Kokusu, kalabalığı ve gürültüsü itibariyle özen gerektiren pazaryeri gibidir aile…her an bir yeşilliğe basıp taşıdığın fileden, davalı ve davacının bir zamanlar birbirini öptüğüne inanamayan küçük hafızanı düşürebileceğin. Bu alışveriş sahasının, baş ve ayakucu bölgesi kadınlarla çevrili sürüyle çoçuğu, kalıtsal bir harekete sevki de kaçınılmaz…kimi doktor olup iğnenin ısırıklı bir öpücük olduğunu anlatmaya gider, kimi çoğaltanlarını 35 mm.lik lense doldurmak için bir motorun hararetine konuşur, Çiğdem Vitrinel gibi.

Kurmaca sinemasını besleyen mühimmatın, sinemayla kurduğu bağımsız ve trambolin rüzgarı kadar olan tek kişilik ilişkisi, 90’lı yılların ortalarına doğru Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü’nden gelen kuramların, sinema tarihi dehalarının, Avrupa yapımı-Asya müfredatı ana akımların aralarına eklenmesiyle çok sesli bir koroya dönüşür. Bilgi anlamında edinilen kıymete şükran beslenirken okul tüzel kişiliğinden çıkıp tekrar basitleşmek, cesaretini toplayıp sinema yapma isteğini yeniden kazanmak için bir çuval dolusu zaman gerekmiştir…sadece bir çuval. Zıpladığın kadar rüzgar tarifi için öğrendiklerini biraz biraz unutmanın hiçbir sokağa bir zararı olmayacaktır. Sayaç, bu geriye ket vurma boykotunu Mehmet Eryılmaz’ın belgesellerinde yönetmen yardımcılığı ve set fotoğrafçılığı yaparak başlatır. Eli ‘Geçmişten Günümüze Türk Müziği, Sinemada Bir Dolunay – Tuncel Kurtiz, Cumhuriyet Dönemi Türk Müziği’ gibi belgesellere bulaşan Vitrinel için zaman, başka bir yönetmenin yamacında kara kalem çalışacaktır… ‘Exorcises’ ve ‘Uzun Metrajın Resmi’ kısa filmlerinden, 2002 yapımı ilk uzun metrajı Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak(2002) filmine değin yönetmen yardımcılığını yapacağı Ahmet Uluçay’la. Okul döneminden patikaya başlıklı bu süreç, kuşkusuz Uluçay gibi gözle takibi zor bir yönetmene refakat edebilmek açısından büyük önem taşımaktadır. Onun kafasındaki imgeleri, rüyaları, tüm koşucuları yakalayabilmek için her şeyi not alarak başlattığı toplama yöntemi, sonrasında kendisi de nasıl olduğunu anlamadığı bir şekilde kağıt-kalem bağımlılığından koparak devam eder . Her akşam yemeği sonrası Uluçay’ın atölyem dediği depoda zıplayıp duran zaman, Eskişehir’den Kütahya-Tepecik köyüne kadar yetebilen gücüyle, dilimine ayrılan sürenin sonuna gelir. 2006 yılı, bir ilk deneme olarak yazım ekibinde kardeşi Şebnem Vitrinel’in de yer aldığı bir dizi senaristliğini planlar. Kanal 7 için çekilen ve metafizik öykülerin başında toplandıkları bu sezonluk işi, Açık Radyo ‘da yine iki kardeş olarak *görüntü kültürünün zihnimize etkilerine dair bir hasar tespit çalışması yaptıkları Sınırsız Rüyalar Diyarı adlı radyo programı takip eder. Yeşim Ustaoğlu’nun kurucusu olduğu Ustaoğlu Film Şirketi’nde yapım koordinatörü olarak geçirilen iki yıllık çalışma sonrası tortulluğu bir kalemtraşa bakan hikayelerinin ulusa sesleniş(!) talebine yer açar Vitrinel…artık onca kirpik, bunca bıyık ses bulsa, gövdeye dönse saygıda kusur etmeksizin!! Kırmaz hevesini; okula girmeden önce çektiği Aynaların Huzurunda ve Balkon(2010) olmak üzere iki kısa filme, Geriye Kalan(2011) ile Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku(2014) yapımlarını ekleyerek atağını boş göndermez. Senaryo oluşumunda kurduğu muaazzam diyalog ağı ve sinema dilini oluştururken kullandığı tamamlayıcı detaylar sinemasında belirgin bir ortaklık olarak öne çıkan başlıca algı zabitleridir. Kimi bir roman adaptasyonu, kimi doğum yeri önemli olmaksızın kendisini filmleşmeye ikna etmiş kurmaca hikayelerini serdiğimizde, söz konusu karakterlerin öncesine yönelik alâmet-i fârikaları fısıldayacak kadar köklü ve yerinde diyalogların sahibidir Vitrinel. Üstelik tek seanslık bir ilişki olarak kalacak, burna nem salıp hatırda üstün bir delil bırakmayacak kadın-erkek menşeli filmlerden keskin biçimde değil, ustalıkla; hafifçe ayırır kendini. Kadına atfedilen kutsiyeti, kılık-kıyafet inkilabında diz altına-kusursuzluk devamlılığında belden aşağıya vuran anlayışı karşısına aldığı filmlerinde, asıl mesele olan insan haklarına, insanın zaaflarına kadar gittiği izlenir…geri dönen de olmaz filmlerdeki gibi(!) Sinemasındaki diğer bir belirgin ortaklık için, geniş açı ağırlıklı çekimlerin sahada bıraktığı ve toplamamıza izin verdiği yardımcı öğeler sayılabilir. Mekan seçiminden müzik kullanımına, dekor yerleştiriminden kostüm tercihine değin, sezgiler uyum ve bütünlüğe kuruludur. İlk film Geriye Kalan, soğuk endamını gri tonun baskınlığından ve sessizliğini aşksız evlerden alırken; Müzeyyen ve Arif’ te şölen paletine bulaştırmasa da, ışığı daha cömert kullandığı, fender telecasterla besleyip sokak sokak gezdirdiği gözlenir, on bir parçalık Harun Tekin bestesi ve zengin soundtrackiyle iyi kabullenmeler diler. Oyuncu seçiminde dışarıdan gelen etki ve önerilerin uzağında, kendi aldığı kararlar üzerinden yürüyen yönetmen, festivallerin bu daldaki ödüllendirmelerinde başarı belgesini gecikmesiz alır. Orta-üst sınıf arası bir adamın, biri devlet onamı-diğeri tutkuyla beslediği iki kadınla aynı anda kurduğu münasebetin aşk ilişkisinden ayrılan vahim gerçeklerini konu edinen Geriye Kalan(2011), tanıdık bir aldatma hikayesini yan hikaye olarak bırakacak ölçüde güçlü zemine oturtulmuş bir ilk filmdir. Devin Özgür Çınar, Erkan Bektaş, Şebnem Hassanisoughi baş oyunculuğunda, senaryosunu kardeşi Şebnem Vitrinel’le yazdıkları film, mülkiyet-menfaat ve konforseverliğin refakat ettiği, ortaçağ yazılı kurallarından feyz alan evliliklerin, çözüm edinme yerine razı olma kültürüne sarılan insan gücünün aslında neleri göze alabileceği paradoksunu sade ve cesur bir anlatımla perdeye taşır. 48. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Kadın Oyuncu”, 12. Uluslararası İzmir Film Festivali’nde “En İyi Senaryo” ve “En İyi Kadın Oyuncu” ödüllerini sahiplenir. 2013 yılında İlhami Algör’ün aynı adlı romanından esinlenen ikinci uzun metraj sinema filmi, Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku(2014), romanı tamamlanmak üzere olan(!) yazar adayı Arif Berke(Erdal Beşikçioğlu)’nin kadın ve aşk beklentileri üzerine derinleştiği, kıraathane anketleri düzenleyip konuyla ilgili atıp tuttuğu günler tarafından ‘beni senin için gönderdiler’ tanışma suflesiyle kendisine indirilen bir Müzeyyen(Sezin Akbaşoğulları) zemininde açılır. Tarifinden fazlası bir şahikaya düşen Arif, son yemeğini yiyip tam da şükranlarını bildirecekken sihrin bir valiz içinde toplanması merakla kuşatır…istediği gerçekten Müzeyyen gibi bir kadın mıdır ya da Müzeyyen gerçekten bir kadın mıdır….halüsinatif sorgulamaları da beraberinde getiren kurgusuyla, Necati Cumalı’nın ‘Ay Büyürken Uyuyamam’ kitabındaki beş öyküden derlenen 85 yapımı bir Atıf Yılmaz filmi ‘Adı Vasfiye’ ‘ye; dört erkek tarafından anlatılan tek bir kadının hikayesine iki saniyeliğine de olsa uğratır…oradaki erkek kalabalığının arzulanan/hayal edilen kurgusal bir kadından mı, yoksa gerçekten anlatıldığı gibi bir Vasfiye tutkusundan mı terlediği muammasını anlık bir duyumsama. Yan odalardan okunan Müzeyyen’in özgürleşme ilkelerini uyumla göğüsleyen rengiyle, 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En iyi Görüntü Ödülü’nü içeri alır film. Son bir yıldır kısa belgeseller üzerine çalışan Vitrinel’in, uzun metraj filmlerinden süreli bir uzaklıkta olacağımız sonucuna ulaşırken, çoğaltacağı filmografisi için aynı sırada gürültü çıkararak beklemekteyiz… leke kontenjanını genişlettiği insanlarla kanatlarını fırlattığı kadınların bulunduğu bir kalabalıkta.

 

Didem PEKER BAŞARAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.