Sinemada ilk Vampir filmi Nosferatu 1922 olarak biliniyor nitekim bu bilgide yanlış. Nosferatu’ ya kadar 22 vampir filmi yapılmış. Vampire of the Coast 1909 hemen arkasından gelen, The Vampire Trail 1910 sinemanın kayıtlara geçen ilk vampir filmleri.

Korku edebiyatının önemli bir parçası olmuş vampirlerin başlangıç tarihine baktığımda oldukça geriye gitmem gerekti. Vampirlere dair en eski bulgular, M.Ö. 4000’lere dayanan eski Sümer ve Babil mitleriyle başlıyor. Daha sonra bunu Mısır yazıtları ve Çin mitleri takip ediyor.

Nosferatu izinsiz bir Bram Stoker’s Dracula uyarlaması. Bram Stoker’s Dracula ise günümüze kadar 170 versiyonu yapılmış bir başyapıt.

Hikayeler korku janrasında başlasada günümüze kadar aksiyondan romantizme, komediden dramaya bir çok ayrı versiyonda karşımiza çıktı. 1969 da başlayan ve bir dönem herkesin çocukluğuna damgasını vuran Susam Sokağının Count von Count’undan bu yanada çok şey değişti. Günümuzün modası seksi vampirler filmlerine ve dizilerine karşı İsveç yapımı bir drama olan Lat den ratte komma in (Let the Right One In-2008) bizi altüst etti. True Blood dizisi, diziden nefret edenlere rağmen hayran kitlesiyle bir fenomen haline geldi.

Türünde bu kadar örneği varken ve hangilerini seçeceğim konusunda tamamiyle kararsız kalmışken, genel yanılgıya bir kez daha düşerek Nosferatu ile başlamak en mantıklısı olacak diye düşünüyorum

Nosferatu (1922)

En başta söylediğim gibi F.W. Murnau’nun klasik sessiz filmi izinsiz bir Bram Stoker uyarlaması. Bram Stoker’ın Drakula romanının bir uyarlaması olduğu ve telif ödenmeksizin yapıldığı için yayından kaldırılmıştı. Filmin adı Nosferatu ;Yunanca nosophoros, veba taşıyıcı kelimesinden gelmekte. Türkçeye Nosferatu, Bir Dehşet Senfonisi olarak çevrilen film Almanya’da çekilen, Alman dışavurumculuğu akımının başyapıtlarından biri sayılan ve korku sinemasının sayılı klasiklerinden olan bir korku filmi. F. W. Murnau’nun yönettiği filmde Max Schreck, vampir kont Kont Orlok rolüyle filmde yer aldı.

Dracula (1931)

Bu filmden bahsetmeden önce bir çok uyarlaması yapılan romandan bahsetmek lazım.

Drakula adlı kitap vampirleri konu almaktadır. Bazı yerlerde Transilvanya canavarı olarak da geçmektedir. Transilvanya’da yaşayan Drakula Şatosu’nun lordu olan ölümsüz Kont Drakula’yı yok etmeye çalışan bir grup insanın öyküsünü konu alır. Drakula adlı vampir, beyaz tenli,kırmızı gözlü,20 insan gücünde,tırnakları uçlara doğru sivrilen,dudakları kırmızı ve beyaz,sivri köpek dişleriyle korkutucu görünüme sahiptir. Drakula adlı karakter bunun dışında tabutta uyuyan, gece dışarıda avlanıp,gündüz tabutunda saklanan bir gece canavarı olarak tasvir edilmiştir. Diğer özelliklerinden biri ise ölümsüz olmasıdır. Kurt,yarasa ve sıçan kılığına girebilmekte ve bu hayvanlara hükmedebilmenin yanında, bir delikten içeri sızabilmektedir.Ayrıca aynada görünmeme gibi bir özelliği de vardır.(Yalnız modern kültürünün söylediğinin aksine güneş ışığıyla ölmez ve gündüzleri de dolaşabilir.Ama gündüz saatlerinde gücü azdır.Yine de şafak,öğle vakti ve gün batımında biçim değiştirme gücü vardır)

Bram Stoker,vampirler ve Drakula hakkındaki bilgilerini İngiliz gezgin Emily Gerard tarafından yazılan Ormanın ötesindeki topraklarından isimli gezi kitabından almış.

Drakula 1931 Universal Pictures yapımı siyah beyaz bir korku filmidir. Romanın ilk resmi uyarlaması olan filmde, Hamilton Deane ve John L. Balderston tarafından yapılan tiyatro oyunu uyarlamasının temel alındığı bir senaryo kullanıldı. Filmi Tod Browning yönetti, başrolde ise Béla Lugosi yer aldı.

Dracula (1992)

Benim en sevdiğim Bram Stoker uyarlamalarından bir tanesi. Film en iyi kostüm, en iyi makyaj ve en iyi ses kurgusu Akademi Ödüllerine sahip. Yönetmen koltuğunda Francis Ford Coppola, baş rollerde ise Gary Oldman, Winona Ryder, Anthony Hopkins ve Keanu Reeves var. Coppola’nın bu filmi romana en yakın uyarlamalardan biri sayılmakta. Filmin konu özeti ise şöyle :

Genç bir avukat olan Jonathan Harker, görevi gereği Doğu Avrupa’da küçük gizemli bir kasabaya gelir. Burada ölümsüz vampir Drakula tarafından kaçırılan Harker, onunla birlikte Londra’ya gitmek zorunda kalır. Drakula, Harker’ın nişanlısı Mina’nın fotoğrafını görerek etkilenmiş ve genç kızı ele geçirmek istemektedir. Önce Mina’nın yakın arkadaşı Lucy’i ele geçiren Drakula’ya karşı Lucy ve arkadaşları direnmeye çalışacaklardır.

Låt den rätte komma in  2008 (Let the Right One in)

Tomas Alfredson’un yönettiği 2008 İsveç yapımı vampir film. Korku öğeleri barındırsada tamamiyle bir drama. film Stockholm’ün banliyölerinden Blackeberg’de on iki yaşında arkadaşları arasında alay konusu olmuş bir çocuğun bir vampirle geliştirdiği arkadaşlığı konu alıyor.   Oskar, sık sık da şehir dışında yaşayan babasını ziyarete gitmektedir. Arkadaşları tarafından çoğu zaman aşağılanan ve sürekli alay edilen bir çocuk olan Oskar öç alacağı günlerin hayalleriyle yaşamaktadır. Bir gece soluk benizli bir kızla tanışan Oskar, Eli adındaki bu “değişik” kızla çok yakın arkadaş olur. Birlikte güzel zaman geçirseler de Eli’ın bir sırrı vardır. Bir vampir olan Eli, Oskar’la arasındaki arkadaşlığa bunu yansıtmasa da zamanla ikilinin başına büyük dertler açılır.

Türkçeye Gir Kanıma olarak çevrilen film uluslararası alanda büyük bir başarı elde etti ve 2008 Tribeca Film Festivali’nde “En İyi Kurmaca Film” ödülü, Avrupa Fantastik Film Festivalleri Federasyonu’nun “En İyi Avrupa Yapımı Fantastik Film” ödülü Altın Méliès ve İsveç Film Enstitüsü’nün Guldbagge Ödülleri’nden dördünü de dahil pekçok ödül kazandı.

Hollywood versiyonu da kötü olmasada Isveç yapımı bu film benim adıma vampire dramasında bir devrim niteliğinde. Hatta izlediğim ilk günden beri benim adıma en iyi dramalar listemde yerini aldı.

La maschera del demonio -Black Sunday (1960)

Tim Burton’ın favori  korku filmlerinden bir tanesi olduğunu deklare ettiği film. 1960 Italyan yapımı gotik korku filmi. Yönetmenliği Mario Bava’ya senaryosu ise Ennio de Concini ve Mario Serandrei’ya ait. Içerdiği şiddetten dolayı da İngilterede 1968 e  kadar film yasaklı kalmış. Filmin konu özeti ise şöyle:

17.yy’da Moldovya’da cadı olduğu anlaşılan prenses Asa Vajda, aşığı şeytani İgor Javutich ile beraber, şeytana tapmak ve vampirizm nedeniyle, Asa’nın öz abisi tarafından yapılan mahkemece idama mahkum edilir. İç tarafı çivili şeytan maskeleri yüzlerine çakılarak öldürülürlerken Asa, tüm Vajda soyunu lanetler. 2 yy. sonra, tıbbi bir toplantı için yolculuk yapan ve Mirgorod’da konaklamayı planlayan Prof. Thomas Kruvajan ve yakışıklı asistanı Dr. Andreï Gorobek, atlı arabalarının tekerleğinin kırılması sonucu efsanevi cadının tabutunun bulunduğu yıkık dökük şapelin yanında duraklar. Şapeli tetkikleri esnasında profesör yanlışlıkla tabutun koruyucu haçını kırar, parmağından bir miktar kan da mumyalaşmış cesedin üzerine damlar. Dışarı çıktıklarında bahçede büyüleyici bir genç bayana rastlarlar. Prenses Katia, babası prens Vajda ve erkek kardeşi Constantin ile bu şapelin de içinde bulunduğu şatoda yaşamaktadır. Andreï, prensese görür görmez aşık olur. Kader, yollarını tekrar birleştirecektir.

The Lost Boys (1987)

1987  yapımi Amerikan gençlik korku filmi. Baş rollerde Jason Patric, Corey Haim, Kiefer Sutherland, Jami Gertz, Corey Feldman, Dianne Wiest, Edward Herrmann, Alex Winter, Jamison Newlander, and Barnard Hughes var.

Sam ve abisi Michael sıradan zevkleri olan sıradan Amerikan gençleridirler. Fakat anneleriyle sakin ve huzurlu Santa Carla’ya taşındıktan sonra hayatları gizemli bir şekilde değişmeye başlar. Michael son zamanlarda bambaşka biri olmuştur ve annesi ondaki bu değişimden kesinlikle memnun kalmayacaktır.

Dönemin filmleri arasında farklılığını koruyan bu film 1980 lerin gençlik filmleri klişelerine sahip olsada,  vampir karakterleriyle farklılığını ortaya koymuş durumda.

Interview with the Vampire: The Vampire Chronicles (1994)

Tom Cruise, Brad Pitt ve Antonio Banderas’ı bir daha nerede aynı filmde bulabiliriz? Anna Rice’ın aynı isimdeki 1976 tarihli romanından sinemaya uyarlanmış filmde filmin yönetmeni  ise Neil Jordan.

Yıl 1791. New Orleans’ta yaşayan Louis karısını kaybetmiş olmanın üzüntüsüyle, yaşama sevincini kaybetmiştir. Lestat adındaki bir vampir, ona gecelerin yaratığı, yani bir vampir olmasını önerir. Louis bu öneriyi kabul eder.Lestat, Louis’in ölümcül kanını akıtarak onu da bir vampire dönüştürür. Ancak Louis, vampirliğe alışamaz. Açlığını gidermek zorundadır ama insanları öldürmek istemez. Ona, vampirliği Lestat öğretecektir.

From Dusk Till Dawn (1996)

Quentin Tarantino’nun senaryosunu yazdığı, Robert Rodriguez’in yönetmenliğini üstlendiği film.

Gecko kardeşler, Texas’ta sıkı bir soygun yaptıklarından dolayı, ne olur ne olmaz diye bir rahip ve ailesini de yanlarında rehin olarak bulundurup Meksika’nın özgür ortamına doğru bir yolculuğa çıkarlar. Buluşma için bir Meksika barının kapısını aşındırdıklarında başlarına geleceklerden habersizdirler… gibi bir sinopsisi olsada film hakkında en ufak bir fikir sahibi olamazsıniz.  Selma Hayek’in yılan dansıni tahmin edemezsiniz. Vampirler neresinde bunun diye sadece merakta kalırsınız.

Sinopsise ek olarak ufak bir synopsis vermem gerekirse filmin birinci yarısı ganster ikinci yarısı vampirlerle alakalı. Kısmen kendi içinde dengesiz görebilirsiniz ama Tarantino ve Rodriguez ikilisinden çokta dengeli bir beklentiniz yoktur muhtemelen J

I Am Legend (2007)

Bu filmi listeye koyma sebebim türünun distopik örneği olması. aşrolünde Will Smith’in yer aldiğı 2007 ABD yapımı kıyamet sonrası bilim kurgu filmi.

Robert Neville başarılı bilim adamıdır.Ancak önüne geçemedikleri virüs tüm dünyaya yayılmış ve insanların hepsi ya ölmüş yada vampire dönüşmüştür. Robert köpeği ile beraber hergün yaşayan insan aramaktadır…

Internette bir çok kaynak yaratıkları vampir yerine zombi olarak belirtmiş. Nitekim  ünlü Norveç asıllı Amerika’lı bilim kurgu ve korku yazarı Richard Matheson’un 1954 yılında yazdığı romana “I Am Legend” (Ben Efsaneyim) kitabına dönecek olursak yaratıkların vampir olduğundan emin olabiliriz.

Blade (1998)

1998 yapımı Stephen Norrington yönetmenliğinde ünlü Marvel çizgi romanı karakteri Blade’in sinemaya uyarlanmış korku içerikli aksiyon filmi.  Filmin konusu ise şöyle:

Vampirler her geçen gün çoğalmaktadır ve insnlara saldırmaktadır. yine bir gün olağan saldırılarında hamile bir bayana saldırılar. saldırı sonucu kadın ölür ama çocuğu dünyaya gelir. yarı insan yarı vampir olan bu çocuk ilerde tüm vampirlere savaş açacak bir süper kahraman olacaktır.

yarı insan olmasından olayı güneş ışığından etkilenmeyen blade tüm vampirlerin korkulu rüyası olacaktır.

Blade’den sonra devam filmi olarak çekilen 2 filmde bana gore Blade kadar başarılı olamadı. Vampirlerin yanında ayni zamanda aksiyonda sevenler için doğru bir tercih olabilecek filmde baş rolü üstlenen Wesley Snipes aynı zamanda filmin dövüş koreografı.

MERVE İNCE

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here