Son günlerde memleketin kanayan yarası haline gelen olaylara küçük bir çocuğun gözüyle yaklaşan “Azad” Yakup Tekintanğaç’ın kısa filmi. Kısa sürede sosyal medyada haberleri hızla yayılan bu yetkin kısa film ile ilgili sorularımı yönetmene yönelttim.

Biraz seni tanıyabilir miyiz?

1980 Ağrı doğumluyum. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kimya Bölümü mezunuyum. Halen İstanbul Üniversitesi AUZEF Felsefe bölümü son sınıf öğrencisiyim. Sinema için 2007 yılında İstanbul’a geldim. Gelir gelmez Sen-Der’e yazılarak iki yıl senaryo eğitimi aldım. Daha sonra da Mezopotamya Kültür Merkezi’nde dört yıl sinema çalışmalarında bulundum, 2 yıl Hüseyin Kuzu ile proje grubunda çalıştım. İlk kısa filmim Qapsûl, ulusal ve uluslararası birçok festivale katıldı ve senaryo ödülü aldı. Azad, ikinci kısa filmim.

Senin için kısa filmin tanımı nedir?

Tek bir olayı ya da kesiti merkeze alıp, tüm öykünün algılanmasını kısa sürede anlatabilen sinema formudur.

Azad filmi son günlerde yaşadığımız önemli bir sorunu küçük bir çocuğun gözünden okuyor. Bu filmin çıkış noktası neydi? Oluşum aşamasında neler yaşadın?

Çıkış noktam, genel olarak dört duvar arasında kalan, sokağa çıkması yasak olan bir çocuğun dış dünyaya uzanması ve özgürleşme mücadelesiydi. Çünkü gerçekten Azad gibi biriyle tanıştım. Sokağa çıkması yasaktı. Evde kilitli kalıyordu ve tek oyuncağı olan enstrümanını da komşulardan dolayı çalamıyordu. Hikayemi bu gerçeklik üzerine kurdum. Tabi son günlerde Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de uygulanan sokağa çıkma yasaklarından dolayı da gündemi yakaladı. Çünkü orada bu yasaklardan etkilenen yüzlerce Azad var. Biraz da bu gündeme dikkat çekmek ve de buna sessiz kalan vicdanlarda empati duygusu uyandırmak için, !f İstanbul, filmi kendi bloğunda online olarak yayımladı ve üç günde 83.000 izleyiciye ulaştı.

Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme animasyona ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?

Animasyonda teknik oldukça ağır bastığı için kesinlikle büyük bir katkısının olduğunu söyleyebilirim. Kısa filme ya da sinemaya gelince, avantaj ve dezavantajları var kanaatimce. Herkesin elinin altında bir kamera olması biraz içerik ya da nitelik noktasında anlatıların eksik kalmasına sebep oluyor. Ortada öykü ya da senaryo yokken, hemen set kurup film çekenler var. Hele de bizim gibi sineması dünya standartları noktasında endüstrileşmemiş bir ülke için teknoloji daha bir arka planda kalıyor. Mesela maliyetten dolayı dönem filmi çekilemiyor. Teknoloji pahalı bir şey. Artık öyle şeyler çıkıyor ki, beş duyu organımıza hitap edecek filmler yapılır hale geldi. Bu teknoloji Holywood sinemasına katkı sunabilir ama bizim gibi hikaye ağırlıklı bir toplumda çok da işlevsel değil.

Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?

Geçen İranlı bir yönetmen arkadaşıma Alfred Hitchcock’u sevip sevmediğini sordum. Onu sevmek başka ama bence Alfred Hitchcockbir okul dedi. Biraz öykülerde dramatürji ile kafayı bozan biri olarak Hitchcock hayranıyım diyebilirim. Yerli ve yabancı sinemacılara gelince. Tabii ki yüzlerce takip ettiğim, beğendiğim yönetmen var. Şöyle sınıflandırsak mesela; dönüp filmlerini tekrar izlediğim yabancı yönetmenler; FritzLang, BillyWilder, William Wyler, BahramBeizai, SohrabShahidSaless, YasujirōOzu… Son filminde ne çekmiş diye merak ettiklerim; AkiKaurismäki, AndreyZvyagintsev, CristianMungiu. Sinemasını sevdiğim yerli sinemacılar; Yılmaz Güney, Metin Erksan ve Ömer Kavur… Son filminde neler çekmiş diye merak ettiğim; Yeşim Ustaoğlu, Özcan Alper, Emin Alper, Hüseyin Karabey…

Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?

Çok sıkıntılı bir konu. Bu ülkede kısa filme gerekli önem verilmiyor. Hep, kısa film uzun filmin kısası algısıyla hareket ediliyor. Özellikle festivallerde ikinci sınıf muamelesi görüyor. Oysa öyle olmamalı. Kısa film çok daha nitelikli bir sinema formudur. Daha az fotoğraf ile daha çok şey anlatmak zorundasınız. Bu da seni çok daha fazla düşünmeye, daha yaratıcı olmaya itiyor. Batıda 90 bin euroya çekilen kısa filmler var. Keşke bizde de, insanların senaryoları ile başvurabilecekleri ve özellikle kısa filme yatırım yapabilecek baba yapımcılar olsa. Ve bu bir kültür haline gelse. Keşke festivallerde uzun metraj filmlerinden önce birer kısa gösterilse. Hatta gişeye giren filmlerden önce bizi sıkan reklamlar yerine bir kısa gösterilse.

Son olarak gelecek planlarından bahsedelim.

Halihazırda bekleyen bir öyküm var. Üzerinde çalışıp uzun metraj bir film senaryosuna dönüştüreceğim. Sonrasında gerekirse fonlara ya da yapımcılara başvuracağım. O da olmadı, bankadan kredi çekip illa ki filmimi çekeceğim. Tabi daha zamanı var. Senaryo yazım aşaması bile 7-8 ay alabilir.

 

 

 

 

 

Fırat Sayıcı
1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.