Her yıl olduğu gibi bu yıl da Nisan ayının gelmesiyle birlikte İstanbul’a bahar filmlerle geliyor. Bu yıl 35. yaşını kutlayan festival 7-17 Nisan tarihleri arasında düzenleniyor.

Geçtiğimiz yıl yaşanan “sansür” krizi sebebiyle ikinci haftası son derece sıkıntılı geçen festivalde hatırlayacağınız üzere yarışmalar iptal edilmiş, yerli filmlerin gösterimi ise iptal edilmişti. Bu sebeple programda da değişikliğe giden festival yönetimi festivalin ikinci haftasında yerli filmler yerine yabancı filmlerin gösterimlerini eklemişti. Bu yıl tüm bu şansızlıkların geride kalmasını ve en azından filmlerle dolu geçireceğimiz bu on günlük sürecin hepimize iyi gelmesini temenni ediyorum.

25 bölümde 62 ülkeden 223 yönetmenin toplamda 221 filminin gösterilecek 35. İstanbul Film Festivali için hazırladığım bu 10 filmlik öneri listesindeki filmleri mutlaka izlemeniz gerektiğini düşündüğüm filmler arasından derledim.

The Childhood of A Leader

Geçtiğimiz yıl Venedik’ten En İyi İlk Film dahil iki ödülle ayrılan The Childhood of a Leader faşist bir liderin çocukluğunu anlatarak, bir liderin nasıl bu denli öfke dolu olabileceğinin sorunu çocukluğunda arıyor. Brady Corbet, bu ilk filminde 1918 yılında, Birinci Dünya Savaşı´nı bitirecek Versay Barış Antlaşması için ABD´den Fransa´ya gelmiş güçlü bir diplomat, dindar eşi ve oğlunu takip ediyor. Özellikle de imtiyazlı bir aileye mensup küçük çocuğun gitgide kontrolden çıkan ve faşizm eğiliminin habercisi olan davranışlarını gösteriyor. Jean Paul Sartre’nin aynı isimli öyküsünün serbest uyarlaması olan film günümüz Türkiye’sini düşününce bir hayli dikkat çekiyor. Oyuncu kadrosunda Bérénice Bejo, Robert Pattinson, Stacy Martin, Liam Cunningham ve Yolande Moreau’nun bulunduğu film festivalin Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Lale için yarışacak.

Hitchcock/Truffaut

Festivalin kendi adıma en merak edileni.

Sinema tarihinin iki usta yönetmeni Francois Truffaut ve Alfred Hitchcock’un altın değerindeki buluşmasını konu alan Hitchcock/Truffaut belgeseli özellikle Hitchcock hayranlı için bulunmaz nimet. David Fincher, Martin Scorsese, Wes Anderson ve Richard Linklater gibi günümüzün başarılı yönetmenlerinin anlatımıyla şekillenen bu belgeseli özellikle sinefiller kaçırmamalı.

1967 yılında yayımlanan, usta yönetmenler Francois Truffaut ile Alfred Hitchcock‘un bir araya geldiği ve bir hafta boyunca dünden bugüne Hitchcock’un kariyerini gözden geçiren görüşmenin kaleme alınmış hali olan Hitchcock/Truffaut kitabından yola çıkarak hazırlanan bu belgesel bizden sonraki nesiller için de yol gösterici olacaktır.

Midnight in Special

Bu yıl festivalin açılış filmi de olan Midnight in Special, yeni nesil Amerikan bağımsız sinemasının en başarılı yönetmenlerinden Jeff Nichols’ın son harikası. Sırasıyla Shotgun Stories, Take Shelter ve Mud ile rüştünü ispat eden Nichols, yeni filminde doğaüstü güçleri olan bir çocuğu hikayesinin merkezine yerleştiriyor. Film, Jeff Nichols’un ilk stüdyo filmi olacak. 80ler bilimkurgu filmlerinden ilham aldığını söyleyen Nichols bol referanslı bir filme imza atmış. Güçlü oyuncu kadrosuyla da dikkat çeken Midnight Special’ın başrolünde daha önce yönetmenle Shotgun Stories ve Take Shelter filmlerinde beraber çalışmış olan Michael Shannon yer alırken; ona Joel Edgerton, Kirsten Dunst, Adam Driver, Jaeden Lieberher ve Sam Shepard gibi başarılı oyuncular eşlik ediyor.

Hail, Caesar!

Bu yıl Berlin Film Festivali’nin açılışını yapan Hail, Caesar! Coen Kardeşler’in son harikası. Sinemanın nevi şahsına münhasır yönetmenleri bu filmlerinde kendilerine has mizah anlayışlarıyla bir Hollywood taşlamasına imza atıyorlar. başrolde George Clooney kaçırılan film yıldızı Baird Whitlock‘a hayat verirken, Josh Brolin ünlülerin şantaj unsuru olabilecek fotoğraflarını veya metreslerini ortadan kaldıran 50’lilerin Hollywood iş bitiricisi Eddie Mannix olarak karşımıza çıkıyor. Clooney ve Brolin‘e filmde Ralph Fiennes, Tilda Swinton, Channing Tatum, Scarlett Johansson ve Jonah Hill eşlik ediyor.

Things to Come

Bu yıl, Things to Come ile Berlin’de En İyi Yönetmen ödülüne layık görülen Mia Hansen-Løve, bu beşinde metrajında güçlü bir kadın portresi sunuyor. Things to Come, bir lisede felsefe öğretmeni olan Nathalie’nin kocası tarafından aldatılmasıyla yaşanan olayları mercek altına alıyor. Aldatılmanın şokunu henüz atlatamayan Nathalie’nin annesini kaybetmesi, işinden kovulması ve çocuklarının evden ayrılması gibi olayların üst üste gelmesi zorlu bir hayata başlangıç yapmasına neden oluyor. Fransız sinemasının başarılı oyuncusu Isabelle Huppert filmin başrolünde yer alan isim olurken ona André Marcon, Roman Kolinka, Edith Scob ve Sarah Le Picard gibi oyuncular eşlik ediyor.

Fire at Sea

Üç yıl önce Çevreyolu ile Altın Aslan kazanan Gianfranco Rosi, bu kez Berlin’de Altın Ayı kazanarak rüştünü ispat etmiş oldu. Lampedusa Adası’na ulaşmaya çalışan mültecilerin hayatına odaklanan belgesel Berlin’den ödül almasının yanı sıra tüm seyirciler tarafından övgüyle söz edildi. Günümüz dünyasına ve göçmen sorununa dikkat çeken belgesel festivalin kaçırılmaması gereken filmleri arasında başı çekiyor.

Death in Sarajevo

No Man’s Land filmiyle Cannes Film Festivali’nde En İyi Senaryo ödülünü kazanan Bosnalı yönetmen Danis Tanovic’in modern Avrupa toplumu içerisinde yayılan varoluşsal korkular, sancılar ve ahlaki ikilemlere odaklandığı filmi Death in Sarajevo prömiyerini yaptığı Berlin’den Jüri Büyük Ödülü ile döndü. Önümüzdeki aylarda ülkemizde vizyona girmesi de beklenen filmi festivalde önce seyretmek isteyen seyircilerin kaçırmaması gerekiyor.

Wild

Festivalin en sıra dışı en dikkat çekici filmlerinden bir tanesi Wild. Prömiyerini Sundance’ta yapan film, Ania isimli bir kadının bir gün işe giderken karşısına çıkan bir kurtu görmesiyle değişen hayatını konu alıyor. Önce kurtla iletişim kurmaya çalışan Ania, daha sonra onu yakalayıp evine hapseder. Ania evini kurtla paylaşmaya başladıktan sonra giderek vahşileşir ve sosyal çevresinden uzaklaşmaya başlar. Birçok filmde oyuncu olarak rol alan Nicolette Krebitz’in üçüncü uzun metrajı festivali Mayınlı Bölge bölümünde yer alıyor.

Kor

2015’in sonlarında Bulantı ile büyük ses getiren başarılı yönetmen Zeki Demirkubuz’un son filmi Kor özellikle yönetmeninin hayranları tarafından merakla bekleniyor. Filmin, Nuri Bilge Ceylan’ın “Üç Maymun”una bir cevap olacağı şeklindeki yorumlar gizemini korurken Demirkubuz’un sinemaseverlere nasıl bir sürpriz hazırladığı şu an merak konusu. Çünkü Nuri Bilge Ceylan’ın Üç Maymun filmini izleyenlerin hemen fark edeceği üzere birçok açıdan neredeyse aynı hikaye. Oyuncu kadrosunda Aslıhan Gürbüz, Taner Birsel, Caner Cindoruk, İştar Gökseven, Çağlar Çorumlu ve Dolunay Soysert’in yer aldığı film aynı zamanda festivalin Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Lale için yarışacak.

Belgica

Festivalin belki de en dikkat çekici filmlerinden biri olan Belgica’nın yönetmeni i Felix Van Groeningen bu yıl Sundance’ın Dünya Sineması bölümünde En İyi Yönetmen ödülüne layık görüldü. Belçika’nın gece hayatını masaya yatıran Belgica, iki kardeşi merkezin alan bir drama. Jo, küçük ve hiçbir şeyin yolunda gitmediği ama çok sevdiği barı Belgica´yı işletmekten son derece memnundur. Bir gün taşrada yaşayan ağabeyinden bir telefon alır. Aile yaşantısından sıkılan Frank, kardeşinin barına ortak olmaya karar vermiştir. Paralar, zihinler ve fiziksel güç birleşince Belgica da büyür. Yenilenen Belgica bir anda Brüksel´in en gözde eğlence mekânına dönüşür. Ancak Jo ve Frank´ın kapıldığı hedonizmin bedeli çok geçmeden gelir.

Utku Ögetürk

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.