Taner Alp, medya sektöründe uzun yıllar görev alan, dinamik, işini bilen, gerek dünya görüşü, gerekse mesleki ahlakı yüzünden takdirimizi kazanmış bir arkadaşımız.

Bir kısa film festivalinde tanışmıştık. Açıkçası onun kısa film ve belgeselle uğraştığını çok geç öğrendim. Hemen belgeselini yollamasını ve kendisiyle bir röportaj yapacağımı söyledim. Sağ olsun kırmadı beni. İstanbul’un meyhane kültürüyle ilgili bir belgesel olduğunu öğrenince bir kez daha heyecanlandım. Zira alkol sınırlamalarının gündemde olduğu bugünlerde önemli bir belgeseldi “Bütün Meyhaneleri İstanbul’un”… İnternette izlemeniz mümkün. Belgeselin kanımca en önemli vurgusu şuydu… Bir meyhane sahibi, geçmişte, Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, memleket insanımızın hep birlikte, hiçbir sorun olmadan hoş sohbetlerle kadeh tokuşturduğunu söylüyor. Şimdiler için ne kadar da gerekli, ne kadar özlenilesi…  

 Biraz kendinizden bahseder misiniz? Neler yapıyorsunuz?

10 yıldır İstanbul’da yaşayan bir Ankaralıyım. İletişim okudum. Mezuniyetten itibaren habercilik mesleğine girdim ve hala sürüyor. Ama bütün iletişimcilerin olduğu gibi benim de kısa film, senaryo ve belgesel projeleri hep kafamın bir köşesindeydi. Meslekle eş zamanlı olarak zaman zaman kafamdan geçen kimi işleri de hayata geçirme şansım ve gayretim oldu. Ancak İstanbul’da yaşamaya başladıktan sonra kafanızın içinde farklı bir bilinç akışı gelişiyor. Ortaya çıkan bütün işler bu kentin büyüsü ve siyasi ağırlığı neticesinde çıktı diyebilirim. Çektiğim tek belgesel de dahil. Kısa filmlerim var. Bazı festivallerde gösterildi. Beni tatmin eden ve yapmak istediğim işlerdi. Hayatımın çoğunu meşgul eden habercilik mesleği ise bu işler için gereken zamanı çok fazla bırakmasa da zaman zaman besleyen ve ilham veren bir faktör haline dönüştü.

İyi bir belgesel nasıl olmalıdır sizce? Sizin için belgesel sinemanın tanımı nedir?

İyi belgesel kişinin inandığı ve anlatmak istediği bir işe girişmesiyle ortaya çıkar bana göre. Sinemadaki gibi ticari düşünerek ya da sipariş üzerine değil gerçekten anlatmak istediğiniz için anlatırsınız. Başkaları da bilsin öğrensin diye. Zaten sizin o konuya verdiğiniz bu önem başkaları tarafından da fark edilince iş amacına ulaşır. Başlangıçta klasik yapıdaki belgesellerde belki yine ülkelerin, şehirlerin ve insanların hikayeleri anlatılıyordu ama bu günümüzde başka bir boyuta geçti. Bir şeyleri anlatırken bunu sinematografik tonda anlatmak bence etkiyi çoğaltıyor. Son dönemde yeniden bir sadeleşme hali yaygınlaşsa da belgeselin de sinema sanatının önemli bir parçası olduğu unutulmamalı. Belgesel sinemanın tanımına gelince, bana göre hayatın ve olayların sinemacılar gözüyle, bütün çıplaklığıyla, estetik bir kurgu ve yapı içinde anlatılmasıdır.

İstanbul’un meyhanelerini konu alan bir belgesel çekmek nasıl geldi aklınıza? Neyi hedeflediniz?

“Bütün Meyhaneleri İstanbul’un” sadece İstanbul’daki meyhane kültürünün ve orada hayatlarını geçiren insanların yaşama bakışlarının bende bıraktığı etkinin sonucu olarak değil, aynı zamanda çocukluğumdan itibaren oluşan bir birikimin sonucunda çıktı aslında. Oraları gezdikçe, o mekanların zamana ayak uydurmaya çalışmadıklarını ve tarihi dokularını koruduklarını gördüm. 2 yıl boyunca İstanbul’un en eski meyhanelerinden bilgi ve belge topladım. Eski kitap ve kaynaklardan yararlandım. Gördükçe, okudukça daha çok merak ettim. Ve onları yakından tanıdım. Bazılarının artık yaşamıyor olduğunu keşfettim. Teknolojik gelişmelerin zayıf olduğu 80’lerle zirvede olduğu 2000’ler arasında yaşamış olmak ve her ikisinin de tadını çıkarabilmiş olmak, galiba yaşam tarzları ile geçmiş ve yeni kuşaklar arasındaki farkları görebilmenizi sağlıyor. Bunun içki ve eğlence kültürüyle ilgili yansımaları bu belgeselde açıkça görülüyor aslında. Bu doğrultuda meyhane sahipleri ve müdavimlere sorduğum sorular ve aldığım cevaplarla, meyhanelerin hala var olan özellikleriyle içki ve sohbet kültürünün geçirdiği değişimi anlatmaya çalıştım. Aynı zamanda da eski müdavimlerinin eski hayatlarına ışık tutmak istedim. Ama en çok da eski neslin sadece yaşamak için yaşadığı gerçeğine vurgu yapmaya. İçkili sohbetlerin eğlenceli ve özel günlerde her zaman başrolde olduğu bir çocukluğun ardından, İstanbul’u tanımam ve tarihi meyhanelerin hikayelerinin geçmişte farklı şehirlerde gördüğüm yaşam tarzlarıyla örtüştüğünü keşfetmem, beni bu belgeseli yapmaya iten en önemli nedenlerden. Yani bu belgesel benim için aslında kendi kişisel tarihime de bir saygı duruşu niteliğinde.

Belgeseliniz oldukça klasik bir yapıda. Ancak hiçbir zaman sıkıcılığa düşmüyor. İstanbul’un nasıl hızla değiştiğini, eskiden kavgasız dövüşsüz birlikte nasıl geçindiğimizi, mahalle kültürünün ne demek olduğunu, meyhanelerin sadece kafa çekmeye ya da eğlenmeye gelmemek olduğunu anlatan tespitlere de sahip. Zorlandığınız noktalar oldu mu çekimler sırasında?

Kesinlikle oldu. Meyhanelerde çekim yapmanın zorlukları çok fazla. Mekan sahiplerinin en büyük endişesi müşterilerin rahatsız olabileceği ihtimali oldu. Bu yüzden zaman zaman boş masaları çekerek görsel olarak ağırlığı mekanın ruhunu yansıtan duvarlara verdik. Bir de işin iletişim tarafı var. Gerek meyhane sahipleriyle gerekse müdavimlerle bu işi yaparken de onların dilinden konuşmaya çalıştık. Masalarına oturduk. Ve bu daha kolay iletişim kurmamızı da sağladı. Klasik yapıya gelince… Artık çoğu belgeselde metin ve seslendirme bulunmuyor. Ama bu bir moda haline geldi diye gerekliliğine rağmen bundan vazgeçmek olmazdı. Oradaki hikayeleri anlatmamız gerekiyordu. Bunun için de anlatan bir ses olmalıydı fonda. Sorunun ilk bölümüyle ilgili de şunu söyleyebilirim. Meyhanelerin hikayesini anlatmak için yola çıktım ama galiba hangi konuyu hangi eksende işlemeye çalışsanız da bazı ülke gerçeklerinden kaçamıyorsunuz. Günümüzde insanların her şeye, birbirine ve yaşanan acılara bile siyasi gözle bakıyor olması, meyhane sahipleri için de geçmiş zamanları özleten bir durum haline gelmiş. Çünkü zamanla değişen sadece içki ve eğlence kültürü olmamış, aynı semtte yaşayan, aynı mekanda yan yana masalarda içki içen müşteriler arasındaki ilişkiler, uyum ve ahenk de bu değişimden nasibini almış.

Festivallere katıldınız mı bu belgeselle? İzleyenlerden nasıl tepkiler aldı?

Yurt içinde ve yurtdışında çok sayıda festivale katıldım belgeselle. Amacım belgeselin insanlara ulaşmasını sağlamaktı. Yani bir aracı gibi. Festival macerasının ardından belgeseli çevremdeki insanlarla paylaştım. İzleyen insanlardan edindiğim izlenim, keyifle izlenen, onları geçmişe yolculuğa çıkartan ve İstanbul’a farklı bir gözle bakmalarını sağlayan bir çalışma olduğu yönündeydi. Bazılarında ise meyhaneye gitme isteği uyandırdı.

Belgeselinizi henüz izleyemeyenler nasıl ulaşabilirler? Nereden seyredebilirler?

Bununla ilgili henüz yapabileceğim bir şey yok. Ancak artık benim için arşive dönüşen bir iş olduğu için bir video paylaşım sitesinde paylaşabilirim. Örneğin Vimeo’ya belgeselin adını yazınca izleyebilirler.

Şu an neler yapıyorsunuz? Yeni projeler var mı?

Şimdiye kadar gerçekleştirdiğimiz irili ufaklı tüm projeler zaman içinde düşünsel boyutta olan ama birden bire netleşen ve hayata geçen projeler oldu. Şu anda da böyle düşünceler var. Yeni bir belgesel ve kısa film düşüncesi var. Bir de zaman zaman bana heyecanlı bir yazma süreci yaşatan ve ne zaman hayata geçeceğini bilemediğim uzun metraj senaryolarım var.

Fırat Sayıcı
1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.