Ammar filminin oyuncuları Duygu Paracıkoğlu ve Ozan Akbaba filmin çekimlerinde kendilerinin korkudan çığlık attığını, filmlerinin dünya genelinde gördüğü ilgiden şaşırdıklarını söylüyorlar…

Türk sinemasında bazı iyi şeyler de oluyor. Biz ne kadar eleştirirsek eleştirelim özellikle korku türünde ürettiğimiz filmlerle dünyanın ilgisini çekmeye başladık. Özellikle Hasan Karacadağ ile başlayan ve köklerini kendi halk kültürümüzde bulan bu yeni korku türü yabancı festivallerden büyük ilgi görüyor. Ammar filminin yaşadığı hikaye de bu söylediklerimizi kanıtlıyor. Oyuncu Duygu Paracıkoğlu ve eşi yönetmen Özgür Bakar kendi aralarında yapmak istedikleri biraz da küçük ölçekli Ammar filminin yurtdışında gördüğü ilgiden şaşkına dönmüş durumdalar. Bir çok festival şimdiden kapılarını çalıyor. İşte bu ilgi Uzak Doğu korku sinemasından sonra dünyanın ilgisini çeken en yeni korku türünün Türkiye’de doğduğunu işaret ediyor. İşte Ammar’ın oyuncuların dilinden hikayesi…

Senaryoyla başlayalım. Bence klasik bir senaryo. Siz bu senaryoyu okuduğunuzda projede olmayı niçin istediniz ve okuduğunuzda “Buraya da ben şunu katarım” dediğiniz yerler var mıydı?

 

Duygu Paracıkoğlu: Bu bizim kendimiz için yazdığımız bir senaryoydu. Kendimiz çekeceğimiz için hem bütçeyi kısa tutabilmek hem de kaliteli olabilecek böyle bir senaryo yazdık. Kendimiz yapacaktık, kendi paramızla çekecektik. Sonra Sadık Bey sağ olsun senaryoyu okuyup beğenince “Ben yapacağım” dedi, yaptı da. O yüzden klasik bir senaryo gibi gidiyor çünkü mekân yazsaydık bütçeyi çok aşacaktı.

 

Senaryodaki rolünüzle ilgili ne diyeceksiniz?

 

Duygu Paracıkoğlu: Rolümü çok seviyorum, herkesin oynamak isteyeceği bir rol kesinlikle.

 

Senaryoyu nasıl buldunuz?

 

Ozan Akbaba: Özgür’ün (Yönetmen Özgür Bakar) yazdığı bütün işler çok hoş oluyor. Süregiden bir sistem var ve o sistemde sıkça karşımıza çıkan senaryolara aslında yakın bir şeyler yapıyor ama içinde çok küçük nüanslar var Özgür’ün yazdığı işlerde. Ben zaten böyle ters köşe bir şey bekliyordum çünkü Özgür farklılığı seven bir insan. Farklılığı sevdiği için de çok standart olduğunu düşündüğünüz senaryo sizi çok çabuk bir şekilde alt edip ters köşeye yatırıyor.

 

Bu tür filmlerde oyunculuklar aslında hem çok büyük hem de küçük olmak zorunda; gerçekliği yakalayabilmek için küçük, fakat korkuyu ifade edebilmek için de büyük. Bunu dengede tutmak biraz zor, sömürüye açık roller. Burada dengeyi nasıl tutturdunuz?

 

Duygu Paracıkoğlu: Çok çalışarak tutturduk, sahne sahne çalıştık diyebilirim. Ozan’la sizle nasıl konuşuyorsam öyle konuşmak zorundaydım. Zaten hepimiz bu işin eğitimini almış, bir şekilde yıllarımızı bu işe vermiş, şimdiye kadar hep oyunculukla para kazanan ve beslenen insanlarız. O yüzden çok zorlamadı beni.

 

Türk sinemasında korku sineması ya da bu tür oyunculuklardan bahsettiğimizde aslında on yıllık bir dönemden söz ediyoruz. Öncülünüzü nerede buldunuz, Amerikan sinemasında mı?

 

Ozan Akbaba: Özgür, Amerikan sinemasıyla Türk sinemasını birleştirdi. Çok güzel bir sentez koydu ortaya. O bunu senaryoya yansıttığında ve kiminle çalışacağını daha önce bildiği için çok güvenle başladı bu işe. Ben de o güvenini yıkmamaya çalıştım elimden geldiğince. Arkadaşlarımdan zaten çok emindim ki gördünüz çok hoş bir iş çıktı ortaya. Benim tek gayem gerçekçi oynamaya çalışmak, hangi sahne olursa olsun. Oyunculuklar, yapım firması ve senaristler açısından korku sinemasına biraz uzak bir ülke olduğumuz için doğal olarak çoğu kişi bunu yeni yeni tecrübe ediyor. Sendelediğimizi düşündüğüm yerler de oldu ama biz onu o kadar iyi kotarmışız ki hem gerçekçi yaklaşımlarla hem Duygu’nun da dediği gibi bunca senenin verdiği tecrübeyle çok güzel bir iş çıkarmışız ortaya.

 

Benim filmde en çok hoşuma giden şey veya diğerlerinden daha farklı olduğunu düşündüğüm şey efektler ve yaratık. Nasıl yaptınız bunu?

 

Duygu Paracıkoğlu: Efektler girmeden önce İngiltere’den maske getirmiştik ama hiç olmadığı için komik kaçtı biraz. Efektleri Tuncay Paksoy diye bizim çok uzun zamandır çalıştığımız ailemizden bir kardeşimiz yaptı, çok yetenekli bir çocuk, imkânsızı başardı o maskeli görüntüleri sildi ki bu işle uğraşanlar bilir, çok zor bir iş. Çekim üzerinden hareketleri görüntüleri silip efektleri koydu yerine.

 

Efektler film için nasıl bir farklılık oluşturdu?

 

Ozan Akbaba: Tuncay ismini duyunca çok şaşırmadım çünkü güzel bir şey çıkaracağı kesindi. Sektörün bu yönde çok eksik olduğunu düşünmekteyim. Çok yetenekli insanlar maalesef yeteneklerinin karşılığını tam olarak alamadıkları için çoğu insan gibi küsüyorlar. O yüzden Tuncay gibi insanları küstürmemekten yanayım ben. Bence böyle yetenekli insanları başımızın üzerinde tutmak lazım.

 

Halk edebiyatımızda korkunun temelleri var sizin filminiz de bundan yararlanıyor Bunlara ne kadar yakınsınız? Daha önce Türk korku sinemasıyla ilgili miydiniz?

 

Ozan Akbaba: Ben izleyici olarak ilgiliydim. Tabii ki sektörden biri olarak da ilgiliyim. Benim şu ana kadar izlediğim Ammar çok başarılı ama izlediğim en başarılı film olarak Musallat’ı örnek verebilirim. İnsanlar “Yine mi üç harfliler?” diyor ama bizim coğrafyamızda bunu işleyen film sayısı çok az. Bu yüzden yine üç harfliler, çünkü herkes bir öncekine kıyasla daha iyi bir şey yapabileceğini düşünüyor. Ki bunların arasından çok az bir ekip bunu gerçekten başardı. “Ammar” da bunlardan biri bence.

 

Duygu Paracıkoğlu: Türkiye’deki tüm korku filmlerini izledim en başından en sonuna kadar. Çok sıkı film takipçisiyim, ayrıca da destek olmak lazım zaten. Korku filmleri yapmak zor bizim ülkede, kalıplaşmış korku filmi yapabilmek için çok büyük bütçeler lazım. Korku filmi demek teknik demek. Tekniğe de para harcamanız gerekiyor. Yatırdığınız paranın karşılığını da alamayınca tabii ki kimse çekmiyor korku filmi. Şansımız oyuncu arkadaşlarımız ve Tuncay Paksoy, Özgür Bakar’ın senaryosu yönetmenliği, Alper’in senaryosu. Bunlar kotardı. Yoksa biz de elimize yüzümüze bulaştırırdık ama utanmadan yapacağımız bir film oldu gerçekten.

 

Dünya sinemasına baktığımızda korku dalında en enerjik filmler Güney Kore’den geliyor. Güney Kore artık olgunlaşmış ve bir yere gelmiş. Hemen ondan sonra da Türkiye geliyor tüm bu yetersizliklerimize rağmen. Dini alt tabanı kullanarak korku türü yarattık şu anda. Ama olgunlaşıyor. Yurtdışında da filminize ilgi olduğunu konuşmuştuk, bunu nasıl karşılıyorsunuz? Bu işe başlarken böyle bir yansıması olacağını düşündünüz mü?

 

Duygu Paracıkoğlu: Valla hiç düşünmemiştim ben. Amerika’dan istiyorlar, yazışmalar sürüyor. Bunu söylemem ne kadar doğru bilmiyorum ama Meksika’dan, İspanya’dan buralardan hep festivaller için teklifler aldık. Hepsine gideceğiz inşallah. Tabii ki beklemiyorduk, biz kendimiz için yapmıştık ama namuslu bir iş yaptığımız için ve bayağı süründüğümüz için süreçte sonuçların güzel olacağını ben tahmin ediyordum.

 

Ozan Akbaba: İşin aslı ben bekliyordum. Özgür’ün farklı bir kafası, farklı bir anlayışı var. Dediğiniz gibi din odaklı korkular çok fazla ele alınmıyor, ele alanlar fantastik tarafından bakıyorlar. Aslında din fantezi değildir. Özgür’ün farklı bir bakış açısı olduğunu bildiğim için buralara uzanacağını biliyordum. Ama tabii ki sadece Özgür yüzünden değil, filmin müzikleri, ses efektleri, görsel efektleri, oyunculuklar, sempatik kılan karakterler, geren karakterler, bir anda ağlatan karakterler… Bu filmde aslında her şey var. İzleyen herkes mutlaka bir yerinden katılacaktır eminim.

 

İşin biraz magazinsel boyutuna bakarsak siz cinlere inanıyor musunuz gerçekten veya tecrübeniz var mı?

 

Duygu Paracıkoğlu: Ben inanıyorum çünkü birebir bir buçuk sene yaşadım. Kabuslu günler geçirdim, sonuna kadar inanıyorum. Film başlamadan önce bir hocaya gittim dualar okuttum. Psikolojiktir değildir bilmiyorum ama hep muska vardı, yalnız kalmamaya dikkat ettim.

 

Ozan Akbaba: Benim bir tecrübem yok. İyi ki de yok zaten korkak bir insanım, bu tür şeyler korkarım.

 

Duygu Paracıkoğlu: Bir süreden sonra alışıyorsunuz ilk başlarda çok korkunç geliyor. Ama kurtulamayacağınızı düşündükten sonra artık koy veriyorsunuz, korkmamaya başlıyorsunuz.

 

Ozan Akbaba: Korku filmlerinde ambiyans sahnenin çekildiği anda yaratılır, diğerleri gibi üstüne montaj gibi şeyler yok. Efektler dışında tabii ki. Biz mesela filmi çekerken benim arada korktuğum sahneler oluyordu. Mesela bizim birlikte merdivenlerden koştuğumuz sahne. Biz o sahneyi yedi kere falan aldık. Ben üçünde çığlık attım ve saklamaya çalıştım. Profesyonel davranmaya çalışıyorsun ama bir anda önüne eli bıçaklı biri çıkıyor.

 

Bundan sonrası için ne dersiniz. Biz de korku sinemasına bulaşan devam ediyor. Siz de böyle düşünüyor musunuz?

 

Duygu Paracıkoğlu: Aslında Özgür komedyen, komedi yazarı, ödülleri de var. Daha küçükken komedi üstüne birinci oldu ikinci oldu kısa filmle. İlk defa böyle bir şey yaptı “Bir kere çekeceğim, komediye geçeceğim” diyordu ama şu an o kadar çok talep var ki. Senaryo uygun olduktan sonra oynarım ben, önemli olan senaryo zaten.

 

Ozan Akbaba: Bu anlamda katılıyorum. Keyif alabileceksek eğer, tabii ki olur.

 

Benim size sormadığım söylemek istediğiniz bir şey var mı?

 

Ozan Akbaba: Herkesin bir fikri olur, bir önyargısı olur. Kim ne derse desin mutlaka bir önyargıyla yaklaşır. Ben de diyorum ki, önyargıyı kırmak için güzel bir fırsat.

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here