Pınar Göktaş oyunculukla senaristliği harmanlamış bir oyuncu. Benim Hala Umudum Var dizisinde şehirli, çalışmayı seven ama bir yandan da çocuk özlemi taşıyan bir karakteri canlandırıyor, Nisan’da vizyona girecek olan sinema filmi Aşk Oyunu romantik komedi. Göktaş’la oyunculuğun bakış açısını, projeleri ve sinemanın bağımsız kanadını konuştuk. İyi okumalar…

Bir oyuncu olarak etrafınızı gözlemler misiniz, nasıl bakarsınız? Dışarı çıkınca mekanlara girince mesleki deformasyon yaşıyor musunuz?

Bir film ya da dizi izlerken çok oluyor, buradan sonra şunu yapmışlardır ama dış çekimlerde üşümüşlerdir, sesi nasıl aldılar gibi başka bir yerden bakıyorsun ama oyunculukla ilgili biraz ruhani bir şey olacak ama farkında olmaya, algılamaya çalışıyorum. Karşımda öfkeli bir insan görüyorsam aslında onun altında acı çeken bir insan var diye düşünüyorum. Korkuyorsam merak ve bilmemek var, bunun gibi. Çok deformasyon diyemeyiz ama bakış açısı farkı oluyor.

Oyunculuk ego ile alçakgönüllülük arasında giden bir şey bana göre. Nasıl dengeliyorsunuz, zamanla mı oluyor ya da oluyor mu?

Mavi En Sıcak Renktir’de iki kere gördüğümüz oyuncu çocuk var, işi bıraktım emlakçı oldum diyor. Neden diyor Emma. ‘Herkese iyi davranmaktan sıkıldım’ diyor. Bu beni gülümsetti mesela her zaman bir kabul görme ya da görmeme, uygun olma ya da olmama gibi bir sürü kriterden geçiyorsun. Fazla özgüven içinde olursan hayal kırıklığına uğrarsın, seçilmedim bittim dersem de yine aynı. Sette mesela herkes birbirine destek olmalı, açığını kapatmalı gerekirse. Herkes işini yapınca sen de oyuncu olarak rolünü yansıtabilmelisin.

Son olarak bir sinema filmi çekmişsiniz, Aşk Oyunu diye… İlk sinema filmi deneyiminiz mi?

Bahtı Kara’da oynamıştım ama çok ufak bir roldü. Ciddi anlamda bu Aşk Oyunu’nda oynadım ondan önce de Levent Çetin’in Sivil diye bir filminde oynamıştım. Şu anda festivalleri geziyor. Belki de vizyon görmeyecek çok bağımsız bir film çünkü. Beni en fazla heyecanlandıran, taze olduğu için aynı zamanda Aşk Oyunu şimdi.

Levent Çetin’in ilk filmi sanırım Sivil. Bağımsız bir film diyorsunuz, ilk filmini çeken, çok da iddiası bulunmayan bir filmde oynama sebebiniz?

Oyuncu olarak takip ettiğim, kafa yorduğum genelde bağımsız film yönetmenleri. Başka sinemayı takip ediyorum çok sevdim hatta. Son zamanlarda İstanbul Film Festivali’nden sonra sanat anlamında en iyi şey oldu. Vizyon daha fazla insana ulaşmak açısından önemli ama bağımsız sinemayı elimden geldiğince destekliyorum. Ben aynı zamanda senaryo yazıyorum, kısa filmde yönetmen yardımcılığı yaptım bir ay önce. O yüzden bir parçası olmayı istiyorum.

Peki oyunculuğa dönecek olursak tekrar her rolü oynarım der misiniz, sınırlarınız var mıdır?
Öncelikle inanmayı beklerim. Senaristin ve yönetmenin de inancını görmeyi beklerim. Mesela Yozgat Blues da her şey o kadar tutarlı o kadar güzel ki ne olsa oynarsın orada mesela. O dünyanın içinde her şey çok gerçek ve izlenebilinir. O dünyanın bir parçası olmaya hazırsan o rol ne gerektiriyorsa zaten yapmalısın.

Bağımsız sinemanın yönetmenleri var ama oyuncuları da var. Siz kendinizi oyuncu olarak oraya yakın buluyor musunuz?

Ben yakın buluyorum ama yönetmen, yapımcı ve oyuncunun buluşması için aracılar gerekir. Bu cast direktörleriyle oluyor daha çok. Bu anlamda işini iyi yapan, oyun izleyen cast direktörleri var

Aslında yapımcılar belli bir rolde iyi olan oyuncu için risk almadan onu bir sonraki projede de yakın rolde oynatıyorlar. Bunun kırılması gerekiyor galiba biraz. Kalıpların dışına çıkılması gerekiyor.
Ben çok o kalıpların içinde görmüyorum kendimi. Ve böyle bir teklif geldiğinde beni heyecanlandıracak bir işse seve seve rol alırım, devamlılık da tutabilirim sette. Popüler ya da olmayan oyuncu değil de o rolde o insanı görmekle ilgili. Onu oraya oturtmak ve yakıştırmakla ilgili…

Dizi oyunculuğunun sizde ki karşılığı nedir, sonuçta sinema ve tiyatro oyunculuğu hep daha üstün tutulurken dizi oyunculuğu biraz daha arka planda kalır. Siz nasıl bakıyorsunuz?

Hepsi eşit derecede önemli ve çok da farklı değil, sadece şartları farklı. Sinemada daha fazla ön hazırlık, kafa yorma ve karar verme süreçleri daha farklı işliyor. Dizide her şey çok hızlı ve siz de hızlı karar veriyorsunuz. Mesela çok fazla reklam çektim, orada da amaç ürünle ilgili. Hepsinin renkleri ve koşulları farklı, ortamları farklı bir de.

Benim Hala Umudum Var, diziye sonradan girdiniz, bu sizin için bir avantaj mı dezavantaj mıdır yoksa?

Birkaç projede böyle bir şey yaşadım ben bunu avantaj olarak görüyorum. Başka bir bakış açısıyla ekip oturmuş oluyor ve yeni geleni kucaklıyorlar. Zaten tek vücut olmuşlar ve heyecanı yeni gelene de aktarıyorlar. Ben şanslıydım böyle şeyler yaşadım.

Rolünüzü nasıl buldunuz, yakın hissettiniz mi, şehirli bir kadını oynuyorsunuz?

Seyirci Melis’i ilk gördüğünde Roma’dan gelen, işkolik, neredeyse özel hayatı olmayan, duygularını çok açığa vurmayan, katı ama sağduyulu bir kız. İlk öyle sonra hiç beklemediği yer ve şekilde çıkıyor karşısına bir şeyler. Bir bebeği olmasını çok istiyor ve olmayacağını kabullenmiş. Bunu içten içe istiyor. İlk defa büyük fırsat çıkıyor karşısına ve ne yapacağını bilemiyor. Bir yandan bir sürü şeyi içine giriyor ve bundan da rahatsız. Duygu tarafı mantığının üzerine çıkıyor. Bu değişimi oynamak çok keyifli. Düşününce hak veriyorsun, vermezsen oynayamazsın.

Dizilerin bir zamandan sonra mantık düzlemini aştığını düşünüyorum. İlk baştaki heyecan kalmıyor pek, oyuncu olarak siz ne hissediyorsunuz?

Dizilerin olayı şu. Birisine seni seviyorum demeyi altı saatlik bir sürece yayıyorlar. 90 dakikalık dizi yazmak zorunda kaldıkları, ekip çok fazla çalıştığı için bu sektörün bir sorunu. Yoksa çok yetenekli senarist ve yönetmenler var dizi sektöründe. Tamamen bu sektörün sorunun yansıması, o yüzden son kullanıcı olan seyircide etkisi de böyle oluyor.

Senaristlere rolünüzü götürdükleri nokta anlamında kızdığınız olur mu?

Senaristler zaten proje hazır olduktan sonra pek görünmezler. Rolleri akışı oturduktan sonra sana şöyle bir şey yazdım bak nasıl olmuş geri akışı pek işe yaramaz oyuncu orada duygusal davranabilir. Her hafta neyin geldiğini merak ediyor ve role ilişkin bir şey besliyoruz. Duygusal bir şey yaşıyoruz tabii ama hikayenin tutarlılığı çok daha önemli.

Aşk Oyunu’ndan biraz bahsedebilir miyiz, nasıl bir film bekliyor seyirciyi?
Umut Yüksel’in ilk sinema filmi. Romantik komedi, Kemal Uçar ve ben başroldeyiz. 4 Nisan’da vizyona girecek. Hep söylenir ama benim için de çok keyifli bir setti. Yazın çektik ve bittiğine üzüldüğümüz bir iş oldu. Hem romantik, duygusal bir ilişki, bir yandan da komik öğeler taşıyan bir film.

Kısa filmler var sanırım çektiğiniz onlardan da bahsedelim kısaca?

Kor, Köz ve Kül diye üçleme kısa film çekiyoruz. İlkini çektik. Ben yardımcı yönetmenlik yapıyorum. Önümüzdeki aylarda diğer ikisini çekeceğiz ve festivallere yollayacağız. Bir uzun metraj yazma aşamasındayız The Club ekibi olarak, şimdilik bu kadar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.