NOT: Bu yazıyı, sevgili bekar arkadaşlarım Ceren, Helin ve Sema’ya ithaf ediyorum. Ve tabii ki kendime.

Türkiye’de son dönemde en çok hangi tür televizyon programları izleniyor derseniz, size son 6 ayını evde çalışarak geçiren biri olarak hiç tereddütsüz evlilik programları olduğunu söylerim. Hatta yanılmıyorsam bunlar, diziler ile yarışmaları sollamış durumda. Öyle ki, ben bile kendimi, yazıya mola verdiğim sıralarda, bacağıma serdiğim battaniye ve bir elimde kahve fincanıyla aval aval bu programlara, yüzümde salak bir tebessümle bakarken yakalıyorum. Bu nedenle size bu programların altında yatan düşünceye ilişkin gözlemimi söyleme hakkına sahip olduğumu düşünüyorum. Evet, cumhurbaşkanı “en az 3 çocuk” diye bağıran bir ülkenin toplumunun ve o toplumun televizyon programının anahtar cümlesi son derece açık ve net: “Evleneceksen gel, evlenmeyeceksen geber”.

Şebnem Burcuoğlu’nun romanından uyarlanan “Kocan Kadar Konuş”, geçen günlerde vizyona girdi. Yönetmenliğini Kıvanç Baruönü’nün yaptığı, oyuncu kadrosunda Ezgi Mola , Murat Yıldırım, Nevra Serezli gibi isimlerin rol aldığı romantik komedi türündeki film, 30 yaşında, bekar – ya da evde kalmış bir kızın üzerinden ilerliyor. Filmde Ezgi Mola’nın oyunculuğu, seyircinin içini ısıtan cinsten, her zamanki gibi içten ve neşeli. Ancak, bazı gereksiz uzatılmış ve zoraki duygusallaştırılmış sahneler izleyiciyi sıkabiliyor. Yine de film, çok büyük beklentisi olmayanlar için hoş bir 2 saat sunuyor. Ancak bana göre filmin en büyük başarısı, Türkiye’nin son yıllarda kafayı iyice bozduğu bu evlilik meselesini klişeler üzerinden başarıyla anlatıyor oluşu. Öyle ki, filmi izlerken kendimi bir an evde gibi hissettim, ya da kuzenimin evinde, ya da bir arkadaşımın, ne fark eder, nasıl olsa herkesin 30 yaşında bekar bir kadına yaklaşımı aynı.

Film, kadınların ve erkeklerin yalnız birer birey olarak bir anlam ifade etmediği, dahası yalnız olmakla değersizleştiği bir toplumda yaşadığımızı, Efsun karakteri üzerinden anlatmayı seçmiş. Efsun, kendi halinde, okumayı seven, orta halli bir yayıncıyken, en yakın çevresinden yavaş yavaş yükselen evlilik baskılarına bir süre sonra kayıtsız kalamaz. Lisede aşık olduğu Sinan’la karşılaştığında ise, çevresinin ona verdiği “kadınlık” tavsiyelerini de cebine koyup Sinan’la bir ilişki yaşamak üzere yola çıkar. Ancak Sinan’ı “kafeslemesi” için verilen tavsiyelere uymaya başladığında öyle kendisi olmaktan çıkar ki, Sinan’ın da, bu yüzden ona bakışı değişir, ondan giderek soğur ve uzaklaşır. Sonuçta Efsun hatasını anlar ama büyük ihtimalle çok geçtir, zira filim sonunda herhangi bir düğün sahnesi olmaması, bize istediğimizi düşünebileceğimiz ucu açık bir son bırakıyor.

Daha önce de söylediğim gibi, filmin en büyük başarısı, Türkiye’de ortalama bir ailede bekar bir kızın yaşadıklarını başarıyla anlatmış olması. Yani öyle bir hale geldik ki, “kendin olma da ne olursan ol, yoksa kaybedersin. Kendin olursan, evlenemezsin”. Evlenmenin bir tür “başarı” olarak kaydedilmesini bir kenara bırakıyorum, kendinden başka biri olmanın kutsanması ne anlama geliyor? Bizleri kendimiz olmadığımız halimizle kabul edecek biriyle bir hayat yaşama fikri insanlara nasıl mantıklı gelebiliyor? Ama inanın bu filmdeki her şey gerçek, filmdeki diyaloglar, herhangi bir alışveriş merkezinde gezerken ya da restoranda otururken yanınızdakilere kulak kabarttığınızda duyacağınız kadar gerçek. Kadınlığın annelik olmadan değersiz görülmeye başlandığı bir ülkede, kadınların bilerek veya bilmeyerek bulaştığı bu ikiyüzlülük, gerçek ahlakı örseliyor. Yapış yapış sevgi sözcükleri, yalan dolan memnuniyetler, “aynen”li, “sıkıntı yok”lu cümleler artık mide bulandırıyor. Ben, insanların kendileri olmaktan korkmadığı, kendileri oldukları için bir şeyleri kaybetmekten korkmadığı gerçek ahlakı istiyorum. Ötesiyle de ilgilenmiyorum. “Kocan kadar konuş” filmini de, izleyiciye bu mesajı doğruca verebildiği için, tüm eksiklerine rağmen, başarılı buluyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.