Alejandro González Iñárritu’nun yönettiği ve bir kürk avcısının vahşi doğadaki yaşam mücadelesini konu alan Diriliş’ten (The Revenant) hareketle, doğada geçen 10 etkileyici yaşam savaşı filmini hatırlayalım…

Yaşamak İstiyoruz (Lifeboat, 1944)

Usta yönetmen Alfred Hitchcock’un, Rope (Ölüm Kararı, 1948), Dial M For Murder (Cinayet Var, 1954) ve Rear Window’la (Arka Pencere, 1954) birlikte tek mekân filmleri arasında yer alan Yaşamak İstiyoruz, Almanlar tarafından batırılan bir geminin yolcularının bir filikada geçen günlerine odaklanıyor. John Steinbeck’in elinden çıkan öykü, Alman karşıtı olmakla suçlansa da, o dönemde savaşın hala devam ediyor olması, filme yöneltilen eleştirileri haksız çıkarıyor. Farklı statüden insanların bir arada kalma mücadelelerine yoğunlaşan film, zamanı için oldukça nesnel bir bakış sergiliyor.

Vahşi Adam (Man in The Wilderness, 1971)

Diriliş filmiyle aynı hikâyeyi uyarlayan ve Hugh Glass’ın gerçek yaşam mücadelesini konu alan Vahşi Adam, Richard Harris’in performansıyla öne çıkıyor. Karakter isimlerini değiştirdiği ve kurgusal öğeler eklediği filmine, kendisine özgür bir yorum getiren yönetmen Richard C. Sarafian, dine yönelik eleştirileriyle de zengin bir felsefi taban oluşturuyor. Diriliş’ten sonra izlediğinizde sıradan gibi görünse de, oldukça güçlü bir anlatıma sahip.

Kurtuluş (Deliverance, 1972)

Dört arkadaşın, birkaç günlüğüne iyi vakit geçirmek amacıyla çıktıkları doğa gezintilerini, sarsıcı ve rahatsız edici bir psikolojik gerilime dönüştüren John Boorman, müthiş bir mücadeleye tanıklık etmemizi sağlıyor. Filmin açılış sekansında izlettiği eğlenceli dakikalarla seyircisini hazırlıksız bırakan yönetmen, giderek yükselen gerilim dozuyla da şok etkisi yaratıyor. En İyi Film ve Yönetmen ile birlikte toplamda 3 dalda Oscar’a aday olan filmi, türün meraklıları es geçmemeli…

Sineklerin Tanrısı (Lord of The Flies, 1990)

William Golding’in aynı adlı romanından uyarlanan film, uçakları okyanusun ortasına düşen bir grup çocuğun ıssız adada yaşadıklarını konu alıyor. Hiç beklenmedik gelişmelerle seyircisini ters köşeye yatıran, insan doğasının vahşi yaşama ne kadar uygun olduğu ve ehlileştirilmediği takdirde neler yapabildiğini hayretler içerisinde izleten film, görüntü yönetimiyle de etkileyici sekanslar sunuyor.

Yaşamak İçin (Alive, 1993)

Film, 1972 yılında maç için Şili’ye giden Uruguay rugby takımını taşıyan uçağın, And dağlarında düşmesi sonucu hayatta kalanların verdikleri 72 günlük gerçek yaşam mücadelesinden yola çıkıyor. Dondurucu soğukla baş başa kalan yolcular, sadece doğal felaketlerle değil, açlıkla ilgili de zor bir sınav veriyorlar. Hayatta kalma savaşının, insan kalma savaşına dönüştüğü film, görülmeye değer…

İhanet (The Edge, 1997)

Anthony Hopkins ve Alec Baldwin’i başrollerinde gördüğümüz İhanet, zengin bir işadamı ile arkadaşının, geçirdikleri kaza sonucunda ayılarla dolu bir bölgede yaşadıklarını anlatıyor. Film, sürekli artan gerilim duygusu, aksiyonu ve Hopkins’in kusursuz oyunculuğuyla seyircisini sürüklemeyi başarıyor.

Yeni Hayat (Cast Away, 2000)

Robert Zemeckis’in yönetmenliğinde çekilen ve Tom Hanks’in tek kişilik şovuyla Oscar’a aday olduğu Yeni Hayat, bir FedEx çalışanının Güney Pasifik’te yaşanan bir uçak kazası neticesinde ıssız adada geçirdiği yılları ele alıyor. İşkolik bir adamın yaşadığı değişimleri gözler önüne seren film, seyirlik arayanlar için ideal.

Özgürlük Yolu (Into The Wild, 2007)

Alaska’da vahşi doğada tek başına yaşamaya çalışan Chris’in öyküsü, sinemaseverlerce son yılların en beğenilen filmleri arasında kabul ediliyor. Usta oyuncu Sean Penn’in, Jon Krakauer’ın kurgusal olmayan romanından uyarladığı film, Emile Hirsch’ün performansıyla da unutulmazlar arasına giriyor…

Özgürlük Yolu (The Way Back, 2010)

Ülkemizde yine Özgürlük Yolu adıyla vizyona giren bir başka film olan The Way Back, Colin Farrell, Ed Harris, Jim Sturgess ve Mark Strong gibi isimlerin yer aldığı kadrosuyla dikkat çekiyor. Film, 1940’lı yıllarda, Sovyet Rusya’ya bağlı bir çalışma kampından kaçan bir grup esirin, 6000 km yürümek zorunda kaldıkları trajik olayı ele alıyor. Durağan anlatımına rağmen, ortalamayı aşabilen yapımlardan…

Pi’nin Yaşamı (Life of Pi, 2012)

Brokeback Dağı (Brokeback Mountain, 2005) ile ödül kazanan yönetmen Ang Lee’ye ikinci Oscar’ını getiren Pi’nin Yaşamı, Yann Martel’in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlandı. Bir gemi faciası sonucu 16 yaşındaki bir çocukla, bir Bengal kaplanının aynı teknede yaşamak zorunda kalmasını anlatan film, görsel efektleriyle de büyüleyici bir atmosfer yaratıyor.

 

Başak Bıçak

[email protected]

 

Başak Bıçak
1987, İzmir doğumlu… Sinemayla olan aşkı henüz ilkokuldayken gittiği Aslan Kral filmiyle başladı. Öylesine sevmişti ki bu filmi, yıllar sonra tekrar izlediğinde kaybettiği bir oyuncağını bulmuş gibi mutlu oldu. Lisede okuduğu Fransız koleji ise her şeyin başlangıcı oldu. Dans tutkusunun sadece halk oyunlarıyla sınırlı olmadığını anlayıp o günden bugüne hep dans etti, bu sayede bir çok ülke gezdi, hala da dans ediyor. Üniversitede Tarih bölümüne girerek yaşam enerjisiyle hiç ilgisi olmayan bir meslek tercih etti. Bir de üzerine Avrupa Tarihi Yüksek Lisansı yaptı ki hayatın ne kadar çekilmez olur görebilsin diye… Bunların üzerine tarihi çok sevdiğini söylemek biraz tuhaf olur sanırım, ama gerçekten seviyor. Üniversitede tarihe gömüldüğü zamanlarda, yüksek lisansta da tezini bitirmeye çalıştığı şu günlerde sinema her zaman onun için kaçış noktası oldu. Bitmek bilmeyen izlenmesi gereken filmler listesiyle uğraşırken tezini ihmal etti ama bu sayede Öteki Sinema’da yazarlığa ilk adımımı attı. Ve sinema yazarlığının onu ifade eden en güzel yollardan biri olduğunu keşfetti. Tarih, dans ve sinema tutkusuna bir de şarap sevgisini ekledi ve sanırım bu gidişle yine bambaşka bir iş yapacak. Hayat onu sürprizleriyle karşılarken, o da tutkularına yenilerini eklemeye kararlı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.