Bu ay ‘Uzun Filmin Kısası’ köşemizin konuğu birçok festivalde önemli başarılara imza atan hem akademisyen hem de kısa filmci Şenol Çöm… Son çalışması “Çaput”da ünlü oyuncu Ahmet Kural’la çalışan Çöm’e kısa filmle ilgili sorularımı yönelttim…

Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?

 Doğup büyüdüğüm yer Konya, liseyi bitirdiğim günden beri yerel bir tv kanalında ve sonrasında Üniversite televizyonunda başta kurgu olmak üzere, birçok birimde gerek personel gerekse yönetici olarak görev yaptım. Son iki yıldır da bazı sağlık problemlerinden dolayı aktif olarak televizyonda çalışmayı bıraktım. Halen Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde hem akademik personel olarak görev yapıyor hem de Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde doktora öğrenciliğim devam ediyor.

Senin için kısa filmin tanımı nedir?

 Bu tür bir soruya karşı verilebilecek birçok cevap var. Ancak benim için “kısa film nedir” yerine, “ne değildir” sorusuna cevap vermek daha kolay geliyor. Kısa film denince genel algı: ülkemizde belki de dünya da uzun metraj film çekecek yönetmenlerin acemiliklerini attıkları, belki bu alanda yaptıkları işlerle daha büyük projelerde görev almayı planladıkları bir nevi zıplama tahtası… Ben bunun böyle olmadığına inanıyorum. Ancak özellikle ticari sebepler, yani bir kişinin hayatını kısa film yöneterek idame ettiremeyeceği gerçeği bu düşünceyi haklı bir noktaya çektiği kanısındayım.

Aynı zamanda Selçuk Üniversitesi’nde öğretim görevlisisin. Okulla iç içe olmak kısa film için bir avantaj sağlıyor mu?

Bir önceki sorunuzla bağlantılı olarak, ticari bir getirisinin olmamasından dolayı uzun bir süredir kısa filmle ilgili biri olmamın belki de en büyük sebebi üniversitede görev yapıyor olmam. Gerçekleştireceğimiz film ekibini oluştururken, küçük ama bu işe gönlünü vermiş insanları bir araya getirmek üniversite ortamında çok zor olmuyor. Ancak vasıflı teknik ekip oluşturma konusunda ve belli bir yaş aralığı dışında oyuncu bulmakta Konya şartlarında zorlandığımız da bir gerçek.

Yaptığın birçok kısa film önemli başarılara imza attı. Neler hissettiriyor bu durum? Geleceğe dair ne gibi hayaller kurduruyor?

 Televizyonlarda yarışmalara katılanların söylediği bir söz vardır “önemli olan katılmaktı” diye, elbette sadece katılım ve gösterim imkanı bulduğumda mutlu olduğum prestijli festivaller var ancak “ödülle” bir çeşit onay almak çok daha keyif verici bir durum. Özellikle bu tür ödüller filmlerimde görev alan arkadaşlarımı bir sonraki işte bir araya getirme noktasında motive edici, ödül almış film de görev yapmış veya çevremde bu çalışmayı izlemiş arkadaşlarımın kendi senaryolarını filmleştirmek konusunda cesaretlendirdiğini biliyorum. İlk amaç olmasa da maddi yönü olan ödüller bir sonraki projenin bütçesini karşılayabiliyor. Bence ödül, yapılan işin devamlılığı sağlayan önemli bir unsur.

Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?

2000 yılından bu yana elimden geldiğince kısa film projelerimi hayata geçirmeye çalışıyorum. Vhs-betacam- mini dv- son olarak da dslr video formatında çalışma imkanım oldu. Teknolojinin gelişmesi ve film ekipmanlarının görece ucuzlaması kısa film çekmek isteyenler için büyük kolaylık. Herhangi bir televizyon-prodüksiyon şirketi gibi bir yere bağlı kalmaksızın bireysel olarak film çekebilecek tekniz cihazları sağlamak 10 yıl öncesinde hayaldi. Bu bağımsızlık hem çalışma zamanı hem de içerik olarak yönetmene özgürlük getiriyor, yeter ki sinema yoluyla anlatacak bir derdin olsun…

Film üretiminde nicel bir artış olduğu aşikar, nitelikli film için teknolojik alt yapı önemli ama her şey demek değil. Örneğin ben analog kurgucu olarak işe başladığımda kurgu doğrusal olarak yapıldığından ve sonradan müdahale pek mümkün olmadığından daha planlı çalışmaya alışkın olduğumu düşünüyorum. Yeni nesil birçok şeyi kurguda düzeltebileceğini, iyi bir film için gerekli olan tek şeyin pahalı bir kamera olduğunu düşünüyor. Yeri gelmişken şunu da söylemek istiyorum her güzel fotoğraf-görüntü çeken kişi film çekebilir gibi algı var, fotoğraf sinema dilinin alfabesiyse her okuma yazma bilen roman yazamıyacağı gibi her güzel görüntü çekebilen de film yapamaz.

Teknolojinin dağıtım konusunda da önemli katkıları var. Yakın zamana kadar sadece yurt dışı festivallere shortfilmdepot, movibeta, withoutabox gibi siteler aracılığıyla online olarak başvuru yapılabiliyorken ilk defa bu yıl birçok festivalin ön izleme kopyası olarak şifre korumalı vimeo veya aramalara kapatılmış youtube linki isteğiyle karşılaştım. Bunun düşük bütçelerle film üreten yönetmenlere özellikle dağıtım konusunda büyük fayda sağlayacağını düşünüyorum ancak online olduğu için katılımın sayısal olarak artması sağlıklı bir ön izlemenin nasıl yapılacağı konusunda beni kaygılandırıyor.

Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?

Yönetmen olarak tüm çalışmaları olmasa da Yavuz Turgul’un “Muhsin Bey” ve “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni” adlı filmlerinin benim için özel bir yeri var. Yabancılardan, Woody Allen, Tim Burton ve “Amelie “filmiyle tanınan Jean-Pierre Jeunet’in tarzını beğeniyorum. Aslında liste özellikle yabancı yönetmenler konusunda daha da uzar ancak ilk aklıma gelenler bunlar.

Hangi oyuncularla çalışmak isterdin?

 Şener Şen’le çalışmak değil de onun çalıştığı bir ortamda olmak bile beni mutlu etmeye yeterdi. Bazı dizilerdeki rollerini pek sevemesem de, sinema oyunculuğu konusunda beğendiğim: Olgun Şimşek, İsmail Hacıoğlu, Şevket Çoruh, Ahu Türkpençe ve Damla Sönmez sorunuzu düşünürken zihnimden fotoğrafları slayt gibi geçen ilk kişiler.

Son çalışman “Çaput”ta başrolde Ahmet Kural’ı oynattın. Projeyi kabul ettirmek kolay oldu mu?

Ahmet Kural ile lisans öğrenimi sırasında Ah Şu Kızlar adlı bir kısa film projemiz olmuştu.Çaput filminin ön hazırlıklarına başladığımız günlerde filmde rol alması için Ahmet’le görüşmek istedim ancak gsm numarası sürekli değiştiği için doğrudan kendisine ulaşamadım, menajeri Dilek hanımla görüşme şansım oldu. Projeyi kısaca telefonda anlattım, Dilek hanım da film hakkında Ahmet’e bilgi vermiş. Aynı gün telefonda film hakkında konuşup rol konusunda seve seve yardımcı olacağını söyledi. O sıralar senaryo ve yönetmenliğini Selçuk Aydemir’in üstlendiği “Düğün Dernek” adlı uzun metraj filmin ön hazırlıklarından kaynaklı bir yoğunluğu vardı. Ahmet bu yoğun temponun arasında kendisi için en uygun zamanı söyledi, biz de ona göre çekim planlarımızı yaptık. Tek kuruş dahi harcatmadan kendi imkanları ile “Çaput” filmi için Konya’ya geldi. Bu konuda etrafımdan gelen sorular Ahmet Kural’ın öğrencilik yıllarına göre değişip değişmediği yönünde oluyor. Ahmet ünlü bir oyuncu olunca değişmiş daha mütevazi biri olmuş.

Biraz Çaput’tan bahseder misin?

İlk olarak bu filmi Kültür Bakanlığı Sinema Destekleme Kurulu’nun desteğiyle çektiğimi belirtmeliyim… Özellikle son birkaç film projemde mümkün olduğunca farklı kültürden izleyiciler için anlam ifade edebilecek görüntü diliyle anlatımın gerçekleştiği diyalogsuz filmler yapmaya çalışıyorum. Bunu yaparken de sıradan bir izleyicinin anlayacağı düz bir anlam, bilinçli daha üst düzey “festival izleyicisi” için yan anlamlar barından filmler çekmeyi deniyorum. “Çaput” da öyle bir proje. Bu filmde: Düğünlerde araba aynalarına bağlanan bir şalın yani bir çaputun tesadüflerle gelişen hikayesini anlatmaya çalıştık.

Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?

O kadar çok şey var ki ! Öncelikle bu işe gönül vererek çalışan insanları ayrı tutmak istiyorum ancak Türkiye’de düzenlenen kısa film festivallerinin birçoğunun amacına uygun olmadığını söyleyebilirim. Her festivalin gerek resmi web sayfaları gerekse basında çıkan haberlerine bakıldığında festivali düzenlenmekteki amacın sinemayı-kısa filmi geliştirmek vb. söylemler yer alır. Ama festivallerin bütçe harcamalarının çok daha büyük kalemi festival kapsamındaki eğlence vb. harcamalara gider… Bunlar da elbette olması gerekli harcamalar ancak yıllardır düzenlenen festivallere gerek katılımcı olarak gerekse düzenleme komitesinde görev alan arkadaşlarım aracılığıyla bütçenin kullanımı konusunda ciddi sıkıntılar olduğunu duyuyorum.

Festival düzenleme komitelerinin özellikle ön eleme-sonuç – gösterim programı gibi bilgilerin paylaşımında eser sahiplerine yeterli bilgi verilmiyor bazen hiç bilgi verilmiyor. Öyle ki en köklüsünden en yeni festivale kadar katılım için talep edilen başvuru formlarında birden fazla iletişim bilgisi alındığı halde bu iletişim kanalları kullanılmıyor. Katılımcıları bireysel olarak bilgilendirmek şöyle dursun sosyal medya çağında genel bilgilendirme yapılmamasını ya da çok geç yapılmasının imkansızlıktan değil ilgisizlikten olduğu kanısındayım. Çok köklü olduğu iddiasındaki birçok festival hakkındaki gelişmeler festival resmi iletişim kanallarından önce yerel ve ulusal medyadan öğrenmek mümkün oluyor.

Festivallerde yıllardır dolaşan “isimleri farklı ancak içeriği aynı” filmlerden bunaldığımı söyleyebilirim. Üniversitede görevli olmam ve farklı üniversitelerdeki öğrencilerle yakın diyaloğumdan biliyorum ki “hangi konular ödül alır” düşüncesiyle film çeken daha doğrusu çekmeye çalışan birileri hep oluyor. Bunda da festival ön eleme ve ana jürilerinin benzer konular etrafında kısır bir döngü ile üretilen filmlere rağbet etmesinin payı olduğunu düşünüyorum.

Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…

Mevlana’ya ait bir şiirde :
Dünle beraber
Gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım

Sinema alanında insana ait duygu ve düşüncelerin konu edinilmemişi ne derece mümkün bilemiyorum ama tema olarak daha önce işlenmiş olsa bile anlatım ya da aynı konuya farklı bakış açıları getirebilen filmler çekmeyi hep istedim. ­­­

 

Fırat Sayıcı
1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.