Nisan ayının ortalarında çok sevdiğim hocam Ertuğrul Karslıoğlu’ndan güzel bir teklif aldım. Reklamlardan Mümkünlü kasabası olarak bildiğimiz Taraklı Belediyesi’nde öğrencilerinden birinin bitirme tezi olarak bir belgesel olarak çekeceklerdi.

Ertuğrul hocam, benim de gelmemi istedi. Seve seve kabul ettim. Zira Ertuğrul Karslıoğlu, başta “Keçenin Teri” belgeseli olmak üzere birçok önemli yapıma imza atmış, belgeselci, televizyon yapımcısı, programcısı ve eğitmen kimliğiyle ülkenin önde gelen kültür sanat adamlarından biri. Sadece bu kadarla kalmıyor. Birçok festivalin danışmanlığını ve jüri üyeliğini üstlenmiş bir usta. Son yıllarda festival arkadaşlığımız o kadar keyifli bir hal aldı ki, onun bulunduğu festivaller kendi adıma bir başka güzel geçmekte. Birçok festivalde de onunla aynı jüri kadrosunda bulunmak da ayrı bir onur benim için. Zira sizden yaşça çok büyük birinin, kendi çevresine tanıştırırken sizden ‘dostum’ diye bahsetmesi de apayrı bir şeref. Umarım daha uzun yıllar bu dostluğumuz, abi-kardeş, usta-çırak ilişkimiz devam edecek.

Gelelim Taraklı beldesi ve çekilen belgesele… Ertuğrul Karslıoğlu’nun şu an eğitim verdiği Yeni Yüzyıl Üniversitesi öğrencilerden oluşturduğu bir ekip, yörenin, hatta ülkenin en önemli hattatlarından biri olan Saim Özel’in belgeselini hazırladı. Yazar, düşünür Fahri Tuna, Saim Özel’i şu sözlerle anlatıyor; “Hattat Saim Özel, hafız bir babanın tek çocuğu olarak 1919’da doğdu. İstanbul’un ünlü camilerinde kırk üç sene müezzinlik, imamlık, baş imamlık yaptıktan sonra en son da İstanbul’daki dini mimarinin zirvesi Süleymaniye Camiinde baş imamlıktan emekli oldu. 1940’ların Türkiye’sinde hat sanatı ‘büyük bir kuraklık’ yaşamakta, adeta can çekişmekte; hat üstatları bir bir terk-i diyar eylemekteydiler. Hat’tın can çekiştiği ‘zor’ bir zamanda yönelir hat’ta genç Hafız Saim. On yıl süreyle ‘misafir öğrenci’ statüsüyle -bugünkü- Mimar Sinan Üniversitesi’ne devam eder. Hattat Saim Özel. ‘Güneşi ceketinin astarında kaybeden’ bir kuşağın şanslılarındandır.’ Bu sözlerden de anlaşıldığı üzere Saim Özel’in yöre halkı için önemi büyük. Kendine ait eserlerin bir bölümü de Taraklı’daki kültür evinde halen misafirlere sergilenmekte.

Taraklı ise muazzam bir yer. Ankara ve İstanbul’a eşit mesafede, şirin bir kasaba. Yeşillikler içinde, enfes konakları, tarihi evleri, birbirinden lezzetli yemekleri ve misafirperver halkıyla oraya adımını ilk kez atan herkesi kendisine aşık ediyor. Beldenin ismi başta şimşir ağacı olmak üzere tahtadan yapılan taraktan geliyor. Usta el işçilerinin -ki sayıları gün geçtikçe azalmakta- tahtadan oydukları tarak, kaşık, bıçak, çatal …vs. uzun yıllar Taraklı sakinlerinin geçim kaynağı olmuş. Bunların yanı sıra enginar ve çileğin yetiştiği en güzel topraklar da Taraklı’ya ait. Belediye başkanı Tacettin Özkaraman, yöre halkı tarafından sevilen sayılan ve hoş sohbet biri. Alışılagelmiş, devleti simgeleyen, asık suratlı başkanlardan değil. Halkın içinden gelen, sözünüze kulak veren, birbirinden eğlenceli anılarıyla sizleri kahkahaya boğan bir başkan. Taraklı’ya katkıları, kültüre, sanata ve geleneklere verdiği önemle Özkaraman, Karslıoğlu ve ekibini de büyük bir coşkuyla ağırladı çekimler süresince.

Taraklı’ya ve halkına dair es geçilmemesi gereken bir nokta da ‘yalaza’ mevzusu. İnce espri, nazik komedi, tadında ironi, birisini işletmek, şaka yapmak gibi tanımları harmanlamak bile tam olarak yalaza kavramını açıklayamaz, ama elimden gelen bu. Yörede neredeyse herkes yalazayı günlük hayatının vaz geçilmez bir parçası olarak kullanıyor. Özellikle kasabaya yeni gelenlere organize olarak bir şaka düzenleyebiliyorlar. Kamera şakasının kamerasız hali de denebilir. Tabi yine de bu mevzunun kafanızda tam olarak oturması için birkaç gün orada kalmanız gerekir diye düşünüyorum.

Ben son iki gün yanlarındaydım ama belgeselin çekimi yaklaşık dört gün sürdü. Ertuğrul Karslıoğlu’nun danışmanlığında, İrem Yavuzer’in yönetmenliğinde on kişilik bir ekiple çekildi belgesel. Filmin görüntü yönetmenliğini ise Sinan ve Serkan Can kardeşler üstlendi. Hattat Saim Özel’in yakınları ve yöre halkının tanıklıklarıyla şekillenen belgeselde Taraklı’nın güzellikleri de kayda alındı. Mayıs ayında yine Taraklı’da yapılacak bir galayla ilk kez seyirci karşısına çıkacak olan belgeselle ilgili Ertuğrul Karslıoğlu ve yönetmen İrem Yavuzer’in görüşleri ise şöyle;

Ertuğrul Karslıoğlu: “Uzun süredir üniversitede çocukları belgesel sinemaya hazırlıyorum. Bunun için de sürekli pratik yapmak, yaptırmak gerekiyor. Bu belgesel de onlardan biri. Yeni Yüzyıl Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Meslek Yüksek Okulu öğrencilerinin bir kısmıyla Taraklı’ya bir belgesel çekimi için gezi düzenledik. Taraklı belediye başkanı Sn. Tacettin Özkaraman’ın da büyük katkıları var bu gezide. Öğrencileri yetiştirmenin bana göre doğru yolu, onları böyle set ortamlarında pişirmekten geçiyor. Bu benim yıllardan beri denediğim bir şey. Ders verdiğim tüm okullarda bunu yaptım. Neden Taraklı dersen? Taraklı hem metropole çok yakın bir kasaba hem de aslında fersah fersah uzak. Kendi gelenekleriyle yaşayan, çağdaşlığı bir taraftan sürdürülebilen, özellikle mimari konusunda zengin ve de iyi anlamda yavaş gelişen yörelerimizden biri. Mesela burada bir fenerli (cihannümalı) ev var; benim bildiğim kadarıyla Türkiye’de bir Sivas Divriği’de var. Bir de burada gördüm böyle bir evi. Çok da güzel restore edildi. Bu bölge bildiğiniz gibi Mümkünlü kasabası reklamından sonra da oldukça ünlendi. Hafta sonları yerli turist akınına uğruyor. Buraya şimdiye kadar üç defa belgesel çekimine geldim. İlkinde 24 öğrenci getirdim. “Taraklı’da Mühürlenmiş Zamanlar” adlı bir belgesel çektik. Birçok ödül aldı o film. Ardından buradaki Gündoğan köyünde yaşayan bir demir ustası olan Güray ustayı anlatan bir belgesel için gelmiştik. İstanbul’un keşmekeşinden bu muhteşem beldeye gelen öğrenci bir yandan buranın gelenekleriyle tanışırken bir yandan da açı, ölçek, ışık kullanımını bire bir uygulayarak çekimlerde öğreniyor. İstanbul’da iki yılda öğrendiklerini burada neredeyse dört günde tamamlamış oluyoruz. Güzel işler de çıkıyor.”

İrem Yavuzer: “Bu çektiğimiz belgesel, profesyonel anlamda yaptığım ilk belgesel. Belgeselle Ertuğrul hocam sayesinde tanıştım ve gerçekten de vizyonumu açtığını düşünüyorum. Belgesel diğer sinemasal anlatılara çok benzemiyor, ayrı bir dünyası var. Taraklı, insanları, yapısı, sokakları gereği tam belgesellik bir ortam. Biz de burada olmaktan ve bu belgeseli hazırlamaktan çok mutluyuz.”

Fırat Sayıcı
1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.