Sivas’la Venedik Film Festivali’nde yarışacak olan Kaan Müjdeci tam anlamıyla bizi düşündürdü ve mutlu etti. Sivas tipik anlamda bir erkek filmi, erkek dünyasında geçen ama kadına fazlacabulaşmayan (ama bulaşacağına dair izleri de ortaya saçan) filmde Müjdeci bu kez erkeklerin karşısına hayvanları çıkarmış.

Derdini o kadar doğru ve egosuz yerden kurmuş ki, filmdeki muhtarın dediği gibi köpek dediğin dövüşür, at dediğin binilir basit algısını canlı tutmaya özen göstermiş. Filmin ana karakteri Aslan ve Sivas’ın yolları bir şekilde kesişiyor. Çocukların vicdan duygusu bazen büyükleriyerle bir edecek kadar yok olur, özellikle de kendinden güçsüzler konusunda. Yani çocuklarbüyüklerden aldıkları ‘hayvanın işlevi’ algısını kendi küçük atmosferinde fazlaca sorgulamadan yerinegetirir. Aslan bu konuda vicdanıyla erkek algısı arasında bir yerlerde dolanıyor. Sınıftaki Ayşe’den duygusal olarak yüz bulamayan Aslan tesadüfen bulduğu Sivas üzerinden biraz büyükçe, iddialı ama kendi dünyasına yaraşır bir ifade biçimine bürünüyor. Aslan onun erkekler dünyasının acımasız sıradanlığına geçisini engelleyen bir vicdan algısı oluşturuyor ama sürekli sallantıda bir algı bu. Onu arkadaş olarak koruyup kollamakla dövüştürüp genelin içindeki yerini bulmak konusunda süreklibocalıyor ta kii son kareye kadar. Belki o kadar belli olmuyor ama bana göre son kare Aslan’ın yeni konumunu belirliyor. Sivas onun her zaman sallantıda olan ilişkilerinde arkadaşı olmaktan uzaklaşıyor. Onun için dövüştürülecek bir meta haline dönüşüyor. Anadolulu bir çocuğun büyüme hali de bu şekilde halkaya eklemlenmiş oluyor.

Evet Sivas kangal köpekleri üzerine bir film. İsmiyle farklı algılar yaratıyor ilk başta. Sivas katliamına ilişkin olacağını düşündürtüyor. Ama ortaya bir köpekle bir çocuğun dostluğunu anlatmaya aday bir film çıkıyor. Bu bildiğimiz her iki tarafı da tatmin eden bir dostluk değil aslında. İki taraf da farkında bugüne kadar oluşturulmuş algılara yenik düşeceklerinin. Aslan evin eski, kocamış ve işe yaramayanatını bozkıra salarken de aynı ruh halinde. Hayvanın özündeki özgürlük duygusuyla onu avucundadost ya da ‘hayvan’ olarak tutma karışıklığının da. Öğretilerin ve onları çocuk olarak yüreğinin bir köşesinde tutabilmenin zorluğunun da.

Aslan duygularını doğrudan yaşayan bir çocuk. Her şeye okkalı bir biçimde savurduğu küfür bazen izlerken bünyelerde doz aşımı yaratsa da ‘erkek’ dünyasının başka bir ifade biçimi olduğunu da sızdırıyor aradan. Her şey raconuna uygun olmalı, hatta bu anlamda annesinin göğüslerine çaktırmadan hafif mahçup ve hınzır bir şekilde de bakmalı. Aslında öyküyü çok dağıtmamış Müjdeci. Filmin gideceği noktayı fazla sapmadan kurmuş. O yüzden izleyenlerin bazıları bu açık hedeften rahatsız olmuş olabilir, bir çocuğun dünyasına sıkışıp kalmış olmaktan. Zaten filmin duygusu da bu sıkışıp kalmış karmaşanın sorgusu peşinde.

Ayşe’yle Aslan’ın tezek yığınları üzerinde yaptıkları konuşma, çocuklar dünyasındaki sıradışı arkadaşlık, Aslan’ın abisiyle yaşadığı patlama anı, Sivas başka bir köpekle dövüşürken Aslan’ın içindeki yarılma gerçekçi bakışlar içeriyor diyebiliriz. Taşra sinemasında kişisel dertlerin dışında toplumsal sorunlar arayan, bulan ve bunu doğru bir biçimde anlatan bir film Sivas. Köpek dövüşü çok gündemimizde olmayabilir, yönetmenin dediği gibi aklımıza çokça Ameros Peros filmi gelebilir ama bu daha çok büyüme filmi. Taşranın erkek olma tarafına farklı bir şekilde bakan, diyaloglarını yalın vesamimi bir biçimde kuran ve bunu karakterlerine iyi monteleyen bir film Sivas. Yani her yanındanhareket, duygu, çelişki fırlıyor. Üstelik komik de. Aslan’ın okkalı küfürleriyle vücüduna yüklediği bıçkın anlam öyle güzel geçti ki bize bazı yerlerde kahkayı salıverdik. Yani bozkırın ya da taşranın sinemasında eksik kalan mizaha burada doyduk diyebilirim. Aslan’ı oynayan Doğan İzci kara ve arada sırada dalan gözleriyle çok iyiydi, naifti. Müjdeci arada sırada uzandığı ve iyi gözlem yaptığı topraklara ilişkin iyi bir öykü çıkartmış karşımıza. Basın toplantısındaki rahat, dobra ve herkesin algısına uzanacak şekilde verdiği yanıtlarla hepimizin takdirini topladı. ‘Aslında öyle değil, ben bunu yapmak istemiştim’ demedi, herkesin kafasındakinin karşılığı olduğunu hissettirdi. Filmi önceden izlememizde bir artıydı. Neşet Ertaş’a yapılan adama da çok yerli yerinde. Bozkır her şeyi açıklıyor. Filmde bozkır gibi her şeyi açık, olabildiğince net ortaya koyuyor.

Banu Bozdemir
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, filmlere basın danışmanlığı yapıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.