Amir Esfandiari bir sinema adamı. İran’ın en büyük sinema kurumlarından Farabi Sinema Foundation’ın Uluslararası ilişkiler Direktörü. 3. Boğaziçi Film Festivali Belgesel bölümünde birlikte jüri üyesi olarak yer alıyoruz.  Kendisine Cinedergi için İran’da Belgesel Sinema konulu bir söyleşi teklif ediyorum. “Hay hay” diyor.

Amir bize biraz kendinden bahseder misin?

ABD’de Boston Northeastern Üniversitesinde işletme okuduktan sonra İran’a döndüm. Sayısız filmin yapımında yer aldıktan sonrada Farabi Sinema Foundatin’da işe başladım.

Sizinle ilginç bir belgesel deneyimimi paylaşmak isterim.1992 yapımı Ron Fricke’nin çektiği  Baraka belgeselinin İran çekimlerinin koordinatörlüğünü yaptım. Bu belgesel için 24 ülkede çekim yapan bir ekibin parçası olmak harika bir deneyimdi. İlk dikkatimi çeken çok küçük bir ekiple çalışmalarıydı. Toplam 4 kişi. Bir kaç kameraları vardı ve negatif çekiyorlardı. İran’a gelmeden önce sadece Persepolis’te çekim yapmayı düşünüyorlardı. Ama İran’a geldikten sonra onlara İsfahan’dan, ne kadar tarihi bir şehir olduğundan, Şiraz’daki kutsal bölgelerden sözettim. Birlikte Tahran, İsfahan ve Şiraz’da da çekimler yaptık.

Barka’dan  sonra da pek çok belgeselde çalıştım, BBC ve diğer kurumlar için belgesel çektim. Ben o zamanlar Farabi’nin ortak yapımlar departmanındaydım.  Abbas Kiarostami ile Fransa-İran ortak yapımı belgesellerde yer aldım. Bir kaç yıl sonra Farabi’nin uluslarası ilişkiler direktörü oldum ve her şey daha çok büyümeye başladı. Değiştik, büyüdük. Şimdi Farabi daha çok kurmaca filmlere konsantre oluyor. Ortak yapımlar ve kurmaca filmleri yurt dışında tanıtmaya yönelik bir misyonumuz var.

İran’da Belgesel sinema ile ilgili kuruluşların durumu ne?

Documentary and Exprimental Film Center” diye bir kuruluşumuz var. Bu merkez İran belgesellerini yurt dışına taşıyor. Bu organizasyon Kültür Bakanlığı ile bağlantılı. Bir destek fonu oluşturuyorlar iyi ve kaliteli belgeseller üretmeyi amaçlıyorlar. Aynı zamanda bağımsız belgesel film yapımcılarına da destek oluyorlar. Tam bir sayı veremem ama sanırım yılda hem bu merkez içinden hem de dışından olmak üzere  1500 – 2000 belgesel film üretiyorlar. Geçen sene yurt içi ve yurt dışı festivallerde gösterilen belgesel film sayısı yaklaşık sanırım 1300 civarındaydı. İran’da belgesel sinema için büyük bir alan var. Özellikle yeni teknolojilerle her şey daha kolay ve ulaşılabilir. Bu sinema için çok önemli ve iyi bir gelişme. Çünkü belgesel sinema, sinemanın temelidir. Dünyada çok iyi tanınan yönetmenlerimizin çoğu sinemaya belgesel ile başlamışlar. Ve hala hem belgesel hem kurmaca film çeken İranlı yönetmenlerimiz var. Mesela hala belgesel çeken ve çok tanınan kadın yönetmenimiz Rahşan Bani Etamad. Hem belgesel hem kurmaca çekiyor. Macid Mecidi ‘nin kısa filmleri iyi birer dokü drama. Asgar Farhadi, Abbas Kiarostami hem belgesel hem kurmaca çekiyor. Yine “Sinema Verite” belgesel üretimine destek olan önemli bir başka kuruluşumuz.

Ne güzel. İran’da belgesel üreticileri şanslı desene…

Belgesel film çok önemli bütün ülkeler için ancak sanırım bütün ülkelerde  gösterimi ile ilgili problemler var. Belki de belgesel film yaparken TV kanalları ile bağlantılı çalışmak lazım. Bu sizin seyirciye ulaşmanızı kolaylaştırır. Evet, belgesellerinizi festivallerde de gösterebilir, dünyadaki bütün festivallerde dolaştırıp seyirciye ulaştırabilir hatta satabilirsiniz ama bu bütün belgeseller için söz konusu olamaz. Alan sınırlı. Bu yüzden TV kanalları ve diğer gösterim alanları ile bağlantı kurmaya birlikte çalışmaya ihtiyacınız var. Mesela belgesellerin  sinema salonlarında gösterimi de çok özel bir alan seyirciye ulaşmak için. İran’da “art and experiment” diye bir grup var. Bunlar belgesellerin sinema salonlarında gösterimi için çalışıyorlar ve bu işe konsantre oluyorlar. Ve özellikle çok artistik filmlere konsantre oluyorlar hani şu çok özel seyircisi olan filmlere. Çok özel belgeselleri de topluyorlar, sinema salonlarında gösterim şansı yaratıyorlar.

İran’da yeterince sinema salonumuz yok, kurmaca filmler içinde bu böyle. Diğer yabancı filmleri içinde salonumuz yok. Bu yüzden İran’da yabancı filmlerin  sinema da gösterimi çok çok kısıtlı. Belgeseller için de salonlar sınırlı. Sinema salonları seyirci toplamak ve para kazanmak isterler. İran’da bazı sinema salonları günde bir seans belgesel film gösteriyorlar. Biletinizi alıyorsunuz ve belgesele özel bu seansta belgesel film izliyorsunuz. Bütün sinemalarda değil ama pek çok sinemada bu sistem uygulanıyor ve daha da yaygınlaştırılmaya çalışılıyor.

Bunca kısıtlı salona rağmen bu uygulama harika. Bizde bütün alış-veriş merkezleri sinema salonu dolu ama…

Bir başka alan belgeseller için televizyon kanalları. Elbette TV kanalları bütün belgeselleri göstermiyorlar ama. Yapımcılara olanak tanıyorlar, ortak yapımlara imza atıyorlar ya da bitmiş belgesellerden seçmiş olduklarını, kanallarına, seyircilerine hitap edeceğini düşündüklerini yayınlıyorlar.

Belgeseller için bir başka önemli gösterim alanlarıda festivaller. İşte bunun için dedim Boğaziçi Film Festivali Genel Sanat Yönetmeni Kamil Koç Bey’e, “henüz 3 yaşındaki bu genç Boğaziçi Film Festivali çok önemli” diye. Özellikle kısa film ve belgesele konsantre olması ayrıca çok önemli, değerli ve güzel. Buna ihtiyaç var. Bence genel olarak Türkiye kurmaca sinemasındaki gelişime ve büyümenin belgesel sinemanıza da olumlu etkileri olacaktır.

İran sinemasının başarısının sırrı ne?

Bizim sinemamızın sırrı bizim zengin kültürümüz. Bizim filmlerimiz konusunu kültürümüzden ve evrensel insan öykülerinden alıyor. İran sinemasının özellikleri bütün dünya sinemasının özelliklerini, tekniğini taşıyor ama fark şu ki konulara yaklaşımındaki basitlik ve yalınlığa eşlik eden bir yaratıcılık. İran sinemasını diğer dünya sinemasından ayıran bir başka özellikte: Bizim konularımız her gün hayatın içinde yaşadığımız ama çok da fark etmediğimiz, es geçtiğimiz konular. Bunlara dikkat çekiyoruz, hayatın içindeki detaylara dikkat çekiyoruz. Elbette yönetmenlerimizin kullandığı teknik, dil ve yaratıcılık da başlı başına bir etken. Başka kültürlerden insanların da kendilerini içinde bulabilecekleri, bağlantı kurabilecekleri bir dil kurabiliyoruz, ki bu çok önemli.

İran sineması deyince hemen sorulan sorulardan biri de sansür meselesi? Hatta pek çok İranlı sinemacı bu sorudan bıktı ama hadi ben de sormuş olayım?

Abbas Kiorastami pek çok platformda sansür ile ilgili konuştu ve genel olarak şöyle diyor ki ben de aynı fikirdeyim. “Yönetmenler zeki ve akıllı olmalı ki, bir sansür kurulu varsa dahi oradan bile geçecek şekilde istediğini anlatmanın bir yolunu bulsun. Eğer sanatçı iseniz sansürle baş etmenin bir yolunu bulursunuz. Sansür bizi kısıtlayan bir şey değil çünkü onunla baş etmenin bir yolunu buluyoruz. Bir yönetmenin işinin gereği koşulları ne kadar zorlaşıyorsa bulduğu çözümler ve anlatım yolları da o kadar iyi oluyor.” İran’da sansür edilen şeyler daha çok kültürel ve dini öğelerle ilgili. Örneğin çıplaklık, seks gibi konular. Elbette bu da kültürümüzün bir parçası ama insanlar film yaparken sınırlarını biliyorlar ve bu sınırları zorlayarak anlatmak istediklerini yine de bir şekilde anlatıyorlar. Hatta bu onları daha bir yaratıcı düşünmeye, yaratıcı arayışlara sevk ediyor. Sanat, sanatçı için zor koşullarda çıkar genellikle.

Peki ya politik konulara getirilen  sansür?

Bu da aslında hükumetten hükümete, başkandan başkana değişebilen durumlar ama ana sansür meseleleri kültürel ve dini konular.

Türkiye Sineması hakkında ne düşünüyorsun?

Bizim kültürlerimiz çok yakın. Sanıyorum sizin sinemanızda birkaç yıl önce bir değişim başladı. Nuri Bilge Ceylan ile bu kadar ünlü olmadan önce tanışmıştım. İran’a gelmişti ve Abbas Kiorastami’ye hayrandı. Bu kadar çok bilinmediği dönemlerde İran’da filmlerini göstermişti ve hepimiz beğenmiştik. Evet iyi bir film, iyi bir yönetmen demiştik. Bir başka yönetmen Semih Kaplanoğlu’da bu kadar çok tanınmadan önce İran’a gelmişti. Bence Türkiye sineması kültürel olarak iyi ve her geçen gün daha da iyiye gidiyor. Yine bir başka yönetmen tarzı farklı diğer iki isimden ama o da başarılı işler yapıyor. Osman Sınav. Türk dizileri ise zaten büyük bir coğrafyaya yayılmış durumda ve çok da büyük bir izleyici kitlesi var ama elbette biliyorum bu bambaşka bir konu.

SEMRA GÜZEL KORVER

 

Semra Güzel Korver
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV-Sinema mezunu. Aynı alanda, aynı üniversitede Doktora’ya devam ediyor. Profesyonel yaşamı 1992-99 yıları arasında VTR Araştırma Yapım-Yönetim Şirketinde geçer. 1999’dan günümüze TRT İstanbul Televizyonunda prodüktör ve belgesel yönetmeni olarak çalışmaktadır. 1992’den bu yana başta belgesel yapımlar olmak üzere pek çok haber, kültür, reklam ve tanıtım projesine Araştırmacı, Prodüktör, Yönetmen, Editör ve Danışman olarak imza atar. Dönüşüm, Fan-Atik, Şehir İnsanları, Alamnya Alamanya, Multikulti Haberler belgesellerinden bazılarıdır. PRİX Europa, Al Jazeera, Altın Portakal, Malatya, Oscar Türkiye Seçici Jürisi gibi bir birçok ulusal ve uluslararası film festivalinde jüri üyesi olur, ödüller alır. İ.Ü. Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu, Radyo-TV Yayıncılığı Bölümünde ders verir (2001-02). Avrupa Konseyinin “ayrımcılığa karşı sesini yükselt” kampanyasında uzman olarak yer alır (2010). Avrupa Konseyi, TRT ve Bahçeşehir Üniversitesi tarafından düzenlenen Avrupa Medya Buluşmasının koordinatörlüğünü yapar (2010). Güneydoğu Avrupa Yayın Birliği (SEE PMS), Ortak Yapımlar Grubunda editör olarak bulunur (2011-2013) Avrupa Yayın Birliği(EBU) Kültürlerarası ve Çeşitlilik Grubunda bir sezon başkanlık yapan Korver (2011-13) 8 yıl oyunca bu grupta prodüktör, yönetmen ve editör olarak çalışır. Bazı kitap ve dergilerde makaleleri, denemeleri ve röportajları yayınlanır. Bir sezon başkanlığını da yaptığı Belgesel Sinemacılar Birliğinin kurucu ve aktif üyelerindendir. Festivallerde ve üniversitelerde Belgesel Sinema Atölyeleri yapmaktadır. Gazeteciler Cemiyeti üyesidir. Neyyse (www.neyyse.com) adlı bloğunda ve Cinedergi'de belgeselci adlı köşesinde (www.cinedergi.com) yazmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.