Çektiği kırk filmle tüm zamanların en üretken yönetmenleri arasında sayılan; Stanley Kubrick, Woody Allen, Andrei Tarkovsky, David Lynch ve daha pek çok yönetmeni etkileyen Ingmar Bergman’ın iz bıraktığı en önemlisi de şüphesiz Liv Ullmann oldu. Norveçli aktrisin, “Kariyerimi ve hayatımı değiştiren adam” olarak nitelediği Bergman’la 1964’te tanışması, beş yıl sürecek büyük bir aşkın ve sonrasında devam edecek bir dostluğun başlangıcıydı…

Bergman’ın ilham perisi olarak anılan Ullmann, yönetmenle birlikte pek çok projede yer aldı ve kazandığı ödüllerle dünya çapında bir üne kavuştu. 42 yıl süren birliktelikleri boyunca sadece Bergman’ın filmlerinde oynamakla kalmayan aktris, Bergman’ın senayorsunu yazdığı üç filmin yönetmenliğini de yaptı. Sofie (1992), Kristin Lavransdatter (1995) ve son olarak yönettiği Trölosa’dan (2000) bu yana film çekmeyen Ullmann, sessizliğini Miss Julie ile bozdu. Ülkemizde Film Ekimi kapsamında gösterilen film, hazır Kasım ayında vizyona giriyorken Liv Ullmann ile Ingmar Bergman’ın birlikte çalıştıkları efsane filmlere kısaca bir göz atalım…

Persona (1966)

Ingmar Bergman ile Liv Ullmann’ın birlikte ilk filmi olan Persona, İsveçli yönetmenin ve sinema tarihinin de en önemli filmleri arasında kabul edilir. Aktrisin, Bibi Anderson ile başrolü paylaştıkları film, aniden susan tiyatro oyuncusu Elizabeth Vogler ile hemşire Alma arasındaki tuhaf ilişkiyi konu alıyor.

Vargtimmen (1968)

Ingmar Bergman’ın korku türündeki tek filmi olan Vargtimmen, hamile karısı Alma ile birlikte yazı sayfiye bir yerde geçiren Johan Borg’un, sanrılar görmeye başlamasını ve bu durumun zamanla karısını da etkilemesini konu alıyor. Düşle gerçeğin, zekâyla deliliğin iç içe geçtiği filmde Liv Ullmann, Max von Sydow ile başrolde…

Skammen (1968)

İç savaş sebebiyle ülkelerini terk eden Eva ve Jan Rosenbergn’in, savaştan kaçamama halini anlatan Skammen, Bergman’ın savaş karşısında insan olmanın çaresizliğini gösterdiği etkileyici filmidir. Vargtimmen’de olduğu gibi Max von Sydow ve Liv Ullmann’ı başrollerde gördüğümüz film, En İyi Yabancı Film dalında Altın Küre’ye aday olmuştur.

En Passion (1969)

En Passion, dört karakter ve onların rutin hayatları üzerinden insanın yalnızlığını anlatan Bergman’ın epeyce şiddet içeren filmidir. Görselliği ve oyuncularının muazzam performanslarıyla yönetmenin etkileyici filmleri arasına girmeyi başarmıştır.

Viskningar Och Rop (1972)

Görüntü yönetimiyle Oscar kazanan ve daha pek çok önemli dalda adaylığı bulunan Viskningar Och Rop filmi Bergman’ın, Karin ve Maria’nın kanserle mücadele eden kız kardeşleri Agnes’le bir araya gelmelerini anlattığı “kıpkırmızı” filmidir. Harriet Andersson, Liv Ullmann ve Kari Sylwan’ı başrollerde gördüğümüz film yine yönetmenin sıkça kullandığı psikoloji ve ölüm gibi konuları ele alıyor.

Ansikte Mot Ansikte (1976)

İsveç televizyonu için çekilen bir dizinin kısaltılmasıyla sinemaya uyarlanan film, Tomas isimli bir karakterin kısa süre önce tanıştığı Jenny’nin geçmiş hesaplaşmalarına ve sinir krizlerine tanık olmasını konu alıyor. Film, Oscar adaylığı ve Altın Küre ödüllerine rağmen ilginç bir şekilde Bergman’ın pek içine sindiremediği eseri olarak biliniyor.

Das Schlangenei (1977)

1923’ün Berlin’inde geçen film, Abel Rosenberg’in yedi kişinin ölümünden sorumlu tutulması ve bunun üzerine başına gelenleri konu alıyor. Bergman’ın diğer filmlerine göre politik yönü öne çıkan Das Schlangenei, sürpriz sonuna rağmen kasvetli ama bir o kadar da etkileyici olmayı başarmış bir filmdir.

Höstsonaten (1978)

Konser piyanisti Charlotte’un hayat arkadaşının ölümünden sonra kızlarıyla bir araya gelmesi ve aralarında yaşanan hesaplaşmaları anlatan Höstsonaten, Ingmar Bergman’ın en iyi filmleri arasında kabul edilir. Oscar adaylığı bulunan filmin başrolünde Ingrid Bergman ve Liv Ullmann yer alıyor.

Bunların dışında 1973 yılında çektikleri Scener Ur Ett Aktensap ile 2003 tarihli Saraband gibi televizyon dizilerine imza atan ikili, 2007’de Bergman’ın ölümüne değin pek çok projede birlikte çalıştılar; aşkları kısa sürmesine rağmen dostluklarından ve beraberliklerinden hiç vazgeçmediler. Çiftin 42 yıllık birlikteliği, Liv Ullmann’ın kitabına ve Hintli yönetmen Dheeray Akolkar’ın filmine de konu oldu…

Başak Bıçak
1987, İzmir doğumlu… Sinemayla olan aşkı henüz ilkokuldayken gittiği Aslan Kral filmiyle başladı. Öylesine sevmişti ki bu filmi, yıllar sonra tekrar izlediğinde kaybettiği bir oyuncağını bulmuş gibi mutlu oldu. Lisede okuduğu Fransız koleji ise her şeyin başlangıcı oldu. Dans tutkusunun sadece halk oyunlarıyla sınırlı olmadığını anlayıp o günden bugüne hep dans etti, bu sayede bir çok ülke gezdi, hala da dans ediyor. Üniversitede Tarih bölümüne girerek yaşam enerjisiyle hiç ilgisi olmayan bir meslek tercih etti. Bir de üzerine Avrupa Tarihi Yüksek Lisansı yaptı ki hayatın ne kadar çekilmez olur görebilsin diye… Bunların üzerine tarihi çok sevdiğini söylemek biraz tuhaf olur sanırım, ama gerçekten seviyor. Üniversitede tarihe gömüldüğü zamanlarda, yüksek lisansta da tezini bitirmeye çalıştığı şu günlerde sinema her zaman onun için kaçış noktası oldu. Bitmek bilmeyen izlenmesi gereken filmler listesiyle uğraşırken tezini ihmal etti ama bu sayede Öteki Sinema’da yazarlığa ilk adımımı attı. Ve sinema yazarlığının onu ifade eden en güzel yollardan biri olduğunu keşfetti. Tarih, dans ve sinema tutkusuna bir de şarap sevgisini ekledi ve sanırım bu gidişle yine bambaşka bir iş yapacak. Hayat onu sürprizleriyle karşılarken, o da tutkularına yenilerini eklemeye kararlı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.