Tuğçe Sarıkaya podyumlardan beyazperdeye transfer olan son isimlerden. Farklı rolleri canlandırmak isteyen oyuncu toplumun değer yargılarına da sırtını dönemeyeceğini söylüyor…

Dizi tecrübesi olan Tuğçe Sarıkaya Kelebeğin İkinci Günü filminde çok kişilikli bir kadını canlandırıyor. Haliyle zor bir rol ve büyük bir risk. Röportaj yaptığımız Sarıkaya olgun cevaplarıyla bize ümit verdi. Oyunculuğu ciddi bir hedef olarak gören Sarıkaya’nın en büyük çıkmazı oyunculuğun gerekleriyle toplumun değer yargılarını barıştırabilmek.

Senaryo size geldiğinde kabul etmenizde etkili olan şey neydi?

Senaryonun konusunu çok beğendim. Daha önce dizide ve sinema filmlerinde oynadım ufak da olsa. Gelen roller kendime yakın rollerdi. Bu filmde ise çoklu kişilik bölünmesi yaşayan bir kızı canlandırmam gerekti. Bana çok farklı geldi, kendimi geliştirebileceğime inandım. Bu konuda bilgi sahibi olabilmek için araştırma yaptım. Senaryoya, yönetmenimize, kadrodaki diğer arkadaşlarımıza inandım. Kadrosunda Survivor’dan Hasan Yalnızoğlu, Alize Gördüm, Ece Filiz, Yılsenin Bayar, Tolga Tarık ve Zeynep Tunuslu vardı.

Projeye katıldığınızda bu kadro var mıydı? Sizden sonra eklenenler oldu mu?

Kadro tam olarak yoktu. Yarısı vardı, yarısı yoktu.

Canlandırdığınız rol zor bir rol. Sinemada çokça kullanılmıştır bu tipleme ama büyük karakter oyuncuları tarafından oynanmıştır genelde. Siz nasıl cesaret ettiniz ve sonuçtan memnun musunuz?

Biraz yönetmenim ve oyuncu koçum beni cesaretlendirdi. Ben de kendimi geliştirmek için kabul ettim. Sonuçta iyi oldu galiba, daha izleyemedim ama yönetmenim beğendiğini söyledi.

Hangi filmleri seyrettiniz bu role hazırlanırken?

Richard Gere ve Edward Norton’un oynadığı İlk Korku ve başka birkaç film seyrettim.

Bu bir kısa film ama senaryosu aslında uzun metraja çok uygun. Kısa filmde bunları anlatabilmek hem oyuncu, hem de yönetmen için çok zor. Bu sizi endişelendirmedi mi?

Dediğiniz gibi uzun filme daha uygun bir senaryo fakat yönetmenimiz neden sonuç ilişkisini o kadar güzel vermiş ki, hakkını vererek çektik.

Bundan sonrası için ne düşünüyorsunuz sinema ile ilgili olarak?

Eylül’de bir tane komedi filmimiz olacak Şipşak Anadolu isminde. Bir tane demosu çekilmiş ama daha okeyi alınmamış bir dizi var.

Mankenlerin, modellerin filmlerde, dizilerde yer alması kimileri tarafından eleştiriliyor, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bir işin eğitimini almadan hiçbir şey olmaz. Ben Ayla Algan’dan oyunculuk eğitimi aldım, yeterli bir eğitim mi, değil. İnsanlar konservatuarda dört yıl boyunca okuyorlar, benim Ayla Hanım’dan aldığım dört aylık bir eğitim tabii ki hiçbir şey değil. Bunu kabul ediyorum fakat kendimi geliştirmek için her fırsatı değerlendiriyorum. Risk alarak böyle rolleri kabul edip oyunculuğumun üstüne bir şeyler katmaya çalışıyorum. Mankense, yetenekliyse, eğitimini de aldıysa neden oynamasın.

Bundan sonraki kariyer hedefinizde sinema var galiba.

Bundan 10 yıl önce mankenlikte aynı gün içinde 10 tane işe giderlermiş ücretler çok daha farklıymış. Şu anda hiç öyle bir şey yok. Şimdi bekliyorsunuz ki defile olsun da çıkayım. Uğurkan Erez’le birlikte çalışıyorum, zaten varım bu piyasada ama çok yetersiz defileler. İnsanlar biraz da mecburiyetten belki oyunculuğa geçiş yapıyorlar. Ben dört yıldır mankenlik yapıyorum. Daha önce kendimi yetersiz bulduğum için oyunculuk ikinci plandaydı. Fakat kendimi artık yavaş yavaş geliştirdiğime inandığım için oyunculuğun birinci planda olmasını istiyorum. İlerideki işim olarak oyunculuğu görüyorum.

Üniversitede Uluslararası İlişkileri, orayı kazandığınız için mi yoksa istediğiniz için mi okudunuz?

İsteyerek okudum. Ailem iç mimarlık istiyordu. Kıbrıs’ta iki yıl kadar iç mimarlık okudum fakat okurken gizli gizli yeniden üniversite sınavına girdim, istediğim bölüm buydu, tutturunca girdim. Okurken kendi harçlığımı kazanmak için mankenliğe başladım.

Magazin basınında çok sık yer alıyorsunuz, bu mankenliğin bir getirisi fakat sinema kariyerinde sıkıntı yaratabilir. Bu konuda ne düşünüyorsunuz.

Bir dizinin seyredilmesini sağlayan tabii ki iyi oyuncular fakat rating kaygısı olduğu için tanınan, sevilen, haberi çıkan oyuncular olması çok daha iyi.

Türk sinemasında şu anda birlikte çalışmak istediğiniz yönetmenler, oyuncular kimlerdir?

Çağan Irmak, Gani Müjde. Gani Müjde’nin bütün işlerini izlemişimdir, filmlerini, dizilerini… Kadir İnanır’ın küçüklüğümden beri hayranıyım, rahmetli babama da çok benzetirim. Tabii bir de Kenan İmirzalıoğlu.

Özellikle yurt dışında kadın oyuncular filmlerinde bazı rolleri çekinmeden kabul ederler. Sizin bu konuda çekinceleriniz var mı?

Aslında oyuncunun rol seçmemesi lazım. Ben de seçmem, gelen rolü hakkıyla oynarım. Ama açıkçası çok uçlarda olan bir rolü oynamam. Bir deliyi oynarım oyunculuğuma bir şeyler kattığı için. Ama Türkiye’de yaşadığım için maalesef sınırlar olması lazım. Türkan Şoray kanunları olmak zorunda belki de.

Oyuncu olarak yurt dışı ile ilgili planlarınız var mı, böyle bir şeyi ister misiniz?

Tabii ki, inşallah. Filmimiz yurt dışındaki festivallere de gidecek. Eğer oradan bir ödülümüz olursa, ya da davetli olarak gidersek tabii ki görüşmeler yapacağım, kontakt kurmaya çalışacağım. Bunun için bağlantı kurmak lazım. Ben mankenlikte de sadece Türkiye’de değil yurt dışında da defilelere çıkıyorum, İki hafta önce mesela Kosova Moda Haftası’nda tek çıkan Türk ben oldum, beş gün boyunca 20 tane defileye çıktım. Yurt dışında da bir ajansım var çünkü. Yurt dışı bağlantım olmasa diğer defilelere çıkamazdım, oyunculuk da aynı şekilde. Saadet Işıl Aksoy şu anda çok başarılı işler yapıyor, yolu açık olsun, ben de isterim kendisi gibi olmayı.

Festival için bulunduğumuz Akşehir’de Nuri Alço ile röportaj yaparken “Artık Türk sinemasında güzellik anlayışı değişti, özellikle jönler çok çirkin. Hepsinin saçı sakalı birbirine karışmış, ödül almaya hırkayla, tişörtle geliyorlar. Bizim zamanımızda aktrisler güzel kadındı, jönler yakışıklı erkekti çünkü sinema bunu gerektirirdi” demişti. Bu bakış açısını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Haklı aslında bence de öyle. Tamam anlıyorum kendi hayat görüşleridir, daha salaş olmayı tercih ediyorlardır. Normal gündelik hayatlarında istedikleri gibi gezsinler. Ben de öyleyim, gündelik hayatımda istediğim gibi gezerim. Ama eğer bir davete gidiyorsanız giyilmesi gereken neyse, takım elbise mi, smokin mi, tuvalet mi, neyse o şekilde gidilmesi lazım. Oraya da kot pantolonla gidiyorlar, saçlar dağınık. Uygun bulmuyorum. O geceye saygıdandır o. Sevenlerine olan saygısından en azından.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.