Seri katil filmlerinden korkuyorsanız bir de bu filmlere konu olan gerçek katillerin hikayelerine bakın. Filmler mi yoksa gerçekler mi daha korkunç?

Sinemadaki vahşeti ne kadar eleştirirsek eleştirelim en fazla izleyicisi olan filmlerdendir. Özellikle seri katil hikayeleri sinemaseverlerin vazgeçilmezidir. Aslında bu hikayelerin çoğu gerçek hayatta yaşanmıştır. Sizin için sinemaya aktarılan gerçek seri katillerin hikayelerini ve bu hikayeler üzerine çevrilen filmleri topladık. Hangisi daha korkunç siz karar verin. Gerçekler mi filmler mi?

Kanlı Bender’lar

Yıl 1870. Alman göçmeni olan Joe Bender ve karısı Kansas sınırında köhne bir motelin sahibidir. Bir düzineden fazla yolcu son duraklarının bu otel olacağını tahmin etmemişlerdir. Kızları Kate gelen yolcuların siparişlerini alırken baba Bender ve oğlu John arkadan yaklaşarık kurbanların kafalarını balyozla parçalarlar. Oteli basan polisler aralarında iki yaşında bir kız çocuğunun da bulunduğu 12 cesedi otelin bodrumunda bulur. Baskın olmadan önce Bender ailesi sırra kadem basmıştır ve hiç yakalanamazlar.

Bu olay iki filme ilham kaynağı oldu. Wes Craven’ın yönettiği 1977 yapımı The Hills Have Eyes ve Donald Pleasence, Christopher Lee’nin rol aldığı Raw Meet. Her iki film de kurbanlarını öldürüp yiyen aileleri anlatır.

Vaiz Benjamin Miller

1960’ların sonlarında sayısı tam belli olmayan ama altıdan fazla siyahi hayat kadınını öldüren vaiz Benjamin Miller’ın garip bir alışkanlığı vardı. Kurbanlarını öldürürken İncil’den kesitler okurdu. Yakalandığında İncil’de yazan “Büyücü kadını yaşatmayacaksınız” emrini yerine getirdiğini söylemişti.

Vaiz Benjamin Miller, Robert Mitchum’un 1955 yapımı Night Of The Hunter (Caniler Avcısı) filmine ilham kaynağı oldu. Mitchum filmde günah saplantılı bir vaiz rolüyle muhteşem bir dönüş yapmıştı.

Elbiseci Edward Gein

Bütün seri katiller içinde en çok sinemaya aktarılan isim Edward Gein’dir. Bilinen iki kurbanı vardır ama o kadar garip bir hayatı ve acımasızca öldürme şekli vardır ki toplumu derinden etkilemiştir. Gein sürekli olarak kendi cinsinin günah dolu doğasını anlatan bir anne tarafından yetiştirilmiş ve kadınlarla ilişkisi hep kısıtlanmıştır. Annesi 1945 yılında öldüğünde Gein 39 yaşında ve bakirdir. Annesi ölünce onun odasının camlarını tahtayla kapatan ve odayı bir mabetmiş gibi muhafaza eden Gein evin geri kalanını kendi sapık zevkleri için mezbahaya dönüştürdü. Annesinin ölümünden birkaç yıl sonra yalnızlığını geçiştirmek için yakında bulunan mezarlıktan kadın cesetlerini çalmaya başladı. Onların vücutlarından ev eşyaları yaptı. Fakat yıllar içinde bu yetmemeye başladı. Sonunda 1954 yılında yerel bir barın sahibi olan 90 kiloluk bir kadını öldürüp evni taşıdı. 3 yıl sonra diğer cinayetini işledi. Bunun üzerine Gein’in evine polisler baskın yaptı. Kurbanının başı kesilmiş vücudunu bir av hayvanı gibi tepe aşağı çatı kirişine asılmış buldular. Korkunç evde insan derisiyle kaplanmış sandalyeler, kafataslarından yapılmış çorba kaseleri, duvarlara hayvan başları gibi asılmış insan yüzleri vardı. İlk önce idama mahkum oldu sonra deli olduğu kabul edilerek ömür boyu hapse mahkum edildi. Sonunda hapishenede kanserden öldü. Edward Gein’in yarattığı cehennemi korkunçluk birçok filmin çekilmesine kaynak oldu.

1960’da Alfred Hitchcock Gein’in öyküsünü bir sinema klasiği haline getirdi. Dengesiz bir annenin Norman Bates adlı oğlunun hikayesi hala izleyenleri koltuklara çiviler. Psycho-Sapık, aslında Robert Bloch adlı yazarın Gein’in öyküsünü yazdığı ucuz bir romandır. Hitchcock bu romanı okuduğunda çok etkilenmiş ve Sapık’ı hayata geçirmiştir.

Gein’den etkilenerek çekilen ikinci film ise Texas Chainsaw Massacre’dır (Teksas Katliamı). Filmin yönetmeni Tobe Hooper ortabatıda yaşayan akrabalarından Gein’in öykülerini dinleyerek büyümüştür. Bütün bu anılar Texas Chainsaw Massacre’ın çekilmesinin sebebidir.

Son film ise Kuzuların Sessizliği’dir. Filmin uyarlandığı romanın yazarı Thomas Harris kurbanlarınının derilerinden elbise dikmeye çalışan bir transeksüel olan hayali seri katil Bufallo Bill’i yaratmadan önce FBI’ın Gein hakkındaki dosyalarını araştırmıştır. Filmin yönetmeni Jonathan Demme ise Bufallo Bill’in evini Gein’in evinden kopya etmiştir.

Katil Palyaço John Wayne Gacy

Seri katillerin farklı kişilikleri üstünde barındırmasının en iyi örneği Gacy’dir. Babasının ona verdiği maço ismin (John Wayne) hakkını vermek için kabadayı ve erkeksi bir tipe bürünürdü. Aynı zamanda yaşadığı şehrin Rotary Kulüp başkanlığı ve başarılı bir iş adamıydı. İki kere evlenmiş ve çocuk sahibi olmuştu. Boş zamanlarında hastanedeki çocukları güldürmek için Pogo isimli bir palyaço kılığına giriyordu. Bütün bu özelliklerinin altında ise tacizci bir babanın sömürdüğü eşcinsel bir adamdı. Erkekleri kandırıp evine getirir ve öldürürdü. Polisler evinin altındaki çamurlukta 27 tane erkek cesedi buldu. Daha sonra ifadesinde 6 kişiyi daha öldürdüğü öğrenildi böylece kurbanlarının sayısı 33’e çıktı. İdama mahkum oldu. 14 yıl sonra idam edildi.

Yönetmen William Friedkin’in Cruising (Devriye) filmi Gacy’nin yarattığı korkunun bir ifadesidir. 1980 yapımı filmde Al Pacino eşcinsel bir caniyi kovalayan dedektif rolündedir.

Henry Lee Lucas

Tam olarak kaç tane kurbanı var belli değil ama ABD’de rekor onda olabilir. İstismarcılık anlamında neredeyse delilik derecesinde olan bir anneye sahipti. 13 yaşında nekrofili ve hayvanlarla cinsel ilişki gibi sapkınlıklara sahipti. 14 yaşında ilk cinayetini işledi. 17 yaşındaki bir kıza tecavüz etmek istedi, direnen kızı öldürdü. Birçok kez hapse girdi. En sonunda 40 yıl ceza aldı fakat 10 yıl sonra iyi halden bırakıldı. Hapisten çıkarken “Beni bırakmayın” diye yalvardığı söylenir. Daha sonra Ottis Toole diye kendisi gibi psikopat bir adamla tanıştı. Bu sapık ikili bütün ülkeyi dolaştılar ve bir çok insanı öldürdüler. Lucas’ın arkadaşı Toole aynı zamanda yamyamdı. Lucas insan etinin sert olduğunu söyleyerek yamyamlık işini Toole’a bıraktı, kendisi tecavüz ve öldürme işini üstlenmişti. Bazı dedektiflere göre Lucas 69 kişiyi öldürdü, bazılarına göre ise 81 veya daha fazla kurbanı var.

John Mc Naughton’un yönettiği 1986 yapımı Henry: Portrait of a Serial Killer filmi Henry Lee Lucas ile Ottis Toole’un gerçek hikayesidir. Film gelmiş geçmiş en iyi seri katil filmlerindendir. O kadar dehşet dolu bir filmdir ki 1989’a kadar ABD’de, 1993’e kadar da İngiltere’de vizyona girememiştir.

Zodiac

Hiç bir zaman bulunamayan seri katillerden biridir. 1968 yılında San Fransisco’yu dehşete boğmuştur. Ortadan kaybolmadan evvel beş kişiyi öldürmüş üç kişiyi de ağır yaralamıştır. Her cinayetten sonra polis ve basına mektuplar göndermiş hatta telefon açmıştır. Gönderdiği isimsiz bir mektupta “İnsanları öldürmeyi seviyorum, çünkü çok eğlenceli” diye yazmıştır.

Clint Eastwood’un unutulmaz filmlerinden Kirli Harry, Zodiac’ın aranmasının heyecanlı ve kurgusal bir anlatımıdır. Filmin sonunda Eastwood gerçeğin aksine Zodiac’ı yakalar ve öldürür.

İkinci film ise 2007 yapımı David Fincher’in Zodiac filmidir. Robert Downey J.R., Mark Rufallo, Jake Gyllenhaal rol almıştır. Film gerçeğe çok daha yakın bir öyküye sahiptir.

Düseldorf Canavarı Peter Kürten

Peter Kürten tek odada yaşayan 10 kişilik bir ailenin çocuğuydu. Bütün aile ensest ilişki kurbanıydı. Baba Kürten bu yüzden hapse atıldı. Peter 8-9 yaşlarında hayvanlara işkence yapmaya başladı. 42 yıllık ömrünün yarısından fazlasında hapishanedeydi. 1929 yılında 30’dan fazla insana tecavüz edip öldürdü. Kürten gibi şehvet katilleri tek bir silah türü ve belli bir kurban profili seçer ama Kürten farklıydı. Balta, makas, çekiç, bıçak kullanarak veya çıplak elle genç, yaşlı, kadın, erkek, çocuk kimi bulsa öldürdü. Sonunda nedeni anlaşılamayan bir şekilde tecavüz ettiği bir kadının kaçmasına izin verdi. Yakalandıktan sonra giyotin ile idam edildi.

1931 yılında Avusturyalı sinemacı Fritz Lang, M filminde Peter Kürten’den feyz alarak Becket adında bir seri katilin hikayesini anlattı. Klasik sayılacak filmde Weimar Berlin’inde dehşet saçan bir seri çocuk katilini canlandıran Peter Lorre bu film sayesinde uluslararası bir yıldız olmuştur.

Katil Fotoğrafçı Harvey Murray Glatman

Ergenlik çağında bile sapık eğilimler gösteriyordu Glatman. En sevdiği oyun kendini boğmaya çalışmaktı. Çatının krişine astığı bir iple kendini boğmaya çalışır ve bundan haz alırdı. Büyüyünce bu sadistlik ve çarpık eğilimler daha da arttı. 1950’lerde profesyonel fotoğrafçı kimliğine bürünerek o dönem çok satan ucuz dedektif kitaplarına kapak resimleri çekmeye başladı. Dönemin kendine kariyer edinmek isteyen genç kızları fotomodel olabilmek için Glatman’ın tuzağına düştüler. Kitapların kapağında eli bağlı, ağzı kapalı kadın resimleri olduğu için genç modelleri bağlaması çok kolaydı. Ama işler değişince kızlar dönüşü olmayan bir maceraya atıldıklarını anlıyorlardı. Toplam beş kurbanı vardı. Altıncısına saldırdığında kadın Glatman’ın elinden silahı aldı ve onu polise teslim etti. 1958 yılında üç gün süren bir mahkemeden sonra ölüm cezasına çarptırıldı. Glatman karar açıklandıktan sonra “Böylesi daha iyi” dedi.

İngiliz yönetmen Michael Powell, Peeping Tom’u (Kadın Katili) çektiğinde eleştirmenlerden ve halktan çok tepki gördü. Film bıçak gibi kullandığı bir kamera ayağıyla modelleri öldüren ve bunu kaydeden bir fotoğrafçıyı anlatıyordu.

“Lee” Aileen Wuornos

Henry Lee Lucas’tan alıntılanan “Lee” lakabıyla otoyollardaki erkekleri öldüren bir kadın seri katildir Aileen Wuornos. Diğer seri katiller gibi felaket bir çocukluk yaşamıştır. Babasının tacizine uğramış, hatta babası bu yüzden hapse girmiş ve orada intihar etmiştir. Annesi ise alkolik bir hayat kadınıdır Aileen daha altı aylıkken çocuğunu bebek bakıcısına bırakan anne daha sonra telefon edip dönmeyeceğini söylemiştir. Bebek bakıcısı da kızı büyük annesine teslim etmiştir. 13 yaşında bir tecavüz sonrası hamile kalınca Aileen buradan da kovulmuştur. Uyuşturucu ve alkolle geçen günlerinde geçinmek için fahişelik yapar. Sonunda taşıdığı silahla müşterilerini öldürmeye başlar. Tam yedi erkeği silahla vurup öldürür. Mahkemesinde hepsinin de kendine saldırdığını onun için öldürdüğünü söyler ama kimse inanmaz. Ölüme mahkum edildiğinde jüriye ve hakime “Ben masumum. Umarım hepinize tecavüz ederler” diye bağırır.

Charlize Theron’un oynadığı ve Patty Jenkins’in yönettiği Monster (Canavar) Wuornos’un hayatını anlatır.

Karındeşen Jack

Modern seri katillerin başlangıcı olarak kabul edilir. Yakalanamayan ve efsanesi devam eden en popüler seri katildir. 31 Ağustos 1888’te ilk kurbanını bıçaklayıp vücudunu parçalamış ve sokağa atmıştır. Hemen sonra bir hayat kadınını daha aynı şekilde öldürür. Bu ikinci kurbanından sonra suçu üstlenen bir mektup gönderir polise. Mektubu Karındeşen Jack diye imzalar. Böylece efsane başlar. Toplamda beş kadını öldürür. Ama birçok seri katilin örnek aldığı bir isim olarak ünü tartışmasızdır.

Birçok filme konu veya ilham kaynağı olmuştur. Bunların en ünlüleri 1928 Pandora’s Box, 1944 The Lodger, 1950 Room to Let, 1954 Man in The Attic, 1960 Jack the Ripper, 1971 Hands of the Ripper, 1988 Jack the Ripper.

Katil Doğanlar Charles Starkweather ve Caril Ann Fugate

Charles Starkweather, James Dean takıntısı olan serseri bir gençti. Sevgilisi Caril’in evine gitti. Caril daha okuldan dönmemişti, annesi Charles’a hakkındaki fikirlerini söyledi. Charles’ın buna tepkisi 22 kalibrelik tüfeğiyle kadını ve kocasını vurmak oldu. Caril evine döndüğünde Charles’ı daha bebek olan kız kardeşini boğmak üzereyken buldu. Daha sonra ikisi 26 gün süren ve 10 kişinin ölümüyle sonuçlanan katliam yolculuğuna çıktılar. Polis ikisini de yakaladı. Mahkeme Charles’ı idama mahkum etti, 1959 yılında elektrikli sandalyede infaz edildi. Caril ise müebbet hapse gönderildi ancak 1977 yılında salıverildi.

İki katil 1973 tarihli Terrence Malik’in Badlands (Kanlı Toprak) ve Oliver Stone’un 1994 yapımı Natural Born Killers (Katil Doğanlar) filmlerine konu oldular.

Yahudi Katili Marcel Petiot

1944’te Paris’te bir evin bacasından çıkan dumanlar o kadar kötü kokuyordu ki komşular polise şikayette bulundu. Polisler eve girdiğinde kolları ve bacakları kesilmiş üst üste yığılmış 20 ceset buldular. Büyük bir fırında ise kesik kollar ve bacaklar yanıyordu. Daha sonra bütün cesetlerin Yahudi erkek ve kadınlara ait olduğu anlaşıldı. Binanın sahibi Marcel Petiot kendini bir direnişçi olarak tanıtıp Paris’ten kaçmaya çalışan zengin Yahudileri tuzağına düşürüyordu. Bütün değerli eşyalarıyla evine gelen Yahudilere tifüs aşısı yapacağım diyerek striknin (hayvanları öldürmekte kullanılan zehirli bir madde) zerkediyordu. Sonra da bir odada ölümlerini seyrediyordu.

Bu hikaye, 1990 yapımı Doctor Petiot filmine ilham kaynağı oldu. Yönetmenliğini Christian de Chalonge’ın yaptığı Fransız filminin başrolünde Michel Serrault oynadı.

Kızıl Sakal Henri Landru

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa, erkek nüfusunun da azalmasını fırsat bilerek kadınlarla evlenip mallarını üstüne geçirdikten sonra öldüren bir seri katilin av alanı oldu. Kızıl sakalları olan Henri Landru 1922 yılında 11 cinayetten yargılanıp giyotinle idam edildi. Kurbanlarının 10’u kadın, biri de kadınlardan birinin oğluydu.

Henri Landru, Charlie Chaplin’in kara mizah filmi Mösyö Verdoux’un gerçek hayattaki esin kaynağıydı.

Uyuz Katil John Reginald Christie

1950 yılında saf bir kamyon şoförü olan Timothy Evans karısını ve bebeğini hunharca öldürmekten tutuklandı. Yapılan yargılamada idama mahkum oldu ve infaz edildi. İnfazdan bir yıl sonra Evans’ın oturduğu evin altındaki komşusu John Reginald Christie evden taşındı. Yeni gelen kiracılar mutfaktaki duvarın ardından kötü kokular geldiğini söylediler. Eve gelen tesisatçı duvarı kırdığında bir kadın cesediyle karşılaştı. Daha sonra evden ve bahçeden dört ceset daha çıktı. Toplam 10 kişinin katili olan Christie aynı zamanda idam edilen Evans’ın davasında savcılık şahidiydi. Yani kendi öldürdüğü insanların suçunu Evans’a atmıştı. Bir de mahkemede ifade vermişti.

Bu dramatik hikayenin filmi hemen çekildi tabii. Richard Fleischer’ın yönettiği 1971 yapımı 10 Rillington Place filmi gerçekten olayların yaşandığı dairede çekildi. Filmin başrollerinde Richard Attenborough ve John Hurt yer aldı.

Sacramento Vampiri Richard Chase

Daha çocukluğunda yakaladığı kedilerin, köpeklerin ve diğer hayvanların kanını içiyordu. 1978 yılında işleri büyüttü. Dört gün içinde evlere girdi ve içindeki insanları öldürüp kanlarını içti. Kurbanlar arasında hamile bir kadın ve 2 yaşındaki bir bebek de vardı.

Sacramento Vampiri adı takılan Chase, William Friedkin’in yönettiği 1987 tarihli Rampage filmindeki korkunç katilin gerçek hayattaki modelidir.

Foto Katil Graham Young

14 yaşındaki Graham Young, antimon tartarın insan üzerindeki etkilerini merak edip ailesinin yemeğine bu zehiri karıştırır. Üvey annesi ölür. Tutuklanan genç Young 1962’den 1971’e kadar akıl hastanesinde yatar. Hastaneden çıktıktan sonra fotoğraf makineleri satan bir firmada işe başlar. Bu sefer de çalışma arkadaşlarını talyum ile zehirlemeye başlar. Arkadaşlarından beşi zehirlenir, ikisi ölür. Polisler Young’ı tutukladıklarında “İsteseydim hepsini öldürürdüm” der.

Young’ın suçları 1996’da çevirilen The Young Poisoner’s Handbook filmine konu olmuştur.

Rostov Kasabı Andrei Chikatilo

Chikatilo 1978-1990 yılları arasında 52 kişiyi öldürmekten suçlu bulundu. Felsefe doktoru Çikatilo, duruşmada akli dengesinin yerinde olduğunu söyledi ve 1994’te ensesine sıkılan bir kurşunla idam edildi. Boris Yeltsin idamı kendisi açıkladı. 52. kurbanını öldürdükten sonra şans eseri polisin şüpheli bulup soru sorması sonucu yakalandı. Aynı zamanda yamyam da olan Chikatilo’yu yakalayan polis ağzının bir garip kokmasının dikkatini çektiğini söyledi.

Son dönemin en azılı katillerinden olan Andrei Chikatilo’nun filmi Citizen X, 1995 yılında çekildi. Chris Gerolmo’nun yönettiği filmde Jeffrey Demun, Stephen Rea, Donald Sutherland, Max von Sydow başrolleri paylaştı.

 

 

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.