İlk defa 1938 yılında çizgi roman kahramanı olarak halkın karşısına çıkan ‘Çelik Adam -Man Of Steel ’, pek çok uyarlama ile çizgi film formatında ve sinema perdesinde hayat buldu.

Hiç kuşkusuz hafızalarımızda yer eden ve Çelik Adam’la özdeşleştirilen tek kişi Altın Küre Adayı Christopher Reeve’dir. 1978 yılında görücüye çıkan Reeve’li ilk Superman filmi büyük bir başarıya imza attı. Öyle ki 3 Oscar adaylığı getiren film çizgi roman severlerden tam puan almıştı. Üç devam filmi çekilen seride çıta giderek düşse de Reeve’li Superman filmleri daima gönlümüzde ayrı bir yerde olmuştur. Pek çok çizgi roman karakterinin beyaz perdede hayat bulduğu son yıllarda Superman de yıllar sonra karşımıza tekrar çıkıyor. Bu sefer hikaye çok daha ayrı bir dille yansıtılıyor.

Yıllardan beri Superman hayranları, Superman (1978) filmi kadar etkileyici bir film beklemekteydiler. Nitekim Bryan Singer yönetimindeki Superman Returns (2006) büyük bir beklentiye yol açmış olsa da sonunda büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı. Ardı ardına süper kahraman filmleri çekilirken Çelik Adam inzivaya çekilmişti.

Yıllar sonra yeniden gündeme gelen bir Superman film projesi hayranlarda büyük heyecan yaratmıştı. Superman Returns (2006) ile hayal kırıklığına uğrayan hayranlar bu sefer umutluydu. Çünkü projesinin arkasında The Dark Knight üçlemesinin yönetmeni Christopher Nolan vardı. Yapımcılığını üstlendiği The Man Of Steel bu sefer Superman’i hak ettiği yere getirecek miydi? Herkesin aklındaki soru buydu. Güven veren yalnızca Nolan değildi tabii ki… 300 (2006), Watchmen (2009) gibi başarılı işlere imza atmış Zack Snyder kamera arkasındaydı. Cast’a bakıldığında Kal-El (Superman) rolü için seçilen Henry Cavill büyük umut vaat ediyordu. Genç oyuncunun Superman e yeni bir soluk getireceğine inanılıyordu. Bunun yanında 4 Oscar adaylığı bulunan Amy Adams’ı Louis Lane, General Zod rolünde Oscar adaylığı bulunan usta aktör Michael Shannon’ı görecek olmak da filme olan beklentileri üst seviyelere çıkarıyordu. Clark Kent’in babası Jonathan Kent rolünde Kevin Costner, gazete müdürü Perry White rolünde Laurence Fishburne ve 1978 yapımı Superman filminde efsane aktör Marlon Brando’nun canlandırdığı Kal-El’in babası Jor-El rolünde usta aktör Russel Crowe vardı. Tüm bunları bir araya getirince ister istemez büyük bir heyecan ve beklenti oluşuyordu.

Superman’e Farklı Açıdan Bakmak

Film, fragmanlardan da anlaşıldığı üzere duygusal ve bir o kadar gerçekçi bir zemine oturtulmak istenmiş. Bu, The Dark Knight ile başlanan çizginin bir devamı niteliğindeydi adeta. Filmin, 1978 yapımı Superman filmiyle belki de ayrılan en büyük yönü buydu. Filmde Clark Kent’in çocukluğunu flashback sahneleriyle izliyoruz. Gençlik dönemi, ergenliğin getirdiği yükler, süper güçlerini anlamlandırma çabası ve geçmişe dair arayış… Bildiğimiz Superman konseptinin dışına çıkan bu çizgide duygusal bir ton yakalamamak imkansız. Özellikle baba Jonathan Kent’in oğlunu dış dünyadan korumak istemesi, dünyanın ona iyi davranmayacağını düşünmesi ama içten içe de bir gün bunun olacağını bilerek kuşkuyla ve korkuyla yaşaması filmde oldukça net ve detaylı bir şekilde verilmiş. Yıllar sonra arayışına devam etmek için evden ayrılan Clark Kent, oradan oraya savrulan hayatı, Louis Lane (Amy Adams)’in ortaya çıkması, General Zod (Michael Shannon)’un büyük bir öfke ile dünyayı tehdit etmesi, babası Jor-El’in rehberliğinde güçlerini tanıması ve benimsemesi ile farklı bir boyuta taşınıyor.

Man Of Steel ile Yeni Bir Başlangıç

Superman konseptine yeni bir soluk getiren Man Of Steel yalnızca bu dinamikleri ile değil, kurduğu alegori ile de taşları farklı yerlere koyuyordu. Bizlere gösterdiği Krypton gezegeni, 1978 yapımı Superman filminde oldukça kısıtlı bir süre gördüğümüz gezegeni daha detaylı görme fırsatı sunuyor. Baba Jor-El (Russel Crowe)’i daha yakından tanıma fırsatı bulurken yaşadıkları gezegenin neden ve nasıl yok olduğuna tanık oluyor, karısı Lara-Lor Van (Ayelet Zurer) ile olan tartışmalarıyla oğullarını dünyaya gönderme kararlarını alışlarını bu sefer detaylı bir şekilde görüyoruz. Büyük bir savaş ve sonrasında gelen yeni bir başlangıç ile doğum, yaşam, ölüm üçlüsünün doğum ve yaşam kısmını detaylarıyla gözler önüne seriyor. Bizler Clark Kent’in bu yeni hikayesine tanık olurken aklımızdaki Superman imgesi de bambaşka bir hal alıyor. Çizgi roman ve klasik filmlerden bildiğimiz pek çok ‘önemli’ detay ya yer değiştiriyor ya da farklı gösteriliyor. Tabi bu da Superman hayranlarını ikiye bölmekte gecikmiyor. Kimileri orijinal konseptten ayrıldığı ve Superman efsanesindeki ‘olmazsa olmaz taşlar’ değiştirildiği için filme mesafeli bakarken kimileri Çelik Adam’a getirilen bu özgün ve yeni anlamı beğeniyordu. Karşımızda artık sıradan gazeteci, güçlerini gizlemeye çalışan bir Clark Kent yoktu. Karşımızda usta aktör Terence Stamp’in 1980 yılında çekilen Superman II’de canlandırdığı gibi bir General Zod yoktu. Yeni Superman yorumu belki de klasik film ile paralel olması gerektiği düşünüldüğü için bir takım izleyici tarafından hoş karşılanmadı. Fakat unutulmamalıdır ki klasik bir seriye yeni bir format verilecekse günün sinema teknolojisi ve değişen seyirci algısını da hesaba katmak gerekir. Keza bildiğimiz bir hikayeyi farklı bir ton ile anlatmak hem seyirci açısından farklı bir deneyim hem de sinemaya ve türe katkı açısından faydalı olabilmektedir.

Dünyalar Savaşı

Filmde farklı bir nokta da General Zod’un dünyaya karşı bir savaş başlatmasıyla olayın dünyalar savaşı konseptine dönüşmesi. Pek çok kişi filmi bir uzay istilası modunda izledi. Giriş filmine klasik Superman filmlerinin kötü karakteri Lex Luthor ile başlamak yerine General Zod önderliğinde bir dünya istilası ile başlamak filmi dünya istilası modunda izlememize neden oluyor. Tabi bu durum bir eksi değil. Tam tersine yukarıda da bahsettiğimiz gibi filme getirilmesi gereken yenilikler kapsamında atılan doğru adım olarak nitelendirilebilir. Özellikle uzun savaş sekansları ile film bir yerden sonra su gibi akıyor. Superman (filmdeki adıyla Kal-El), General Zod ve yardımcılarıyla olan kavga sahneleri oldukça sürükleyici. Bunun dışında Amerikan donanmasının olaya müdahale etmeye çalışması ve başarısız oluşu da ayrıca değerlendirilebilir.

1980 yapımı klasik filmde General Zod’un yardımcıları Ursa ve Non’ı yeni filmde göremiyoruz. Bunun yerine General Zod’un yanında Faora-Ul adlı yardımcı kadın bir general görüyoruz. Burada bir parantez açmakta fayda var. Orijinal filmde izlediğimiz ve Sarah Douglas tarafından başarıyla canlandırılan Ursa, Superman çizgi romanlarının bazı sayılarında Faora-Ul olarak geçmektedir. İsim değişikliği yapılmış olsa da karakter aslında aynıdır. Jack O’Halloran’ın Superman II’de canlandırdığı General Zod’un yanından ayrılmayan iri cüsseli Non karakterine ise Man Of Steel’de yer verilmemiş. Klasik filme göre daha Zod odaklı bir film olduğunu ve diğer karakterlerin daha geri planda olduğunu söylemek mümkün. Bu da muhtemelen usta aktör Michael Shannon’ı biraz daha ön plana çıkarmak amaçlı yapılmış olabilir.

Karakterler ve Yenilikler

Man Of Steel’de özellikle oyuncu seçiminde başarılı bir iş çıkarıldığı göz ardı edilemez. Clark Kent/Kal-el rolünde genç aktör Henry Cavill belki de bu rol için seçilmiş en doğru isim. Öyle ki Man Of Steel’in klasik filme oranla daha duygusal bir tabana oturtulması, Henry Cavill’in ise mimikleriyle o duygusal atmosfere uyum sağlamada hiç zorluk çekmediği ve oyunculuğunda havada kalan hiçbir kısmın olmadığı görülüyor. General Zod rolünde Michael Shannon üzerine düşeni fazlasıyla yapmış. Jor-El rolünde Russel Crowe göz dolduran bir performans sergiliyor. Amy Adams’ın Louis Lane karakterine belki de ilk etapta biraz mesafeli bakılabilir ama onun da elinden geleni yaptığı bir gerçek. Kevin Costner’ın duygusal baba Jonathan Kent’in hakkını verdiğini söylemeliyiz. Keza duygusal sahnelerde tıpkı Cavill gibi mimikleri ile o havayı yansıttığını söylemek yanlış olmaz. Şarap misali yıllandıkça güzelleşen Oscar adayı aktrist Diane Lane, Kal-El’in annesi Martha Kent rolünde adeta göz kamaştırıyor. Klasik filmde aksi ama sevimli gazete müdürünü canlandıran Jackie Cooper’ın Perry White’ına farklı bir bakış açısı getiren Laurence Fishburne biraz geri planda kalmış olsa da kadronun sağlam taşlarından.

Karakterlere getirilen derinlik ile Man Of Steel, Superman efsanesine yeni bir boyut kazandırırken bu efsanenin detaylı perde arkasını duygusal bir tabanla izleme fırsatı sunuyor. Fantastik filmleri sevenler ve Çelik Adam’ı özleyenler için iyi bir seyirlik olan Man Of Steel efsaneye getirdiği farklı ve modern bakış açısıyla kaliteli süper kahraman filmleri arasındaki yerini alıyor.

Man Of Steel bizleri toplamda 143 dakikalık fantastik bir yolculuğa çıkarıyor. Superman efsanesine yeni bir soluk getiren Man Of Steel’in devam filmlerinin de yolda olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.