Bir Türkiye güzeli daha beyazperdede. 2008 yılı Miss Turkey seçilen Leyla Tuğutlu Engin Günaydın’ın senaryosunu yazdığı İçimdeki Ses filminde başrolde.

Sinemanın güzel kadını sevdiği çok belli. Ama sadece güzellikte iyi oyuncu olmaya yetmez. Türkiye güzeli Leyla Tuğutlu Karadayı dizisinde izleyicinin gönlünü zaten çalmıştı, şimdi ise Engin Günaydın’ın yazdığı ve oynadığı İçimdeki Ses filminde başrolü aldı. Sadece güzelliğine güvenmediğini hem eğitimine dikkat ettiğini hem de kendini gelecek yıllara daha bilinçli hazırlamak için elinden geleni yaptığını söyleyen zgüzel oyuncu senaryo yazmaya başladığını da söyledi. Kendini özgür ruhlu bir kadın olarak tanımlayan oyuncu İçimdeki Ses filmindeki karakterinin de kendine benzediğini belirtti.

Bu senaryoda sizi etkileyen şey neydi?

Senaryo okuduğumda beni çok heyecanlandırdı. İçinde olmaktan keyif alacağım birşey olmalıydı, beni heyecanlandıracak birşey. Beni heyecanlandırmıyorsa zaten yok. Beni çok ikna etti. Esprileri çok yerinde. Hikayesi çok tatlıydı, o yüzden.

Peki rolünüzle ilgili biraz bilgi alabilir miyim?

Ben Ayşe karakterini canlandırıyorum. Ayşe farklı kültürlerle büyümüş birisi ve bu konuda bana benziyor. Özgür ruhlu, özgüveni yüksek, cana yakın, alımlı, hoş, eğlenceli bir kadın. Ve Selim’e aşık oluyor. Selim’e olan aşkını anlatıyor aslında hikaye.

Peki, bazı roller vardır bunlara hazırlanmak gerekir. Mesela engelli bir insanı canlandırıyorsanız, gözlem yaparsınız. Fakat bazı roller vardır, sizin kişisel tecrübenizden yola çıkarak onu yorumlamanız gerekir.

Heralde bana benzemesi benim için avantaj oldu. Ortak yönlerimizi keşfettim o süre içerisinde. Bir de benim hazırlanmam için neredeyse hiç süre olmamıştı çünkü proje neredeyse tamamlanmıştı. Ben son anda dahil oldum. Ve en fazla iki hafta sonra setteydim. Hazırlanma süreci olmadı diyebilirim. Tabi Ayşe’yi oynarken çok keyif aldım ve çok özgür hissettim kendimi.

Peki özgür hissetmenize Engin Günaydın’ın nasıl bir etkisi oldu?

Senaryo zaten onun senaryosu ve hiçbir şekilde bize karışmadı. Yönetmen tarafından çok müdahale edilmedi. Kendimize göre oynadık karakterleri. O yüzden o an özgür hissettiğim için çok rahat ettim ve bunun filme de yansıdığını düşünüyorum.

Şimdi, 2000 sonrasında şöyle bir durum oldu, dizi oyunculuğu gerçekten çok baskın, en azından tanınmakta, ünlü olmakta, yıldız olmakta çok büyük etkisi var. Sinemanınsa yeşilçam’a göre artık bir adım geride kaldığını görüyoruz. Sinemaya nasıl bakıyorsunuz? Bütün bu gerçekler karşısında, bir oyuncu normalde daha çok sinemada var olmak ister. Bu tezatı nasıl yaşıyorsunuz ve tercihiniz ne olacak?

Dizi bence oyuncunun idman alanı gibi birşey. Asıl oyuncuyu tatmin eden şey tiyatro ve sinemadır. Tabi bir tiyatro oyununda yer almadığım için bunun hakkında bir bilgim yok ama benim yapmak istediğim tabi sinema. Uluslararası işler. Festival filmleri. Öyle maddi değil, beni tatmin edecek, arkaya dönüp baktığımda beni mutlu edecek işlerde yer almak istiyorum.

Türk sinemasının en büyük problemi oyuncularının ve yönetmenlerinin yurtdışına açılamamasıdır. Ortak filmlerde yer alamamasıdır. Bu çok büyük bir problem. Sizin hhem Almanya tecrübeniz vardı hem de Alman dilini bitirdiniz sanıyorum. Bu noktada bir çalışmanız var mı? Projelere profesyonel bir yaklaşımınız oldu mu? Dışarda böyle ilişkileriniz var mı?

Bana zaten Almanya’dan bir teklif gelmişti çok iyi bir proje için yalnız buradaki işlerimle tutmadı. Orada iki buçuk aylık bir süre istediler benden ki ben hem bir program sunuyordum hem dizinin üçüncü sezonu başlıyordu ve ben bu riski göze alamadım. Kabul edemedim. Oradaki bir başrol için bana teklif gelmişti. Ben açığım yani böyle işlere. Kesinlikle.

Peki, sizin oyunculuk geçmişiniz, Türkiye güzeli seçildikten sonra Başlayan bir macera. Bunun öncesinde böyle birşeyiniz var mıydı? İsteğiniz?

Hayır.

Hiç mi ilginiz yoktu?

Oyunculuk benim hayatıma güzellik yarışması ile çıkan bir macera sizin de söylediğiniz gibi. Fakat ben daha öncesinde çok küçüklükten beri müzikle ilgilenen bir kızdım. 5-6 yaşlarımda piyano çalıyordum daha sonra konservatuara girdim. Keman piyano solfej eğitimi gördüm. Benim asıl hedefim müzisyen olmaktı. Oyuncu olmasaydım da büyük ihtimalle müzikle uğraşıyor olacaktım. Miss Turkey yapıldıktan sonra, Miss Turkey’in yapıldığı kanaldan bana bir proje teklifi gelmişti. Üzerine ben sunuculuk, spikerlik, diksyon eğitimi aldım. Daha sonrasında o proje olmadı fakat Habertürk’te başka projeler oldu. 5 yıldır orada sunuculuk yapıyorum ve güzel gidiyor, zaten kısa sürede bu işi ne kadar çok sevdiğimi gördüm ve bunun üzerine yürüdüm.

Aslında çok farklı şeylerden bahsediyoruz, güzellik yarışması, modellik, müzik, sinema, dizi oyunculuğu… Bunların hepsi insanı birşekilde tatmin eden şeyler. Sizi en fazla tatmin eden hangisi? En fazla hangisini yapmaktan zevk alıyorsunuz?

Sinema oyunculuğu tabiki.

Peki, yeni bir proje var mı sinemayla ilgili?

Görüştüğüm işler var, ama dizinin üçüncü sezonu için. Belirli bir sinema projem yok. Dizi zaten üçüncü sezonda ve Hazirana kadar devam edecek. Umarım daha sonra başka bir sinema projesi gelirse… Başka bir karakter ve başka bir hikayeyle kesinlikle oynamak isterim.

Perde güzel kadını sever. Yani bu bir gerçek. Ama bir kadının güzelliği, kendini nereye konumlandırdığıyla, ne kadar kabiliyetli olduğuyla ne kadar kendini sinemaya yakıştırdığıyla ilgilidir. Sonuçta olan şey budur. Bu konuda çabanız nedir, bu konuda nasıl bir yol tutacaksınız?

Oyunculuk eğitimi alıyorum zaten. Özel ders alıyorum. Üzerine çalışıyorum. Üzerine çok okuyorum. Çok fazla okumanın karakter skalasını da genişlettiğini düşünüyorum. Bu şekilde çalışıyorum fakat dediğim gibi bence en fazla tecrübe ve yolun alındığı yer setlerdir. Ne kadar çalışırsan o kadar iyi oluyorsun. Sadece işin eğitimiyle, tekniklerini bilmekle olmuyor bu işler. Ne kadar yaşarsan, duygularını ne kadar kullanırsan o kadar iyi oluyorsun.

Peki, şimdi sonuçta yolunuz birşekilde oyunculuğa çıktı ama bir de bunun geçmişi var. Geçmişteki kadın oyuncular var, yurt dışındaki kadın oyuncular var. Bunların her biri sizin için bir örnek. Sizi en çok etkileyen performanslar Türk sinemasında kimlerindi? Yolunda yürümek istediğiniz bir örnek var mı? Yoksa kendi yolunuzu mu oluşturacaksınız?

Türk sinemasında Gülşen Bubikoğlu.

Daha önce komedide oynadınız mı?

Olmadı.

Peki şu noktadan bakınca, hani derler ya, çok komedi üretiliyor fakat komedi filminde oynamak aslında en zor şeylerden biridir. Bu konuda yorumunuz nedir.

Aslında belki de çok cesaret edemediğim için böyle şeyleri kabul etmedim. Komedi senaryolarını yani. Ve dediğim gibi televizyonda bakınca çok sığ cırtlak, seyirciyi güldürmeyen espriler… Bu pek içinde olmak istemediğim bir şey açıkçası. Deiğim gibi çok ikna olduğum için, senaryosunu çok tatlı bulduğum için bu projede bulunmak istedim ve beni heyecanlandırdığı için de hiç düşünmeden atladım. Romantik komedi olması, bir dram oynuyorsun sonuçta. Bu işin matematiği biraz daha farklı ama ikisi de hayattan bir kesit. Dram da komedi de… Gerçeğe ne kadar yakın olursa, hem hikayesi hem karakterleri, o kadar doğal o kadar komik oluyor bana göre.

Peki bu filmde kendinizi beğendiniz mi? Bu komedi oyunculuğunu beğendiniz mi?

Keşke daha önce oynasaymışım dedim. Her anın tadını çıkardım. Çok güldüm… İşin en güzel yanı bu zaten.

Daha sonraki süreçte komediyi mi tercih edersin dramayı mı?

İkisini de. Öyle bir tercih yapamam tabi. Sonuçta oyuncu herşeyi oynamalı. Ama bence Türkiye’de komedide gerçekten seksi ve komik olabilen kadınlar eksik bence. Keşke o konuda birşeyler yapabilsem. Yani öyle karakterlerin olmasını çok istiyorum. Bir eksiklik var bu konuda.

Hazır o konuya girmişken, kadın oyuncu olmak aslında çok zor birşey. Yani bunun tarihine baktığımız zaman bir çok hikaye görüyoruz. Mesela 1980ler ile 90ların ikinci yarısına kadar Türk Sinemasında feminzmin çok etkili olduğunu görüyoruz. Benim kendi görüşüm bu anlamda ikibin sonrası geriye adım atıldı. Siz bu olayı nasıl görüyorsunuz? Sizin tavrınız nedir? Türkan Şoray kanunları gibi kanunları mı önünüze kendinizi korumak için koyarsınız?

Beni rahatsız etmediği sürece, kendime saygımı kaybetmediğim sürece içim rahatsa ben proje için herşeyi yaparım. Bu konuda bir sıkıntım, kurallarım da yoktur. Zaten oyuncunun egosu olmamalı, kuralları olmamalı, herşeye açık olmalı ama işte bunu konuşabilmeli, paylaşabilmeli. Dediğim gibi içim rahat ediyorsa, pişmanlık duymayacaksam herşeyi yaparım film için.

Kamera arkasına ilgi duyuyor musunuz? Sizin yönetmenliğe, senaryo yazımına yaklaşımınız ne yönde?

Yurt dışında bunun çok örneklerini görüyoruz. Brad Pitt gibi mesela, oyunculukta yönetmenlikte yapıyor. Bunun örnekleri Türkiye’de de var. Tabi ki yapmak isterim ama bunun için belli bir tecrübe gerekiyor. Önümde daha çok uzun bir yol var. Tabi ki yapmak istediğim belki yönetmenlik değil ama senaryo yazımı olabilir. Böyle fikirlerim var ve yazmaya da başladım açıkçası. Bilmiyorum ne kadar gerçekleşir.

Peki, aslında ilk senaryolar, ilk film oyunculuğu gibi şeyler çok kişisel şeylerdir. Sonuçta insanı en başından beri etkileyen şeyleri konu eder. Hikayeniz neyle ilgili sorabilir miyim?

Bir aşk.

Melodram mı yoksa aşk mı?

Aşk ama komedi değil. Şimdi tam söyleyemiyorum çünkü ortada daha pek birşey yok yani. Bilmiyorum olacak mı olmayacak mı zaten. Sadece fikirlerim var, kendi hayatımdan da yola çıkarak başladığım.

Peki bu sinema filmleriyle beraber, dizilerle beraber bu müzik çalışmalarınız ve modellik de devam ediyor mu?

Yok. Modellik devam etmiyor. Sunuculuk devam ediyor, zate çok keyif alarak yaptığım bir iş. Modellik yapmayı uzun bir süre önce bıraktım. Çünkü bu 32-34 bedenlere artık giremediğimi farkettim. Ve, bilmiyorum, bir eksiklik vardı her zaman içinde. O yüzden ordan koptum, uzaklaştım. Tabi yaparken çok keyif aldım modellikten. Yapmak istediğim şey de oydu, uzun yıllar etrafımın söylemesiyle de hep bunun üzerine gittim. Çocukken yaşıma göre hep uzun bir çocuktum. Kafama soktular, ilgim de o yöndeydi zaten. Müzik eğitimimden sonra çok takip ettim araştırdım yurt dışındaki modelleri. Bir dönem öyle birşey yaptım işte Best Modelden sonra 4 sene. Defilelere çıktım ama beni çok tatmin etmedi. Başka birşey istiyordum yani.

Şimdi merak ettim, neden Alman dili okudunuz Üniverside de.

Edebiyat okumak istiyordum zaten. O oldu. Şöyle birşey oldu. Ben eşit ağırlık okudum, sonra dil sınavına girdim ve çok puan kaybettim. Ne çıktıysa da ona girdim. Zaten kafamda İngiliz edebiyatı vardı, Alman edebiyatı vardı.

Bu filmin hikayesinde anladığım kadarıyla beğendiğiniz bir çocuğun annesiyle bir savaş veriyorsunuz.

Evet. Zaten karakterinden bahsettim kızın. Annesiz büyümüş. Hayatında bir anne figürü yok. Ona da en yakın aday tabi ki de aşık olduğu adamın annesi. O yüzden onunla çok komik bir ilişkileri var. Onun gözüne girebilmek için birçok yol deniyor. Güzel bir, komik bir maceraları var. Bir de Selim bir yazar. Kız onun fikirlerine, düşüncelerine, yazılarına aşık oluyor asılnda. Kafasına ve zekasına diyelim. Aralarında tabi biraz yaş farkı var. Selim de bu duruma inanamıyor. Hatta çevresi kızın başka birşeylerin peşinde olduğu kanısında. Böyle komik gelişen bir ilişkileri var.

Peki, izleyiciler için benim size sormadığım ama sizin filmle ilgili söylemek istediğiniz birşey var mı?

Benim söylemek istediğim, bence izlesinler çünkü çok keyif alacaklar. Gündelik hayatta hep gördüğümüz birşey. Hani arkadaş çevresi oturur bu kızın bu adamın yanında ne işi var ya falan diye konuşmalar olur ya. Öyle bir ilişki var bu filmde de. Dolayısıyla çok gerçekçi bir hikaye. Herkesin kendinden birşeyler bulabileceği bir film.

Demin hayrınlarınız sizinle resim çektirmeye çalıştılar. Şimdi bunlar hem hoş hem de çok değişik şeyler. Bu sizin üzerinizde nasıl bir etki bıraktı. Sonuçta bütün o yaşadığınız tecrübelerden çok daha farklı dizi oyunculuğundan sonra elde ettikleriniz.

Yani beni çok mutlu ediyor, insanların beni sevdiğini görmek. Hep güzel şeyler duyuyorum. Güzel yorumlar geliyor, internette hep takip ediyorum zaten yazılanları. Bu beni mutlu ediyor, işimizi iyi yaptığımızı gösteriyor.

Peki bu sizin üzerinizde hiç baskı oluşturmuyor mu?

Oluşturmuyor. Benim üzerimde oluşturduğu tek baskı daha iyi olma isteği o kadar.

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.