Amerika’nın bir kahramana ihtiyacı var… Bunun altını çizme sebebim hayali karakterler ile sürekli dünyaya adaleti getirmeyi hedefleyen Amerika’nın sığındığı bu hayal karakterler dünyaya –sözde- adaleti getirirken kendisini ve milliyetçi yönü ağır basan halkını da bir nevi tatmin ediyor. Hollywood sinemasında sıkça karşılaştığımız bu durum sadece çizgi roman uyarlamaları veya savaş/fantastik/bilim kurgu temelli filmler için geçerli değil elbette. Düşünsel olarak Amerika’nın yine –sözde- yeni dünya kurma çabası, onu yönetme isteği aşikar. Captain America gibi milliyetçi ‘süper asker’ modeli kahramanlar Amerika’nın daima yapmak istediği şey denebilir. Ya da kendini tatmin etme yöntemi diyelim. Bu örnek bile daha önce pek çok benzer konulu filmlerin yanında sönük kalıyor olabilir. Amerika kendisine bir kahraman arayadursun bu yolda ortaya atılmış filmler, seriler insanları görsel manada etkilerken ne kadar inandırıcı ya da samimi geldiği tartışılır. Amerika bu kahramanı gerçekten bulursa ne yapar orası da ayrı muamma. Ancak bildiğim Amerika hala kendisine bir kahraman arıyor.

Filme dönecek olursak, ilk çizgi roman hayatı 1941 yılında başlayan süper kahraman Captain America, Amerikan bayrak desenli kıyafeti ve kalkanıyla milliyetçi bir portre çizmişti. Amerikan gençleri için gurur kaynağı olabilecek bu durum genel olarak asab bozan bir özellikti. Tabii bu yine kişiden kişiye değişebilecek bir durum. Avengers takımının lideri olsa da belki de Marvel evrenindeki en pasif kahramandır düşüncesindeyim. Silahı olmayan ancak özel yapım bir kalkan kullanarak düşmanlarını alt eden bu kahraman çizgi roman serileriyle gönüllere taht kurmuştu.

Captain America’nın perde arkasına baktığımızda Amerikalı Steve Rogers adlı bir gencin Nazilerin Avrupa’yı istilası sırasında askere yazılmak istemesi ancak vücudunun zayıf olması nedeniyle askere giremeyerek özel bir deneye tabi tutulması akabinde Amerika’nın ‘süper askeri’ olarak ortaya salıverilmesini anlatıyor. Amerika’nın günümüzde bile hala dünyaya barışı (!) getirecek süper asker yaratma çabaları farklı filmlere konu oldu/oluyor. Amerika kendini dünyanın koruyucusu olarak atfettiğinden olsa gerek soğuk savaş yıllarından beri sürekli olarak Amerika’lı bir süper asker/kahraman yaratma çabasında. Bunu bazen komik bazen kendini çok ciddiye alarak yapmakta. Nispeten bir deney sonucu Steve Rogers bir süper kahramana dönüşmüş olsa da bir Thor ya da Spider-Man gibi etkileyici yönünün olmadığı aşikar.

Tv dizi ve filmlerini saymazsak modern uyarlama olarak beyaz perdede kendisini 2011 yılında gösteren bu süper kahramanı, daha önce bir başka süper kahraman filmi olan Fantastic Four’da şansını denemiş ama başarılı olamamış Chris Evans canlandırdı. Captain America zaten hali hazırda yeterince iticiyken Chris Evans gibi (bana göre) yine itici bir aktörün canlandırması filmi gözümde iki kat negatif yapmıştı. Iron Man, Hulk gibi başarılı süper kahraman uyarlamalarından sonra oldukça sönük kalan Captain America uyarlaması her ne kadar bünyesinde Tommy Lee Jones, Hugo Weaving gibi usta aktörleri barındırdıysa da yine de çıtayı yükseltememişti. Bunun nedeni belki hikayenin yeteri kadar güçlü işlenememesi olabilir. Her ne kadar antipatik gibi gözükse de Captain America’nın da temelinde bir süper kahramanı yaratan dinamikler ne ise onlar var. Bu konuda uyarlamada yenilikçi bir bakış açısı sergileyen Iron Man’e oranla daha kısır kaldığını söyleyebilirim.

Amerika ve halkı adına kendisini düşman önüne atmaktan çekinmeyen Steve Rogers’ın hikayesi deney ile farklı güçler kazanması ve kalkanına bürünmesi ile bambaşka bir boyut alıyordu. İlk filmde usta aktör Hugo Weaving’in canlandırdığı Red Skull karakteri ile zorlu bir mücadeleye giren Steve Rogers nam-ı diğer Captain America bu savaşı kazanmış olsa da hafızalarda hoş bir tat bırakmamıştı. Ardından 2012’de vizyona giren bütün kahramanlar toplandık temalı The Avengers ile boy gösteren Captain America bu filmde kendi filmine oranla çok daha başarılı bir portre çizmişti. Ancak takım oyununda yeri güzel gözükse de yanındaki kahramanlara baktığımızda hep bir tık geriden geldiğini görmek mümkün. Filmi büyük oranda Iron Man sırtlamış gibi gözükse de Hulk gibi, Thor gibi, Hawkeye gibi karakterlerin yanında bile Captain’in esamesi pek okunmuyordu. Bu tabii ki daha önce de altını çizdiğim gibi şahsıma özgü düşünceler.

The Avengers filmi gişede başarılı olmuş, çizgi roman severleri mest etmiş ve ikinci film ise kaçınılmaz olmuştu. Tabii bu aralıkta kahramanların solo film projeleri de devam ediyordu. Önce Iron Man 3 sonrasında Thor : The Dark World derken şimdi de Captain America’nın ikinci solo filmi Winter Soldier vizyona giriyor. Filmin yayınlanan fragmanlarına baktığımızda ‘karizma kötü adam ile öne çıkma’ formülünü Winter Soldier’da da göreceğiz gibi. The Dark Knight (2008) sonrası furya haline gelen kötü karakteri öne çıkarma The Avengers ve Thor : The Dark World de Tom Hiddleston’ın canlandırdığı Loki karakteri fanlarının geniş çaplı fan clublar kurması ile devamını getirir nitelikteydi.

Captain America The Winter Soldier’da ise karizma kötü karakter görevini Sebastian Stan üstleniyor. Winter Soldier karakteri çizgi roman okurların ve trailerı izleyenlerin anlayabileceği gibi özel kuvvetlere bağlı bir asker. Bu askerin ne denli sağlam yeteneklere sahip olduğunu da az çok görebiliyoruz. (Captain America’nın kalkanını tek elle durdurmak kolay iş olmasa gerek) Burada bir parantez açmak istersen Winter Soldier aslında Captain America’nın anti-tezi. Yani Amerika’nın yarattığı süper askere karşılık SSCB Rusya’sının yarattığı asker karşı karşıyadır. Bu da yine klasik Hollywood’un soğuk savaş dönemlerindeki Rusya takıntısıyla örtüşmekte. Pek çok filme konu olmuş bu takıntı çizgi roman sayfalarından çıkarak sinema filmi ile karşımıza geliyor. Winter Soldier da tıpkı Captain gibi hızlı, çevik ve güçlü. Karizmasının özellikle ön planda olduğu yadsınamaz bir gerçek. İkinci filmde Captain America’ya yine çizgi romandan aşina olduğumuz Falcon ve Black Widow eşlik ediyorlar. Yine Samuel L. Jackson’ı da Nick Fury rolünde izleyeceğiz. Efsane aktör Robert Redford ise filmin bir diğer sürprizi. Bu da filme olumlu manada ciddi bir katkı sağlayacak gibi duruyor.

Film tahmin edildiği gibi ilk filmin çizgisini yukarıya taşıyacak gibi duruyor. İlk filmdeki zayıf yönlerin bu yeni filmde kapatıldığını düşünüyorum. En azından fragmanından anladığım bu yönde. Iron Man’in üçüncü filmi bende hayal kırıklığı yaratmışken hali hazırda umut veren Captain America’nın ikinci devam filmi keyifleri yerine getirecek gibi duruyor. Gişede de iyi sonuçlar elde edeceğini düşündüğüm Captain America : The Winter Soldier ülkemizde 11 Nisan’da vizyona girecek.

1981 İzmit doğumlu. Filmlere olan ilgisi 80’lerde eve video girmesi ile başladı. 80-90’ların akla kazınan kült filmlerini repliklerine kadar ezberledi. Korku, bilim kurgu ve fantastik türüne ayrı bir ilgisi vardı. 8 yaşında beyazperde ile ilk tanışmasından sonra sinema vazgeçilmez tutkusu oldu. Aynı zamanda bilgisayar, atari oyunları ve çizgi romanlarla içli dışlıydı. Commodore 64’ü ile sabahlara kadar oyunlar oynadı.Taşınmalar nedeniyle İzmit, Ankara ve Isparta’da farklı okullarda ilköğretim ve liseyi tamamladı. Üniversitede Turist Rehberliği bölümünü bitirdikten sonra çok istediği Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünde yüksek lisans yaptı. Korku sinemasına olan düşkünlüğü nedeniyle yüksek lisans tezini “1960-1990 Yılları Arasında Amerikan Korku Sinemasındaki Muhafazakârlık” üzerine yazdı. Amerikan korku sinemasının dönemin toplumunun psikolojik,ahlâki ve siyasi yapısına nasıl ayna tuttuğunu inceledi. Pek çok kurumsal firma, haber sitesi, dergide içerik yazarlığı ve editörlük yaptı. Şu anda hala metin yazarlığı ve editörlük yaparken aynı zamanda bazı online platformlarda, basılı dergilerde sinema yazıları, eleştiriler yazıyor, özel dosyalar hazırlıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here