2013 Mayıs’ta, Cannes’da izlediğim filmlerden biriydi Jeune&Jolie, Türkçe adıyla Genç ve Güzel. Şimdi ise Aralık sonunda vizyona giriyor ülkemizde. Cannes gösteriminin ardından, çeşitli ülkelerden 3-4 gazeteciyle birlikte keyifli bir röportaj yapma imkanı da bulmuştuk yönetmenle. Yeni Dalga’nın en önemli Fransız yönetmenlerinden biri olarak kabul edilen François Ozon, gördüğümüz kadarıyla hala genç, yakışıklı, modern, hoş, zeki ve çevresine olumlu enerji veren, mutlu biri.

Takip edenlerin bildiği üzere, çok çalışkan, üretken bir yönetmen, her sene mutlaka bir film çekmesiyle ünlü, bu genç yaşında filmografisinde tam 14 adet uzun metraj film var. Bir auteur yönetmen olan Ozon’un filmografisindeki eserleri incelediğimizde, “işte bu Ozon’un imzası” diyebileceğimiz ortak öğeler bulabiliyor muyuz, elbette bulabiliyoruz. Fakat bu demek değil ki Ozon kendini tekrar ediyor, aksine filmleri; tempo, dramatik yapı, ciddiyet veya mizah gibi unsurlar açısından çok da benzerlik teşkil etmiyor. Ayrıca filmografisini kronolojik sırayla takip ettiğinizde, son yıllarda ciddi bir olgunluk dönemine girdiğini de görebilirsiniz yönetmenin.

Jeune&Jolie, yönetmenin diğer filmlerinden epey farklı. Herşeyden önce, epey gerçekçi, ayaklarımız yerden kesilmiyor, kanatlanıp uçmuyoruz! Ayrıca son yapımlarında çoğunlukla yaşça geçkin karakterlerin etrafında dolanıyorduk, şimdi ise gerçekten “gençlik ve güzellik” odağımız. Filmde başrolde dünyalar güzeli bir genç kız var. Şu an 24 yaşında olan Marine Vacht, ilk kez kamera karşısına geçiyor oyunculuk için, kendisi aslında bir model. Fakat Cannes’daki gösterimden sonra da oyunculuğunun büyük beğeniyle karşılandığına şahit olan genç kız, kariyerine bu yolda devam etme kararı aldığını röportajda bizimle paylaşmıştı. Yönetmen ise kendi yazdığı bu senaryonun başrolündeki kızı bulmak için epey uğraştığını anlatmıştı bize. Filmde Marine’nin canlandırdığı Isabelle karakterinin polisle yüzleştiği, özellikle mimiklerin önemli olduğu bir sahne vardı. Ozon deneme çekimlerinde adaylar ile senaryonun o kısmını paylaşmış. Denemeler esnasında Marine’nin gözlerinde gizemli birşeyler görmüş, o bakışların, o yüz ifadesinin arkasında neler olup bittiğini merak ettiğini farkettiği noktada bu rol için Marine ile çalışmak istediğine karar vermiş.

Filmde Isabelle, annesi, erkek kardeşi ve üvey babasıyla yaşayan 17 yaşında, güzel bir genç kız. 17 yaş aslında bu filmin en önemli gerçeği belki de çünkü 17 yaşında her genç meraklıdır. Hayatla ilgili birşeyler öğrenmek, büyümek ister. 17 yaşının kıymetini bilmez aslında, daha olgun olmaya öykünür ama bunun için de çocukça hatalar yapabilir. Çok fazla sigara kullanabilir, alkol kullanabilir, uyuşturucu kullanabilir, aşırı zayıf olmak isteyebilir, cinsellik yaşayabilir. Bunlar çocukluktan gençliğe adım atılan yaşlarda deneyimlenmesi tehlikeli olan şeylerdir ama tam da bu yüzden merak uyandırıcı ve çekicidir. Burjuva bir ailenin kızı olan Isabel bu saydığımız tehlikeli durumlar içinden cinselliği seçiyor, belki daha olgun hissetmek için, belki güzelliğinin, kadın olduğunun farkında olduğu için, belki serbest aile yapısının, belki de gerçek babasının etrafta olmayışının verdiği boşluktan,; bu belki’lere yüzlerce sebep ekleyebilirsiniz. O, cinselliği yaşayarak tatmin olacağını düşünüyor. Önce bu kararını, yazlıkta yaşıtı bir çocukla bunu deneyimlemek kadar direkt ve kolay bir yolla uyguluyor Isabelle. Fakat kendisini iyi hissetmiyor. Onu büyütecek, belki sorunlarından kurtaracak deneyim bu değildir. Yetinmez genç kız. Yaz biterken kışlık evlerine dönerler ve sonbahar gelir, okullar açılır. İsabel birşeyler karıştırmaktadır. Evde kimseyle bir şey konuşmaz, sürekli meşguldür, okul dışında sürekli biryerlere gitmektedir. Suratı asıktır, ciddi ve duygusuzdur. Gerçekse şudur: Isabelle, internette kendisine bir web sitesi açmış, yaşlı adamlarla otellerde buluşmakta, fahişelik yapmakta, para kazanmaktadır. Para kazanmaya ihtiyacı olan bir kız değildir Isabelle. Neye ihtiyacı vardır peki? Onca güzelliğine, aklına fikrine, maddi anlamda hiçbir eksiği olmamasına rağmen bir genç kız neden fahişelik yapar? Bu soruları yanıtlamaz Ozon. Filmde en büyük odağı ise Isabelle’dir. Isabelle’nin etrafındaki her insan, her olay, her mekan, herşey fondur sadece. Tamamen Isabelle’e ve psikolojisine odaklanmamıza rağmen cevapları bulamayız, ya da birçok cevap buluruz ama hangi biridir bilemeyiz. Bir kendini keşif yolculuğudur Isabel’inki, tek emin olduğumuz budur. Ozon Isabel’in bu keşif yolculuğunu bizimle en “açık seçik” şekilde paylaşırken, Isabel’i zerre kadar yargılamamayı da başarır ve böylelikle izleyicinin de yargılamasına alan tanımaz.

Filmi 67 yapımı Louis Bunuel imzalı Gündüz Güzeli’ni hatırlattığı konuşuldu epey ama Ozon daha çok Maurice Pialat imzalı bir Fransız filmi olan 83 yapımı À nos amours’tan etkilendiğini söyledi bize.

Ozon hiçbir filminde toplum ahlakıyla sınırlamamıştır hikayelerini. Örneğin, Jeune&Jolie’de olmasa da, çoğu filminde eşcinsel karakterlere yer vermiştir. Nasıl kişiler olursa olsunlar, genelde karakterlerini zor durumlarda bırakır yönetmen, aslında depresif bir yanı vardır bu anlamda, fakat onları hep mücadele eden, yenilmeyen, yerinde saymayan, norm’ları kabul etmeyen bireyler olarak çizer. (Kendi hayat hikayesinden esinlendiğini, tercihlerinden dolayı zor bir çocukluk ve gençlik geçirdiğini ama kendisini kabul ettirdiğini anlatır kimi röportajlarında) Birey ve aile kavramı çoğunlukla vardır filmlerinde fakat ailelerin klişeleşmiş inançlarını, anlayış ve tutumlarını bozar ,yıkar hep. Bunu bazen mizahla, bazen şiddetle ve acımasızca yapar. Son filmlerinde aile kavramına eskisi kadar sert yaklaşmadığı da bir gerçek. Yine de alışılagelmiş “romantik ve yumuşak Fransız filmi” beklentilerimizi böyle böyle kırmıştır, ne iyi de yapmıştır. Sırada bir aşk hikayesi varmış; olgunlaşmış, yerini iyice bulmuş bir yönetmen olarak Ozon’un yeni işlerini daha da bir merakla bekliyoruz doğrusu…

MELİS ZARARSIZ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here