1. İstanbul Film Festivali’nde izleyip daral geçirdiğimiz (duygusu itibariyle) filmlerden biri oldu Nergis Hanım. Zaten festivallerde yoğun minimal bombardımanına uğrayan zihnimiz bir de tek bir sahnesinde tebessümün olmadığı, karamsar bir film izleyince iyice inişe geçmişti.

Görkem Şarkan’ın bu ilk yönetmenlik denemesi İstanbul Film Festivali’nde Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü kazandı. Filmin en beğendiğim tarafı oyuncuları oldu. Zerrin Sümer ve Settar Tanrıöğen’in performansları muhtaçlık, tahammülsüzlük ama buna rağmen vicdana bağlanan ilişkinin tarafları olarak gayet başarılılardı.

Filmin Haneke’nin Aşk’ıyla, Yeşim Ustaoğlu’nu Pandora’nın Kutusu arasında bir yere oturduğunu söylemek mümkün ama duygu olarak. Yoksa bahsettiğim iki film de çok önemlidir benim için. Özellikle de Pandora’nın Kutusu yakın hissettiğim, o suçluluk halininin vicdanını çok yakınlarımda hissettiğim bir film olmuştur. Aşk’ın da sonu itibariyle Nergis Hanım’la yakınlık kurduğunu söylemek mümkün.

Filmin sonuçta sona doğru dramatik bir biçimde ilerleyen bir akışı var ama tekrarlayan senaryosuyla yine bir kısa film arası yaratıyor. Alzheimer hastası annesiyle yaşayan Ekrem’in çilesi diyebiliriz kısaca. İkili arasındaki dram da gayet iyi ve samimi yansıyor perdeye ama tekrarlı ruh hali ve ikili arasında atışma bir süre sonra sıkıyor. Tek mekanda çekerek ikilinin sıkışmışlık hissini iyi yakaladığını düşündüğüm yönetmen, Ekrem’in kardeşinin çocuklarıyla kuramadığı ilişki üzerinden de yalnız ve ikili bir dünya yaratmış, bu da muhtaçlık ve beraberinde bundan kurtulma duygusunu yaratıyor. Yani filmin nasıl bir sona sürüklendiğini anlıyoruz, sürpriz olmuyor. (Hatta torun kızın ninesine anlatmaya çalıştığı durumu bile filmin akışına etki etmiyor, aynı anlaşılmazlık çemberinde dönüyor, belli ki yönetmen kırmak istediği bir duyguyu kıramamış!)

Filmde Alzheimer üzerine bir bilgilendirici yapı da mevcut, yani hastalığın nasıl zorlu bir süreci olduğu, özellikle de buna maruz kalan karşı tarafın nasıl zorlandığı gibi. Ama bir yandan filmin bütün duygusu ikili arasındaki zorluğu gösterme derdinde, yani bizi hazırladığı sona alıştırma derinde gibi! Çünkü dozu yükselen bir suç ve ceza akışına mahkum ediyor yönetmen bizi. O yüzdendir ki oyunculuklarıyla öne çıkan bir film oldu Nergis Hanım benim için. Ama yine de çekerse yönetmenin ikinci filminde daha başarılı olacağına dair bir his de bırakmıyor değil!

 

 

Banu Bozdemir
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, filmlere basın danışmanlığı yapıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.