Spike Lee’nin yönettiği Oldboy, 2014’ün ilk vizyon haftasında gösterime giriyor. Bilindiği üzere bir ‘yeniden yapım’ (remake) olan filmin orijinali, Güney Kore’nin sıradışı yönetmenlerinden Park Chan-wook imzasıyla 2003 tarihinde çekilmişti.

Bu vesileyle yeni filme kısa bir bakış atarken ilkini de hatırlayalım istedik. İkisinin arasına da pek fazla bilinmeyen bir sürpriz ekledik. Buyurun efendim, huzurlarınızda Oldboy ve onun sahte yüzleri.

İntikam Denince Akla, Hemen Onun Adı Gelir: Oldeuboi (2003)

1963 doğumlu Park Chan-wook, günümüz Güney Kore Sineması’nın dünyada en çok tanınan yönetmenlerinden biri. Farklı türlerde örnekler içeren filmografisine göz atıldığında, yönetmenin bugünkü konumuna bileğinin hakkıyla geldiği rahatlıkla söylenebilir.

2000 tarihli savaş korku filmi Joint Security Area, adını geniş kitlelere duyurmayı başardığı ilk film idi. Güney ve Kuzey Kore arasındaki sınır problemlerine alaycı bir gözle yaklaşan film, türün gereklerini yerine getirmekten de geri kalmıyordu. Hemen akabinde gelen Sympathy for Mr. Vengeance (2002), yönetmenin meşhur intikam üçlemesinin ilk ayağını oluşturuyordu. Bir sene sonra ise bütün dünyada fenomen haline gelen Oldboy, üçlemenin ikinci halkası olarak sinema dünyasına deyim yerindeyse bir bomba gibi düştü. Lady Vengeance (2005) gibi muhteşem bir film ile üçlemeyi tamamlayan yönetmen, genel sinema anlayışından ayrı bir yerde duran I’m a Cyborg But That’s OK (2006), sıra dışı vampir filmi Thirst (2009) ve İngilizce olarak çektiği ilk film Stoker (2013) gibi çizgi üstü yapımlar ile kariyerine devam etti.

Oldboy’a dönelim. Eminim herkes ezbere biliyordur ama kısaca konusundan bahsetmekte fayda var. Sokak ortasından kaçırılan Oh Dae-Su, otel odasını andıran bir yerde kendine gelir. Odada yatak, tuvalet, masa, televizyon gibi temel ihtiyaçlarını karşılayacağı eşyalar vardır. Oh Dae-Su’nun kim tarafından ya da neden kaçırıldığına dair hiçbir fikri yoktur. Çelik kapının altındaki küçük bölmeden tepsiyle servis edilen yemek dışında dış dünya ile hiçbir bağlantısı olmayan genç adam, bütün bu gariplikler yetmiyormuş gibi, karısının öldürüldüğünü ve olay yerinde bulunan parmak izi ve benzer deliller ile kendisinin baş şüpheli olarak arandığını televizyondan öğrenir. Belirli aralıklar ile odaya verilen gaz ile bayıltılır, bu esnada oda temizlenir, elbiseleri değiştirilir ve saç, sakal tıraşı yapılır. Bu rutin tam 15 sene sürer. Bir gün kendini serbest bırakılmış olarak bulan Oh Dae-Su, intikam dışında hiçbir şey düşünmeden etraftaki ipuçlarını takip eder. Hayatının 15 yılını çalan adamı ve bütün bu olanların sebebini bulmak için amansız bir mücadeleye girer.

Güney Kore’nin en başarılı oyuncularından biri olan Choi Min-Sik’in filmin bütününe ekstra katkı sağlayan performansı bir yana, müzikleri, aşırı şiddet içeren sahneleri ve her şeyden önemlisi büyük bir titizlikle nakış gibi işlenmiş senaryosuyla Oldboy, sinema tarihinin unutulmaz filmlerinden biri haline gelmiştir. IMdB Top 250’deki yerini hala korumasından ya da Rotten Tomatoes sitesinde ‘%80 Fresh’ gibi kolay yakalanamayacak bir beğeni seviyesine ulaşmasından, seyirciyi avucunun içine almayı başardığı sonucu çıkarılabilir. Velhasıl Oldboy, hem eleştirmenler, hem de seyirci nezdinde kabul görmüş, hem tür sineması meraklıları, hem de genel seyirci tarafından baş tacı edilmiş nadir filmlerden biridir.

Bollywood Usulü Oldboy: Zinda (2006)

Bugünlerde herkes Spike Lee’nin yeniden çektiği Oldboy’dan bahsediyor. Fakat unutulan bir noktaya değinmek gerek. Lee’nin son filmi, yapılan ilk ‘remake’ değil. Ondan çok daha önce, Bollywood Oldboy’a el atmış ve Zinda ile bir ‘remake’ girişiminde bulunmuştu bile.

Sanjay Gupta tarafından yönetilen Zinda’nın konusu, Güney Koreli aslından pek de farklı değil aslında. Hatta Park Chan-wook klasiği Oldboy’un neredeyse bire bir çekimi bile denebilir. Ancak finalde çok ama çok önemli bir değişiklik yapılmış. Ahlaki açıdan sıkıntılı olacağını düşündüklerinden dolayı yaptıklarını düşündüğüm bu değişiklik sonrası bazı sahnelerin yeri değişmiş mecburen. Bir de senaryoya eklenen sinir bozucu Joy Fernandes karakteri var ki, onun varlığının filme katkısı nedir, pek çözebilmiş değilim.

 

Zinda, orijinal Oldboy’un varlığını göz ardı etsek bile, ancak senaryosuyla(!) ilgi çekebilecek, vasat bir filmden öteye geçemiyor. Bollywood’a özgü abartılı oyunculuklar bir hayli sıkıntılı, fazla göze batıyor. Dövüş sahneleri, hele bir de orijinalini düşününce, yerlerde sürünüyor. Karşılaştırma yapmaya devam edersek, sevişme sahnelerinin de yeterince cesur olmadığı söylenebilir. Bir de söylemeden edemeyeceğim, başroldeki Bala karakterini canlandıran aktör Sanjay Dutt’u, dış görünüş açısından Min-sik Choi’ye benzetmeye çalışmışlar ama ortaya çok komik bir iş çıkmış.

Açıkçası Zinda’yı seyretmeniz için elle tutulur hiçbir sebep yok. Oldboy’dan daha cesur, daha sert ya da daha kanlı değil. Senaryoda, hikâyeyi daha ilginç kılmak adına ölümcül değişiklikler yapılmamış. Özetle Zinda, herhangi bir konuda orijinalinden daha iyi olmayan sıradan bir ‘remake’. Sadece dur bakalım, Bollywood usulü Oldboy nasıl oluyormuş diye merak edenlerin ilgisini çekebilir belki.

Anlamsız Bir Remake Denemesi: Oldboy (2013)

Geçtiğimiz Temmuz ayından itibaren yoğun bir reklam kampanyasına başlayan film, farklı çevrelerden ortak bir eleştirinin kurbanı oldu. Hemen herkes yeni Oldboy’un gereksizliğinden dem vuruyordu. Bu eleştiriler çok da haksız sayılmaz aslında.

Spike Lee, Do the Right Thing (1989) başta olmak üzere yönettiği birçok film ile takdir görmüş, kendi dilini yaratmayı başarmış ve sinema çevrelerince haklı olarak kabul görmüş, önemli bir yönetmen. 1957 doğumlu Lee’nin, muhtemelen bütün dünyada seyretmeyeni kalmamış Park Chan-wook klasiği Oldboy’u yeniden çekeceğini ilk duyduğumda açıkçası çok şaşırmıştım. Park Chan-wook’un yönettiği 2003 tarihli Oldboy, ülkemizde de çok sevilen filmlerden biri. Finalindeki güçlü sürprizi ile şaşırtmayı, şok etmeyi hedefleyen ve bu kadar çok sevilmesinden de rahatça anlaşılacağı üzere, bu hedefine büyük ölçüde ulaşmış bir film. Büyük bir çoğunluğun filmi izlediği, yani finaldeki sürprizi bildiği gerçeğinden hareket edersek, herkesin cevabını bildiği bir soruyu eksenine alan yeni bir film ne kadar başarılı olabilir ki? Pek sanmıyorum ama belki de Lee kimsenin ummadığı başka sürprizler hazırlamış olabilir diye aklımdan geçmiyor da değil. Fakat Kasım ayı sonundan itibaren birçok ülkede gösterime çıkan filme dair yapılan eleştiriler, IMdB notu gibi toparlayabildiğimiz seyirci geri dönüşleri ve gişesi pek de iç açıcı bir görüntü çizmiyor. Daha sağlıklı bir yorum yapabilmek için filmi izlemek lazım ama şimdilik ulaşabildiğimiz veriler pek de umutlu olmamamız gerektiğini söylüyor sanki. Bekleyip göreceğiz.

 

 

 

 

Murat Kızılca
1971 Beylerbeyi, İstanbul doğumlu. 2008 yılında Öteki Sinema ekibine katıldı. 2012-2013 yılları arasında Popüler Sinema için vizyon filmleri yazdı. Kasım 2013’ten itibaren aylık online sinema dergisi CineDergi için Bilinmeyen isimli köşeyi hazırlıyor. Kasım 2014’ten beri aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. Halen yazmaya devam ettiği Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.