Osman Sınav’ın son filmi Aşk Kırmızı’da başrolü oynayan Nurgül Yeşilçay, “Aşk filmleri büyülü şeyler. Fazla da gerçekçi tarzda çekilmiş filmleri sevmiyorum” dedi.

Nurgül Yeşilçay 2000 sonrası Türk sinemasının en baskın ismi. Türkan Şoray’dan sonra yıldız statüsünü dolduran az sayıdaki isimden biri. Özellikle son dönem kadın oyuncularımıza baktığımızda çoğunu fazlasıyla pasif ve erkek karakterlerin tamamlayıcısı olan rollerde görüyoruz. Ama işin içine Nurgül Yeşilçay girdiğinde durum farklılaşıyor. Fatih Akın’ın Yaşamın Kıyısında filmindeki rolü, Eğreti Gelin’deki performansı unutulmazlar arasına girdi. Son filminde ise eski sevgilisinin peşinden giden ve erkeği için savaşa tutuşan bir rolde izleyeceğiz Nurgül Yeşilçay’ı. Sinemayı, filmini ve aşkı konuştuk güzel yıldızla…

Projeyi kabul etmenizde etkli olan şey neydi?

Nurgül Yeşilçay: Aşk filmi olması. Aşk filmlerini çok seviyorum. Ve çok gerçekçi olmaması, yani kurmacasının daha fazla olması.

Osman Sınav duyguları ve renkleri çarpıcı mı vermeye çalışmış filmde?

Onu bilmiyorum ama şunu söyleyebilirim. Osman Sınav’ın kafasında bir şey vardı, bir şiir anlatmak istiyordu. Ben Osman Sınav’a çok güvendim ve gerçekten güvenimi boşa çıkarmadı, sette de öyle oldu. Bir şey anlatmak istiyordu ve o anlattığı şeyi ışıkla, görüntüyle, mekanlarla, kostümle ve oyunculukla desteklemek istiyordu ki bir bütün yaratılabilsin. Bence o bütün yaratıldı ve ortaya çıktı. Evet, oyunculuklar, ışık anlamında çok gerçeği aramadık, daha çok güzeli aradık. Konuşurken de güzeli aradık, davranırken de güzeli aradık, ışık yaparken de güzeli aradık, kıyafetlerde de güzeli aradık. Herşeyin klişe anlamda güzel olmasını istedik.

Filmde üçlü bir ilişki söz konusu. Siz orada ikinci kadınsınız aynı zamanda adamın ilk aşkısınız. Bu o role bir farklılık, bir çatışma katıyor. Bu ilk aşk olma ile ikinci kadınlık birleştiğinde bizi nereye götürüyor? Siz bu rolü nasıl algıladınız, bir ikinci kadından farklı ne vardı bu rolde?

Ben çok öyle düşünmedim. Bir ilişki bittiyse biter. Çok benim tarafımdan doğru bir film değil açıkçası. Bence şu dönemdeki Facebook kültürü; herkesin eskiye özlem duyduğu… Çünkü insanlar genel olarak o anı çok iyi yaşamayıp, o anın kıymetini bilmeyip, daha sonra “A biz o zaman ne kadar eğlenmiştik, meğer o ondan daha iyiymiş” diye düşündükleri ve böyle yaşadıkları için insanlara Facebook falan çok iyi geldi. Benim hiç sevmediğim bir şey Facebook, ya da eskiler. Benim için eski bittiyse bitmiştir. Çok da önemli değil “Merhaba, merhaba” eğer bitmediyse zaten bitmemiştir ve tabii devam etmek zorunda. Ama tabii bunların şöyle bir durumu var, ben hiç böyle bir şey yaşamadım; şartlardan dolayı bunlar ayrılmak zorunda kalıyorlar, halbuki çok seviyorlar birbirlerini. Ama şartlar; ne bileyim, Türkiye’de Türk-Kürt meselesi olabilir. Senden daha büyük bir şeylerden dolayı ayrılmak zorundasındır ya, bunlar bu sebeplerden dolayı ayrılıyorlar. Ama halbuki benim hayatımda şöyle oldu, canım istedi ayrıldım, olmadı bitti, o yüzden de geriye dönüp bakmadım. Dolayısıyla bunlar geriye dönüp baktığında kadında çok büyük bir aşk var. Kadın kimsenin gözüne bakamıyor, evet escortluk yapıyor. Bu sadece meslek olarak yaptığı bir şey. Oraya çok kilitlenmedim zaten oynarken. Kadının başka kimseyi gözü görmüyor. Hala o adamın peşinde ve o adamı istiyor, o adamla bir tek bütün olabiliyor, o adamdan bir çocuğu var. O adamı istiyor ve adam için de öyle.

Aşk filmlerini çok sevdiğinizi söylediniz, sinema aslında gerçek hayatta olmayan bir aşk kıyafeti giydirir insanlara. Siz sinemadaki aşka inanıyor musunuz, yani oynadığınız öyküdeki aşka, böyle bir aşk olabileceğine inanıyor musunuz?

Evet inanıyorum. Onu oynadığımda inanıyorum. Ben yaşar mıyım bilmiyorum. Ama onu Nazlıgül olarak gördüğüm için orada… Evet Nazlıgül öyle bir tip, o daha romantik.

Onun böyle olabildiğine inanıyorum dediğinizde sizinki de romantik bir bakış oluyor aslında.

Onun açısından baktığımda olabilirmiş gibi geliyor.

 

Hayatın temelinde kadın-erkek ilişkileri var, sinema da buna seyirci kalmıyor. Siz de çoğunlukla bu tür rollerde oynuyorsunuz. Bu bir tercih midir, yani her oyuncunun, yönetmenin, senaristin hayatla ilgili dertleri olur ve doğal olarak ister istemez bunun üzerine gider.

“Sizin derdiniz de aşk mı acaba” mı diyorsunuz. Ben aşk filmi izlemeyi çok seviyorum. Gerçekten en sevdiğim filmler arasında aşk filmleri var. In the Mood for Love var, Piano filmi var, Köprü Üstü Aşıkları var, Duvara Karşı var… Seviyorum. Ama romantik-komedi gibi değil de daha büyüsü olan aşk filmlerini seviyorum.

Temelinde gerçekçilik olan mı?

Temelinde gerçekçilik olmalı ama anlatımında olmamalı bence. Piano filmi de temelinde gerçekçidir ama müthiş bir şiirle anlatır, ya da In the Mood for Love. O merdivenlerden iniş sahnesi, çıkış sahnesi… Asla gerçekçi değil diyemezsin ama sinemanın bir dili olduğunu düşünüyorum ve çok gerçekçi sinemanın da o büyüyü kaybettiğini düşünüyorum. Aşkın da öyle büyülü bir şey olduğunu düşünüyorum ve büyülü bir şeyi büyülü bir şekilde anlatmak benim hoşuma gidiyor.

Birlikte çalıştığınız yönetmenlere baktığımızda aslında bir yönetmen oyuncusu olduğunuz söylenebilir. İlk üç yönetmenden sonra çok özel yönetmenlerle çalışmışsınız. Bu bir tercih mi, yoksa projeler mi böyle geldi, yoksa oyunculukta iyi performans vermek için iyi yönetmenlerle mi çalışmak istediniz?

Evet öyle oldu. Çünkü sen oynuyorsun, sonrasını bilmiyorsun ki senin hangi tekrarını koyacak, seni nasıl gösterecek. Benim yönetmene yüzde yüz inanmam lazım çünkü sette çok saf olmaya inanıyorum, yani çocuk gibi oynayabilmeye inanıyorum. Onu yapabilmek için de yönetmene yüzde yüz güvenmen lazım. Sen çok salaklaştığın zaman çok absürd bir şey de yapabilirsin, yönetmenin seni çekip çıkaracağına güvenmen lazım.

Bazı roller vardır insan bunlara hazırlanır. Mesela Fatih Akın’ın filmindeki rolünüz biraz öyleydi fakat bazı roller vardır öyle hazırlanamazsınız…

Yok ben genelde hepsine hazırlanırım. Ben ön hazırlığa çok inanan bir oyuncuyum.

Bu film için bir ön hazırlık yaptınız mı?

Hayır olmadı beş günde başladı.

Yaratılan karakterde sizin bir etkiniz var mı, yoksa sadece Osman Sınav’ın bakış açısını mı görüyoruz?

Yok, tabii ki olmak zorunda benim etkim. Osman Sınav’ın çok büyük yardımı oldu. Çünkü böyle rollerde devamlılık çok önemli. Yani o yürüyüşü unutabilirsin, elini, kolunu nasıl hareket ettireceğini unutabilirsin, başka bir yola sapabilirsin. Bu kadın için tek önemli olan şey sette o sabitliği tutmasıydı, aynı karakteri devam ettirebilmesiydi. O yüzden bunun için Osman Sınav’a güvenmek zorundaydım ve bence çok yerinde oldu.

Sizin oyunculuğunuzu çok önemserim. Sebebi şu; 1980’ler ve 90’ların ikinci yarısına kadar Türk sinemasında kadın oyunculuklarında feminizmin etkisi vardır. Birkaç isim için de olsa bu gözükür. Fakat 2000 ve sonrasında kadın oyunculuğunda bu anlamda geri adım atıldığını düşünüyorum. Kadın oyunculuklarında 2000’den sonra bir geriye gidiş olduğunu düşünüyor musunuz?

Ben şuna inanıyordum uzunca bir süre ama bu sene o da biraz aşıldı. Kadın filmi çok yapılmıyor Türkiye’de. Ve kadın filmi yapılmadığı için söylediğiniz gibi feminizm falan da çok işlemiyor. Ben sadece kendi adıma şunu söyleyebilirim, kendi fikirlerini ve bakış açını tabii ki ortaya koyuyorsun. Ben rolle kavga ediyorum. İlla o rolü sevmek zorunda değilim diye düşünüyorum. Sadece anlamak zorundayım. O rolle kavga ediyorum, yönetmene de soruyorum “Kadın niye bunu yapıyor, gitsin şunu yapsın.” Ve ben hep o alt bilinçle oynadığım için çok klişe olmaktan öteye gidiyor. Yoksa o alt bilinçle oynamasam sadece yönetmenin dediğini yapsam, çok klişe, hepimizin bildiği şeyler olabilir. “Bunu seviyorsa gitsin o zaman onunla beraber olsun” diye oynadığım için öyle oluyor. Yönetmen seni ikna ediyor ama sen yine de tam olarak ikna olmuyorsun bir kadın olarak. “Bu bence kadınlığa yapılmış bir hakarettir” diyorsun. “Bence böyle olmamalı ama tamam onu mu istiyorsunuz onu da yapalım ama mutlaka bir yerden arızasını verelim o zaman” diyorsun. Rolü düşünürken herkes iyi tarafından bakar ya ben hep “Bunun hataları ne” diye düşünürüm. Çünkü bizde kahramanlar hatasız yazılır, muhteşem yazılır. Bütün dünyada da öyle yazılır herhalde. Ama o kadının hatalarını bulursan o çok güzel bir yöntem oluyor. Bir de şu çok iyi bir yöntem oluyor, “Bu kadın bunu asla yapmaz.” Niye? Herkes herşeyi yapar. Ben kendim çok iyi biliyorum, işleme işliyorum, bira içiyorum yanında ve NTV Haber izliyorum. Böyle bir üçlü varsa eğer hayatta o zaman başka türlü üçlüler de vardır. “Bu kadın sakız çiğnemez”, ya çiğnesin nasıl çiğnediğine bakalım. “Bu kadın onu yapmaz” herkeste bir klişe var çünkü. Niye yapmasın herkes herşeyi yapıyor şu anda hayatta. O nasıl yapar o önemli?

Türk sinemasında en çok tüketilen şey komedi. 7 Kocalı Hürmüz’ü saymazsak, onun da çok komedi olduğu söylenemez ama onu ayrı tutarsak sizin komedilerde fazla rolünüz yok. Komediye nasıl bakıyorsunuz?

Belalı Baldız’da oynadım, sitcom yaptım televizyonda. Çok zorlandığım bir tür değil açıkçası. Bilmiyorum denk gelmemiştir. Çok sevdiğim bir tür, komedi ve müzikali çok seviyorum. Özellikle müzikal.

Müzikal çok az Türkiye’de.

Çok az ama izlemeye bayılıyorum.

Peki kendiniz oynamayı düşünür müsünüz?

Hayır hiç kendimle ilgili değil. İzlemeyi çok seviyorum. Kurmaca olduğu çok belli olan sinemayı çok seviyorum. Gökten gergedanlar düşsün, insanlar daha büyük büyük şeyler taksınlar, büyük büyük giyinsinler, renkli renkli olsun, içine girelim şenlenelim istiyorum.

Gördüğüm kadarıyla bu film tam öyle.

Evet kabul etmenin en büyük sebebi o.

Kadın filmleri fazla yok dedik ya Türk sinemasında, sizin filmlerinize baktığımızda yine de kadın rolleri daha ağırlıkta olan filmler.

Aslında değil.

Fatih Akın’ın filmine bakalım, 7 Kocalı Hürmüz’e bakalım. Adem’in Trenleri’ne bakalım.

Ademin Trenleri kadın ağırlıklı değil.

En sevdiğim performanslarınızdan biriydi, evet erkek odaklı ama diğer filmlerle karşılaştırıldığında bir kadın karakterinden bahsedebiliyoruz. Bu sizin kattığınız bir şey mi, yoksa yönetmenler sizi o şekilde kategorize etmiş mi?

Tamamen kattığım bir şey. Senaryolara bakıyorum, öyle olsa hiç bir şey oynayamazsın. Hiç kadın karakter yazmıyorlar. Tamamen erkeği ayrıntılı yazıyorlar. İşte şöyle yürür, böyle yapar, böyle davranır, şöyle olur… Kadınlar hakkında hiç bir şey yok. Kadını mecburen sen yaratmak zorundasın. Bir ara gerçekten çok sıkılmıştım, armut piş, ağzıma düş bir rol istiyorum ben de. Çünkü onu düşün, bunu düşün. İç çamaşırına kadar düşünüyorum bütün oynadığım rolleri ama bir tane yazılmış ve o kadar güzel yazılmış bir kadın karakteri olsun ki ben de çıkıp hiç bir şey yapmadan oynayayım istiyordum. Bu biraz bu filme denk geldi. Doğru yazılmıştı, Osman Sınav’ın kafası çok netti, beni de çok zorlamayacak bir şeydi. Biraz armut piş ağzıma düş oldu ilk defa bakalım ne olacak.

Sinema bir yönetmen sanatıdır, senaryo da bunu destekler. Sizin yönetmenliğe bakışınız nasıl, herşeyden önce kadın rollerinden bahsettik, senaryo yazmak hakkında ne düşünüyorsunuz?

Senaryo yazma hakkında iyi şeyler düşünüyorum ve denemelerim var. Belki hayata da geçecek ama şu anda bir şey söyleyemeyiz. Yönetmenliğin ise büyük külfet olduğunu düşünüyorum. Biz oyuncu olarak sadece bir kişiyle uğraşırız sette o da yönetmendir. Yönetmen yapımcısıyla ayrı uğraşır, ışıkçısıyla ayrı uğraşır, görüntü yönetmeniyle ayrı uğraşır, oyuncusuyla ayrı uğraşır ve bunların hepsi kreatif insanlar olduğu için çok da ele avuca sığması kolay insanlar değildir. Yönetmen bunların hepsinin psikolojisinden anlamak, onları idare etmek zorunda. Gerçekten bence çok zor bir iş. Yani hiç istemediğim ve düşünmediğim bir iş. İleride ne olur bilmiyorum. Ama senaryo istediğim ve düşündüğüm, inşallah yapabilirim diye umduğum bir iş.

Filme dönersek, üçlü bir ilişki var fakat aslında bu Osman Sınav’ın sorduğu sorular ve kendi verdiği cevaplar. Oynadığınız rolden yola çıkarsanız Osman Sınav tek eşliliğe inanıyor mu?

Sanmıyorum inandığına. Çünkü bence filmdeki kadın karakterlerde bir sorun yok. Çok açıklar ve netler. Kadın diyor ki “Ben bir tek seni seviyorum, şimdiye kadar sadece seni sevdim, başka kimseye yan gözle bile bakmadım.” Öteki kadın da “Ben bayılıyorum bu adama ayrılmam” diyor. Ama adam karakterimiz sevgiyle aşkı bence birbirine karıştırıyor. Çünkü herşeyin aşk olduğunu sanıyor ve bu da çok genç ergen bakış açısı gibi geliyor bana. Herşey aşk değildir, sen aşık olduğun kişide herşeyi bulursun ve sadece o olsun istersin hayatında. Ama tabii ki başka şeyleri de seversin, çocuğunu seversin, köpeğini seversin, anneni babanı seversin, kız arkadaşlarını seversin, erkek arkadaşlarını seversin. Ama onlara aşık değilsindir, onlarsız yapamaz ve ölürüm gibi bir durumun yoktur. Çok üzülürsün, çok seversin ama aşık değilsindir. Aşk başka bir şeydir. Ama bizim erkeğimiz aşk olduğunu sanıyor. Ama bir şey söyleyeceğim bu arada erkekler de öyle olduğunu sanıyor.

Ben sanmıyorum, çünkü hiç bir erkeğin aşka inandığını sanmıyorum.

Tamam inanmadığı için sevgiyle aşkı, herşeyi birbirine karıştırıyor “Ne var canım iki kadını seviyor, ikisine de aşık olabilir” diyor. Bunu diyorlar. Bence erkekler çok sevecek bu filmi. Ama kadınlar da sevecek.

Oyunculuk zor meslek. Aileniz var, çocuğunuz var, bunların hepsini bir arada yürütmek kolay değil. ikisi bir arada nasıl gidiyor? Zor olmuyor mu? Hem yaşam anlamında zorluğu var, hem de tercihlerde baskı unsuru olarak zorluğu var. Şu oyunu oynayayım, şu filmin içinde bulunayım…

Çok öyle düşünmüyorum. Ben kendime açıklayamadığım hiç bir şeyi başkalarına da açıklatmam zaten ama ben demek ki kendime açıklayabiliyorum bu durumu. Çocuğum da ileride bana “Niye böyle, böyle rollerde oynadın? Niye komedide oynadın, niye müzikal yaptın” dese “Sana ne” derim. “Sana ne bu benim hayatım, o da senin hayatın.” Ama beni ikna eder bir şekilde der ki “Senin bunu, bunu yapman beni çok etkiliyor” tabii ki ben çocuğumu kırmak ve üzmek istemem ama eğer sadece psikolojik baskı yaratmak adına bana bir şeyler söylerse, kimse kimsenin hayatıyla bu kadar ilgilenemez, bu kadar ket vuramaz.

Çocuğunuz oyuncu olmak isterse destekler misiniz?

Bence oyunculuk çok güzel bir şey de, onun yönetmen olmasını isterim. Ne yalan söyleyeyim isterim.

Şu an bir diziniz yok değil mi? 2013’te bir dizi istiyor musunuz?

Yok. Bu sene istemiyorum. Çünkü dizi çok yorucu bir şey.

Siz aslında diziyle kariyerinize başladınız. Evet tiyatro okudunuz ama diziyle başladınız. Kadın oyuncular arasında sinemanın en önemli isimlerinden birisiniz. Son dönemde oyuncuların dizi temelli olmasını doğru buluyor musunuz?

Doğru buluyorum. İleride de hatta internet kökenli oyuncular çıkacak. Bu sadece bence devirle alakalı. Eskiden haftada bir film çekiliyormuş Türker İnanoğlu dönemlerinde falan şimdi haftada bir dizi çekiliyor. Aslında aynı sistem devam ediyor sadece gösterildiği yer farklı. Yani oradaki oyunculukla bizim dizide yaptığımız oyunculuk aslında aynı şey.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.