Cannes’da Un Certain Regard En İyi Film ödülünü kazanan, ülkemizde ilk kez Filmekimi’nde gösterilen Macar yönetmen Kornel Mundruczo’nun son filmi Beyaz Tanrı – White God bu ay ülkemizde vizyona giriyor.

Hiç kuşku yok ki, köpeklerin insanlardan aldığı intikamı; masalsı bir anlatıyla beyazperde aktarması seyirci üzerindeki etkiyi arttırıyor. Özellikle Macaristan sineması adına takdiri hak eden yapım, özgün bir senaryoya sahip olsa da kullandığı formülle birçok filmin izinden gidiyor. En yalın haliyle 1943 yapımı Yuvaya Dönüş’ü bizlere hatırlatan film, formül olarak ise Maymunlar Cehennemi’nde yapılan denemeyi, köpekler üzerinden tekrarlıyor.

Sinema tarihi boyunca hayvanların, insanlardan intikam aldığı birçok filme rastlamak mümkün. Düşük bütçeli korku filmlerinde birçok kez denen formül, Hitchcock gibi sinemaya yön veren yönetmenler tarafından da kullanılmıştır.

Özetle, sıra dışı bir deneyim ve birden çok okuma yapma imkanı tanıyan Beyaz Tanrı vizyona girmeden benzer konuları işleyen filmleri hatırlayalım, hatırlatalım istedim.

Rise of The Planet of The Apes – Maymunlar Cehennemi: Başlangıç – 2011

Fransız yazar Pierre Boulle’nin 1963’te kaleme aldığı “La planète des singes” isimli eserinden esinlenerek beyazperdeye aktarılan ilk Maymunlar Cehennemi filmi Planet of The Apes, maymunların, insan ırkından daha güçlü ve daha zeki olduğu bir “gezegen”de yaşananları konu alıyordu. Post apokaliptik bir Dünya tablosu çizen eser; kölelikten, ırkçılığa birçok konuda okuma imkanı verirken, devam filmleriyle de evrim teorisine farklı bir bakış açısı sunmaya devam etmişti. Bu filmlerden, dosyamıza konu olanı ise 2011 yılında hikayenin öncesini anlatma amacıyla yola çıkan: Maymunlar Cehennemi: Başlangıç.

White God’ın yönetmeni Kornel Mundruczo’nun evrimin, devrime dönüştüğü Maymunlar Cehennemi: Başlangıç’tan etkilenmediğini düşünmek oldukça iyimser bir düşünce biçimi olur. Maymunların devrimine liderlik eden Caeser karakteriyle, Köpeklerin devrimine liderlik eden Hagen’in yaşadıkları neredeyse birebir benzerlik taşıyor. İki hayvanın da öncülük ettiği devriminse tutsak oldukları barınaklarda başlaması tabii ki rastlantı değil.

Caesar’ın; liderlik ettiği devrimin, oldukça gerçekçi bir zemin üzerine yerleştirip, yeni serinin temellerini sağlam bir şekilde inşa eden Rupert Wyatt, aynı zamanda insan-maymun benzerliğine yön verecek olan iyi-kötü ayrımının da ilk sinyallerini vererek, serinin devam filmleri için çizeceği yol haritasının da sinyallerini verdi. Bu şekilde düşünecek olursak Maymunlar Cehennemi: Başlangıç ne kadar gerçekçi bir anlatıya sahipse Beyaz Tanrı aynı oranda masalsı bir anlatıya sahip diyebiliriz.

Animal Farm – Hayvan Çiftliği – 1999

George Orwell’ın totaliter rejimlere karşı muazzam bir sistem eleştirisi getirdiği romanı Hayvan Çiftliği beyazperdeye iki kez uyarlandı. Her ne kadar 1954 yapımı olan animasyon, 1999 yapımı olan ise bir Televizyon filmi olsa da dosyamıza konu olan filmimiz televizyon uyarlaması olan 1999 ABD yapımı olan: Hayvan Çiftliği. Öncelikle, 1945’te yazılan bu eserin, yarattığı eşsiz atmosferin beyazperdeye bu zamana kadar layıkıyla aktarıldığını söylemek ne yazık ki mümkün değil. Lakin, hayvanların, insanlardan aldığı intikamı konu aldığımız bir dosyada Hayvan Çiftliğini atlamak haksızlık olur. İnsanların yönetiminde olan bir çiftliği ele geçiren domuzların, kurmak istedikleri sistem zaman içerisinde bozulur. Karşı geldikleri sistemin içine düşerek, her geçen gün kapitalizme yenik düşen domuzların, ironik biçimde insanları temsil ettiğini söyleyebiliriz. Bir anlamda önce insanlık tarihinin kısa bir özetini sunan film, devamında ise kitaptan ilham almaya devam ederek kurulan sistemin köklerine iniyor. Kısacası bir yerde güç varsa kötülük de vardır diyen film, “domuzun domuza kötü davranmaması” felsefisinden yola çıkan hayvanların düştüğü acınası durumu gözler önüne seriyor. Şunu da söylemeden geçmeyelim; özellikle filmin bir bölümünde anlatılan küçük bir detay günümüz Türkiye’si için oldukça ironik. Zira; iktidarı elinde bulunduran domuzlar, yoksulluğa rağmen diğer hayvanlara devasa bir değirmen inşa ettirmenin derdindeler. Onların faydasına olduklarını savundukları bu bina aslında domuzların kendileri için yaptırdığı bir “Saray”.

Jurassic Park – 1993

Michael Crichton’un romanından dahi yönetmen Steven Spielberg tarafından beyazperdeye aktarılan film, her ne kadar “hayvanların intikamı” konseptinin dışında gibi gözükse de insalık öncesi yaşayan dinazorların, insanlar tarafından yeniden yaratılarak Dünya’ya geri döndürülmesi ve işlerin planlandığı gibi gitmememesiyle gerçekleşen olaylarla dosyamıza konu oluyor. İnsanoğlu’nun hayvanlardan faydalanma serüveni ilk insana kadar dayansa da özellikle dinlerin bu konuda tanıdığı özgürlük nesilden nesile hayvanlara karşı uygulanan politikaların artmasına sebep oluyor. Türlü türlü deneyler için kullanılan hayvanların doğasıyla birçok şekilde oynanırken Jurassic Park bu anlayışa oldukça farklı bir bakış açısı getirerek; Dinazorları eğlence amacıyla yeniden Dünya’ya getiriyor. Steven Spielberg’in seyirciyi mutlu etme çabası sebebiyle kitaptaki birçok detayı atladığı film, bu ve benzer nedenlerle herhangi bir sistem eleştirisi getirmekten çok uzak olsa da insanlar eğlensin diye kurulan sirkler ve hayvanat bahçelerinin politikalarını yalın bir dille eleştirmeyi başarıyor. Konu, daha güçsüz hayvanlar değil, dinazorlar olunca ise intikam süreci çok daha hızlı oluyor.

The Birds – Kuşlar -1963

Gerilimin efendisi Alfred Hitchcock’un gazetelerden topladığı “kuş saldırıları” haberlerini Daphne Du Maurier’in aynı adlı kısa öyküsüyle harmanlayarak beyazperdeye aktardığı Kuşlar, hayvanların yer aldığı en iyi gerilim filmlerinden biridir. Hithcock filmlerinin olmazsa olmazı “macguffin” tekniğinin en sık kullanıldığı bu yapım için yapılacak en başarılı okumayı da yine yönetmenin kendisi yapmıştır.* “Kuşlar da, herkesin doğayı nasılsa var olan bir şey olarak saydığı bir tür genel tema bulunur. Kuşlar günün birinde onlara saldırana dek kimse kuşların kıymetini bilmemiştir; vurulmuş, yenmiş, kafeslere kapatılmış, insanların elinden gelen her türlü eziyeti çekmişlerdir. Artık saldırma zamanı onlardadır ve doğa asla şakaya gelmez.. Kim bilir, belki bundan bin yıl sonra Dünya’nın idaresi hayvanlara geçer.”

*Kaynak: IMDB, Ekşisözlük

Frogs – Kurbağalar – 1972

Korku filmlerine konu olan ve insanlara korku salan birçok hayvanın aksine, herhangi bir ürkütücü yanı bulunmayan kurbağaların intikamını konu alan filmi, dosyada yer alan diğer filmlerden ayıran en önemli özelliği ise daha düşük bütçeli ve herhangi bir okuma yapmaya imkan vermeden korkutma odaklı çekilmiş olması. Yine de yakın zamanda beyazperdede veya televizyonlarda görmeye alışık olduğumuz pirana filmlerinden daha değerli bulduğum için dosyada bonus olarak yer vermeyi tercih ediyorum. Kurbağaların, insanları nasıl öldürdüğü konusunda filmi seyredemeyenlerin zihninde elle tutulur bir şey oluşması oldukça zor zira; filmi izleyenlerin de zihninde kurbağaların yarattığı tahribat ile ilgili elle tutulur bir fikir elde etmesi mümkün değil. Tüm bu detaylara rağmen, doğalarından kovulan kurbağaların insanlardan intikam alması fikri ve son sahnesinde tüm hayvanların insanlığa sırtını döndüğü mesajı içermesi filmi bir nebze de olsa değerli kılıyor.

Utku Ögetürk

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.