle inançlarınız var mı ?

Korkum yok ama inancım var.

Şimdi sizin korku filminiz oldu. Rina vardı, gençlik dizileriniz var. Farklı türlerde rol alıyorsunuz. Hangisi daha çok sizi tatmin etti ?

Hepsi aslında. Ben dediğim gibi en başta korkuya bir tereddütle baktım açıkcası ama yapabilir miyim yapamaz mıyım diye değil. Bir sorumluluk alıyorsunuz, herkeside aynı anda tatmin edemezsiniz. Mutlaka beğenmeyecek olan birileri olacaktır. Bu çok normal ve olması gereken birşey. Denk geldi diyebiliriz. İki yaz önceydi galiba. Bahara Yolculuk’u çektik Kırgızistan’da o da mesela bir dramdı, ağır bir dramdı. Oda benim için çok zorlayıcı bir roldü.

En çok hangisinde kendinizi ifade edebiliyorsunuz?

Komedi oynarken çok rahat hissediyorum. Çünkü komedinin daha zor olduğunu düşünüyorum. Komedi yaparken komik bir duruma düşebilirsiniz, o çok ince bir çizgi, orası rezalete gider. Ama daha kontrollü oluyorum çünkü güldürmek çok zor birşey. Gülünmediği zaman durum çok kötü oluyor. Hani sen birşey yapıyorsun da gülünmediği zaman daha tehlikeli. Orada tek beklenti var gülmek. Karşılığını fazlasıyla aldığım için sanki orada daha bir ifade edebiliyormuşum gibi geliyor kendimi. Yetenek olarakta daha iyi idare edebiliyormuşum gibi geliyor. Bu filmde gerçekten hem lokasyon olarak, hem ruhani olarak çok kendimi sınırlandırılmış gibi hissettim ve ilk defa böyle birşey yapıyorum. Her şeyin bir ilki vardır ve ben ilk defa korku yapıyorum. Böyle bir tedirginlik bunun üstüne gitmeliyim duygusu yaratır bende. Ben 22 gün boyunca o duyguyla yaşayarak o sete gittim.

Diyoruz ki sinema güzel kadını sever. Bunun Yeşilçam’da çok örneklerini gördük. Günümüzde yıldız sistemi olmadığı için bunu bu kadar net algılayamıyoruz ama sonuçta sonuçta güzel kadın sinema için çok önemli. Güzel kadının da kabiliyet ve oyunculuk olarak kendisini geliştirmesi ve bir şeyler eklemesi lazım. Bu noktada nasıl bir kariyer planınız var ? Neler yapıyorsunuz ?

Okul bitirmekle olmuyor bu işler. Okulu her bitiren star olurdu o zaman, öyle olmuyor. İnsanın istediği ve sevdiği işi yapıyor olması çok önemli bir şey. İstenilen başarıyı elde edince de tatmin olup durmamak gerektiğini düşünüyorum. Mesela benim için çok önemlidir bu, kitap okuyacağım gün telefona bakmam ben. Kitap okuyacağım zaman o gün arkadaşlarımla bile konuşmak istemiyorum mesela. Kitap okumak için iş kabul etmediğim bile oldu benim. Çok merak ettiğim biryer vardı tatile gitmem gerekiyordu. Minik bir iş gelmişti devamı olmayan. Ben iptal edebilirdim o tatili. O işe gidip parayı kazanmak için ama yapmadım çünkü orayı merak ediyordum. Şunu sorgulamak lazım ideolojilerimiz için yaşamak doğrumu yoksa aynı zamanda hem ideolojik olup hemde para kazanmakta mı istiyoruz. İkisi bir arada şu an mümkün değil bu sektörde. Ben galiba şu an ideolojilerim doğrultusunda ilerliyorum ve daha öncede hep öyle ilerleyerek para kazandım. Sadece zaman ve sistem değişti. Sistem çok değişti. Sisteme biraz ayak uydurmakta sıkıntı yaşıyor olabilirim. O noktada işte menejerlerim devreye giriyor. Onlar hep ortadalar zaten. İyi ki varlar. “Merve’cim o öyle değil, senin sandığın gibi değil o işler” diyorlar. İster istemez o sistemin bir noktasında bulunmak durumunda kalıyorum. Çok okuyorum. Filmi, sinema dışında evde izleyemiyorum. Hani vardır ya öyle oyuncuların biz bugün evde dört film izledik. Ne anladın dört film izledin. Mümkün değil konsantre meselesi. Ben ses istemem. Salonda televizyon açık merak ediyorum televizyonda ne oluyor. Tamamen izole ama bu benim problemim tabiki. Yani metroda okuyor insanlar inanamıyorum. Hacıosman’dan Nişantaşı’na gidecek. 3-5 durak gidecek kitap okuyor. Ben yapamıyorum. Bu bir şeye tamamen konsantre olma zorunluluğunu hissetmemden oluyor. Kitap okumak benim için çok önemli bu konuda. Kişisel gelişim de okusanız, roman da okusanız. Hakan Günday okumaya başladım şimdi. O farklı kafalara götürüyor beni. Bu beni çok geliştiriyor. İnsanlara davranışım değişiyor, oyunculuğum nasıl gelişmesin.

Kitap dışında güncel hayatınızdaki etkileşimlerle kendinizi geliştirdiğinizi anlıyorum. Oyunculuk aslında insanı biraz asosyal yapan bir meslek. Bu ikisi bir arada biraz zor olmuyor mu?

Herkesle her şey yapılmaz. Herkesle tatile gidilmez gibi. Ben hayatımda ki insanlarla bir çok şeyi yapabiliyorum. Çok az trip atabilen. Karşılıklı oturup sessizce kitap okumaktan keyif alan arkadaşlarım var. Onları gözlemlediğim zaman onlardan çok şeyler öğreniyorum. Bu da benim karşıma bir gün, bir yerde gelecektir diye düşünüyorum. Farklı insanlarla farklı şeyler deneyimlemeye gerek yok bu anlamda. Şimdi bazı insanlar vardır kişi kaybetmeyi sevmezler. Böyle bir insani ilişkilerim yok.

Türk sinemasın da kadın oyuncu biz biliyoruzki 80’ler ve 90’ların ikinci yarısıa kadar filmizmnin Türk sinemasına çok büyük etkisi vardır. Fakat 2000 sonrası bu anlamda geriye bir adım atıldığını düşünüyorum. Bu konuyu nasıl görüyorsunuz

Bence şartlar değiştikçe herşey değişti. Çok fazlayız artık. Bahsettiğiniz ideolojik fikirleri savunacak dünyada değiliz. Türkiye’de de değiliz. Feminizm çok göreceli bir şey, adamına göre değişir. Farklı düşünülebilir yani. Böyle bir şey. Ne istediğinizle de alakalı. Tabi ki bence erkekler hayatımızda olmalı. Olmadan olmaz. Bunu bir sektöre mal etmek çok yanlış. Bence eskiden de yanlıştı.

Bundan sonra bir projeniz var mı ?

Şu an için görüştüğümüz bir kaç yer var. Tam olarak netleşmeden ya da benimle görüşülecek pozisyona gelmeden söylemezler, sır gibide saklarlar onu. Bir şeyler var ama film yapmayı daha çok çok istiyorum.

Bu filmle ilgili benim size sormadığım ama sizin izleyiciler için söylemek istediğiniz bir şeyler var mı ?

Ben korku seyircisine çok güveniyorum. Diyemem ki milyonlar izlesin. İzleseler çok güzel olur. Anlatmak istediğimizi anlayıp. %75-80 tatmin olurlarsa ben çok mutlu olurum. Dediğim gibi herkesin beğenmesini beklemiyorum mutlaka eksiklerim hatalarım olabilir. Hani ilkin de kusuru olmaz derler ya öyle baksınlar artık. Bilmem ikinci, üçüncü korku olurmu. Devamı gelir mi oralardan emin değilim. Keyifli seyirler diyorum.

 

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.