Sadece Sen filminin başrol oyuncuları Belçim Bilgin ve İbrahim Çelikkol filmin zorlu çekim sürecini anlattılar. Belçim Bilgin canlandırdığı kör kızı daha iyi anlayabilmek için evinde bütün güz gözünü bağlayarak oturduğunu söyledi…

Sadece Sen filmi son dönemlerde görmeye alıştığımız uyarlama filmlerden biri. Kore filmi Always’ten uyarlama bir yapım. Fakat yönetmen ve oyuncular için başka bir imtihan. Filmi seyrettiğimde Belçim Bilgin’in gerçekten sinemaya ne kadar değer verdiğini ve gerekirse fatura ödemeye hazır olduğunu gördüm. İbrahim Çelikkol’un ise sinemamızda olmayan bir aksiyon yıldızı etiketinin altını çok rahat doldurabileceği gözüküyor. Bu iki oyuncu için de film önemli bir yapım ve gelecekte onlardan beklentimizi artıran bir sınav. Biz de oyuncularımıza sorduk, neler yaptılar neler hisssettiler?

Senaryoyu okuduktan sonra bu filmde yer almayı neden istediniz?

İbrahim Çelikkol: Uyarlama bir senaryoydu zaten. Senaryoyu okuduktan sonra hemen filmi izlemek istedim. İzledikten sonra da bu işin içinde olmak istedim çünkü çok yüksek bir karakterdi Ali karakteri. Hazal karakteri de keza öyleydi. Aslında ikisinin de bir ortak noktası vardı benim için, ikisi de engelliydi. Ali’nin de engelli olmasının nedeni şuydu geçmişte çok karanlık işler yaptığı için kendini dış dünyaya tamamen kapatmıştı ve tek taraflı görüyordu. Ve aşkı yakaladıktan sonra Ali de engellerini kaldırmaya başladı. Senaryoda en ilgimi çeken şey buydu, çok dönüşümlü bir karakterdi. Filmi de çok beğenmiştim. İç dünyası çok yüksekti, dinamizmi çok yüksekti. Duygu olarak karakter olarak bana verebileceği çok şey vardı. Bu yüzden bu işin içinde olmak istedim.

Belçim Bilgin: Benim açımdan da Hazal’ın performansı çok heyecan verici geldi. Onun dışında filmdeki aşkın çok derinlikli, izlemeyi özlediğimiz bir aşk olduğunu düşündüm. En heyecan verici kısmı da hep dışarıdan engelli insanların hayatın içinde nasıl olduklarını bilmiyoruz, önyargılarımız var ve tek başına ayakta durabilen bu güçlü kızı oynamak bana çok heyecan verici geldi.

Son dönemde uyarlama senaryoları fazlasıyla görüyoruz, çoğunluğu da Uzakdoğu sinemasından geliyor ve hikâyeler uyarlama olmasına karşın hafif bir Yeşilçam tadına da sahip oluyor. Sizin filminizde de bu biraz var, bu kültürel yapımızın, sinemamızın benzeşmesinden kaynaklanıyor olabilir mi?

İbrahim Çelikkol: Tabii ki mutlaka onun da etkisi vardır ama ben bunun biraz da yönetmen sanatı olduğunu düşünüyorum. Yönetmenin kendi içinde kurduğu dünyayla çok alakası olduğunu düşünüyorum. Evet Yeşilçam gibi renklere sahip olabiliriz bu uyarlama filmde aslında kendi dünyamızı kendimiz oluşturmaya çalıştık, diyalogları biraz değiştirmeye çalıştık. Tabii uyarlama film olduğu için kurgularda çok eksikler olabilir, aynısı yapılmamış olabilir. Bu Yeşilçam benzetmesi de bence güzel bir şey olsa gerek, keşke hepsi nostalji tadında olsa böyle.

Belçim Bilgin: Kore sineması sadece Türkiye’de değil Amerika’da da çok uyarlanıyor, diziler de öyle. Galiba artık güneşin altında söylenmemiş söz kalmadı. İlk başta uyarlama deyince ürkütücü bir şey, oyuncu için de bence yönetmen için de, yapılmış bir şeyi yeniden yapmak. Filmi bir kere izledim ve çok beğendim, performansları da çok beğendim. Bir şarkıyı birisi söyler, başka biri bambaşka yorumla söyler. Başka bir yorumla nasıl olacağını görmek de ilginç geldi. Bir de Hakan (Yönetmen: Hakan Yonat) kendi dünyasını yarattı. Filmin Kore versiyonunu izlediğinizde yer yer “Bizde böyle şeyler yok” dedirten yerler de var. Biz oraları biraz törpüledik Hakan sayesinde. İzlediğimde bana da nostaljik bir tat verdi. Görme engelli kız, boksör çocuk, erkek dünyası, o sahiplenici aşk.

Rollerinize nasıl hazırlandınız?

İbrahim Çelikkol: Senaryoyu okuduktan, filmi seyrettikten sonra ben hazırlanmaya başladım. Aksiyon sahneleri için çok fazla çalışabileceğim zaman yoktu, geçmişte zaten sporla çok uğraştığım için bedensel olarak buna hazırdım. Partnerim de çok profesyonel bir partnerdi, o konuda bana çok destek oldu, aynı desteği ben de ona verdim, güzel bir sinerji oluşturduk birlikte, o sahneleri öyle çektik.

Koreografileri nasıl oluşturdunuz, yurtdışından gelen profesyonellerle mi çalıştınız?

İbrahim Çelikkol: Evet onlarla çalıştık. Herkes koreografiye bir şeyler kattı çünkü ikili bir çalışmaydı bu sadece onların hazırladığı koreografiyle olmazdı. Benim de fikirlerimi aldılar, çok açık insanlar zaten ortak noktada buluştuk. İki saatlik bir çalışmayla o sahneyi bir günde çektik. Normalde öyle bir sahne için üç, dört gün uğraşılması gerekir. Filmin duygusal boyutuna gelirsek nereden başlamam gerektiğini bilmiyordum, o duygusallığı nereden yakalayabileceğimi hiç bilmiyordum. Öyle bir aşk yaşamamıştım. Altı Nokta Körler Derneği’ne gitmeye karar verdik, oradaki insanlara şahit olmak istedik. Biraz duygusal anlamda orası beni açtı, rahatlattı. Oradaki insanların birbirlerine aşkına da şahit olduk. Aşık çiftler vardı orada, onlarla vakit geçirdik. Bu duygusal anlamda beni o iç dünyaya rahat bir şekilde yöneltti, orada bir çıkış yolu buldum. O sahneleri değerlendirirken, oynarken Altı Nokta Körler Derneği beni etkiledi.

Belçim Bilgin: İlk başta oynayacağınız karaktere çok inanmanız gerekiyor. Devrim Yakut’la birlikte çalıştım. Kısa bir zaman vardı maalesef çalışmak için, keşke bizim de Kadın Kokusu’ndaki gibi yıllarımız olsaydı. Böyle bir rol gelince daha fazlasını yapmak istiyorsunuz. Ama Altı Nokta’da bayağı bir mesai geçirdim. Sabah gidiyordum akşama kadar onlarla günü geçiriyordum. Orada çok fazla şeye şahit oldum. Orada sabah kalkıp, gözlerinin üzerine makyajlarını yapıp, en tatlı kıyafetleriyle tüm güne gülümseyen kızlarla tanıştım ve onlar benim ilham kaynağım oldu Hazal için. Senaryoyu elime aldığımda daha depresif bir yorum yapma eğilimim vardı ki orada gerçekle karşılaşınca daha renkli, pozitif bir Hazal olacağına inandım, ikna oldum. Zaten bu kısmı da heyecan verici oldu. Önyargılarla savaşmak için cüretim oldu ve bu beni çok mutlu etti. Onun dışında kendi kendime evdeyken de alıştırmalar yapmaya çalıştım. Gözümü bağlayıp bir günü geçirdim, dış algının nasıl olduğunu anlamak için sokakta değneğimle yürüdüm, bayağı bir süre metro-ev arası yürümek çok zevkli bir şey, öyle olunca daha da eşsiz oluyormuş bir role hazırlanmak. Bir de her rolün galiba başka bir dinamiği var. Bu rol beni sette de hiç bırakmadı. Metot oyuncusu değilim, metotları bilirim, sürekli workshopları takip etmeye çalışıyorum yurtdışında ama bu filmde setteyken de Hazal’dım, sahne aralarında Hazal’dım. Yabancılaşmamak için Hakan bize söylemedikçe monitörün arkasına geçip hiçbir sahneyi izlemeyi tercih etmedim. Makyajıyla hiç ilgilenmedim. Zaten rolü kabul ederken de kendime meydan okuyacağım kısımlardan biri de buydu benim için. Elimden ne geliyorsa o üç haftaya sığdırmaya çalıştım.

Bizim sinemamızda Yeşilçam’dan devraldığımız bir şey vardır: Türkan Şoray Kanunları. Bu sadece kadın oyuncuları değil, erkek oyuncuları ve filmlerin inanılırlığını da etkiliyor. Siz filminizdeki bu sahneleri çekerken nasıl içselleştirdiniz, sadece sizin filminiz özelinde değil sinema genelinde bunlar seyirciye nasıl kabul ettirilecek?

Belçim Bilgin: Ne kadar güzel soru. Bence bununla ilgili sosyolojik araştırmalar da yapılmalı. Bir kere görme engelli birinin görmek dışındaki duyularının hepsi çok daha yüksek, algıları çok açık ve dokunmak bunun en önemli kısmı. “Ellerim benim gözlerim” diyor hepsi kendisini anlatırken. Bu filmde olması gerektiği gibi oldu. Tabii ki dışarıdaki algı başka türlü ama bizim açımızdan bu profesyonel bir iş ve işimiz neyi gerektiriyorsa, inandığımız zaman yapmak zorundayız. Hazal zaten dokunsal bir kız. Aşkı hissetmek için de dokunacak, karşısındakini tanımak için de dokunacak. Olmazsa olmaz şeylerdi bu sahneler benim için. İzleyici izlerken “A, bi de bunu yapmış” diyor ama işin ahlakı açısından biz bu sahnelere başka anlamlar atfettikçe o sahneleri iyice toplumdan uzaklaştırıyoruz. Hepimiz evin içinde, hayatımızda, birine aşık oluyoruz, bir şeyler yaşıyoruz. Olmalı ve bunlar çok doğal. Ve biz sinemada gerçek hayatı kopyalamaya çalışıyorsak olmak zorunda işin içinde. O yüzden başka herhangi bir sahneden farklı değildi. Nasıl ki taciz sahnesinde görmeyen birinin karşısındakine tepkisi öyleyse onda da Hazal’ın dünyasıyla içselleştirip o sahneyi oynadık.

İbrahim Çelikkol: Söyleyeceğim şeyler çok eşdeğer şeyler. Ben o sahne, şu sahne, bu sahne diye oynarken hiçbir şekilde ayırmıyorum. Her sahne benim için aynı, her sahne öpüşmek, her sahne sevişmek. Bu sahne varsa bu sahne çekilecek. Buna arkadan bakmak, yandan bakmak, önden bakmak… Burada bakış açısını çok fazla aşağı indirmemek gerekiyor. Koklamam gerekiyorsa koklamalıyım, öpmem gerekiyorsa öpmeliyim.

Belçim Bilgin: Tabii İbrahim’i böyle rahat rahat konuşurken görünce, kadınla erkek farkı diye de bir şey var. Gerçekten de onlar açısından başka türlü yaşanıyor. En azından bedel şu oluyor; filmi izledikten sonra hemen ertesi gün birisi, hem de basın gösteriminde, hem de bir kadın maalesef böyle haber yapıyor. Böyle bir şeyi görünce hem de bir kadının imzasıyla gerçekten kırıldım. O sahneyi daha çekerken böyle bir haberin çıkacağını biliyordum. Bir kadının bir kadını incitmeye çalışması algılanabilir bir şey değil. Biz böyle şeyler yaparken daha fazla şeyleri göğüslememiz gerektiğini bilerek yapıyoruz o yüzden inanmamız çok önemli. O yüzden tabii ki her projede olmaz ama Hazal ve Ali’nin aşkında olmazsa olmazdı.

İbrahim Çelikkol: Yazılan şeyleri çok fazla yargılamamak gerekiyor, öyle bir iş yapıyoruz, öyle bir sektördeyiz. Çok fazla da içselleştirip orayı çok düşünmemek gerekiyor. Herkes her şeyi yazmalı, herkes her şeyi dinlemeli, herkes her şeyden de bir şey almalı diye düşünüyorum. Art niyet olan bir yerde art niyetsiz insanların art niyetli yazılan şeyleri konuşması çok doğru değil, bu bizi yaralıyor, bizi üzüyor, bizim duygularımızla oynanıyor. Biz çünkü duygu işi yapıyoruz. Bizim duygumuzla oynandığı yerde biz nasıl o duyguyu verebiliriz. Yarın öbür gün bir sahne geldiği zaman yazılan şeyleri mi düşüneyim ben?

Filmografinize baktım en son dizi 2011’deki Keşanlı Ali onun üzerine hep sinema geliyor. İbrahim Bey sizin de dizileriniz var ama bu ve Fetih 1453 gibi filmleriniz de var. Her ikiniz de sinema oyunculuğuna çok yakın duruyorsunuz bu bir kariyer planlaması mı, yoksa birçokları gibi siz de sinema, dizi fark etmez önemli olan oyunculuk mu diyorsunuz?

Belçim Bilgin. Benim için kariyer planlaması aslında. Sinemanın başka bir dünyası olduğunu düşünüyorum ve o kısa zamanda yaratılmak istenen dünyanın bir parçası olmak heyecanlandırıyor beni. Dizi daha uzun soluklu. Bu diziyi küçümsemek değil tam tersi, artık Türkiye’de çok acayip işler yapılıyor. Ortadoğu’da, Avrupa’nın bir kısmında durumumuz ortada ve bununla çok gurur duyuyorum. Benim de iki yıl boyunca hiç sıkılmadan savunacağım bir rol geldiği zaman bir dizinin içine de girmeyi düşünürüm. Ama sinemanın büyüsü başka bir şey.

İbrahim Çelikkol: Benim için bir kariyer planlaması değil. Ben kariyerin kendi kendini planladığını düşünenlerdenim. Geçen sene Amerika’ya gidiyordum dizi sezon finali verdiği zaman böyle bir işle karşılaştım. Bu işin içinde olmak istiyorsam oluyorum, istemiyorsam yoluma başka şekilde devam ediyorum. Dizilere gelecek olursak, aslında oynamak istediğim diziler var, oynamak istediğim roller var, o rolleri tercih ediyorum. Şimdi başka bir şeyler yapmak istiyorum, başka karakterler oynamak istiyorum. Keşke fırsatım olsa dünyadaki bütün insanın hallerini oynayabilsem.

Fetih 1453 ve bu filme birlikte bakarsak bir aksiyon yıldızı olabilirsiniz ama Türkiye’de böyle bir şey yok. Bu anlamda bir planınız, proje seçiminde böyle bir tercihiniz var mı?

İbrahim Çelikkol: Aksiyonla başladım aslında ben bu işe. Osman Sınav’la Pars Narkoterör diye bir işle. Ondan sonra daha çok duygusal işleri tercih etmeye başladım. Sonra çift karakterler oynamayı tercih etmeye başladım. Beni ilerleten şeyin dizi ve sinema olduğunu düşünüyorum. Ben sette ilerlediğimi düşünüyorum. Setteki paylaşımlarımla, birlikte zaman geçirdiğim oyuncu arkadaşlarımla, kurduğum diyaloglar… Hayatın aslında kendi içinde oyuncuyu büyüttüğünü düşünüyorum ve alanları ne kadar geniş tutarsak gelişimimiz o kadar rahat sağlayabiliriz. Bu benim yaşadığım şey tabii herkes için aynı kaidenin olduğunu düşünmüyorum. Şu an mesela aksiyon işinde bulunmak istiyorum. Eğer bu diziyse dizi, sinemaysa sinema. Çünkü çok aşk filmleri istedim, aşk dizisi istedim ve o dizilerin içinde yer aldım. Şimdiki isteğim bu. Buradan çağrı gönderiyorum bakalım ne olacak.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here