Bu yazıyı yazmaya karar verdim çünku Silver Linings Playbook’da ki rolüyle Jennifer Lawrence’ın oscarı alacağından adım gibi eminim. Diğer yandan uzun zamandır şu meşhur ‘Güldürürken düşündürmek,’ cümlesini aklıma getiren yetmezmiş gibi üzerine ağlatabilen (Ben sinemada filmi izlerken sağımdan solumdan gelen göz yaşı seslerine kayıtsız kalamadım) ve de nemfomani gibi abartılmaya çok açık bir olguyu , aslında çok genç olan bir aktristin abartıdan uzak ve nerdeyse gerçekten öyleydi diyebileceğim oyunculuğuyla sergileyen bir film izlememiştim.

Silver Linings Playbook’u sadece bir kez izledim. DVD’si daha çıkmadığı için en azından şu anda tekrar izleme şansım yok. İzlerken kendimi filme fazla kaptırıp, sinema ögrencisi ve kısa film yönetmeni kimliğimden fazlasıyla uzaklaştım. Film çekenler bu durumun aslında bir mucize olduğunu bilirler. Teknik, hikaye anlatım tarzı, oyunculuk, mizansen ve bunlar gibi daha bir çok öğe o kadar aklımızdadır ki asla sadece filmi izleyen bir seyirci olamayız. Bu sebeple bizi seyirci yapan o nadir filmler , nadir mucizeler olarak zihnimize kazınır.

Silver Linings Playbook’dan daha fazla bahsetmeyeceğim, En azından şu an için.

Benim bu ayki konum seks, daha çok beyazperde de seks bağımlılığını işleyen filmler. Nadir olarakta yokluğu sorunsalı da var.

Geçen sene Hunger’dan sonra ne yapacağını büyük bir merakla beklediğim Steve McQueen’in Shame’i bize patolojik bir seviyede ki seks bağımlılığını anlattı.

O zaman yapılan tartışmalardan hatırladığım, karakterin gerçekliğinin çok tartışıldığı. Bazıları durumun abartı olduğunu söyledi, bazıları ise kendilerinin seks bağımlısı olduğunu deklare ederek filmde kendilerini bulduklarını belirtti. Tabii bu tartışmaların hiç biri Türkiye’de yaşanmadı. Benim kişisel tahminim filmin geçmişten çok sınırlı bilgi verdiği için, sonunda bu tartışmalara açık kapı bırakmış olabileceği.. Geçmişe karşılık geleceğini de öğrenemeyince, meraklı seyircinin filme, senariste ya da yönetmene sinirlenmesi daha öncede karşılaşılan bir durum. Benim de, aşırı meraklı tarafımla karakterin geçmişinde ne olduğunu tam olarak bilmek istediğimi itiraf etmeliyim. Buna rağmen Shame’i onlarca kişiye tavsiye ettiğimi de itiraf etmeliyim. Ettim çünkü; o yılın en iyi filmlerinden bir tanesi olmasının yanı sıra “gel bir de diğer tarafından bak” demenin en iyi yollarından biri oldu. Diğer yandan da her ne kadar bir hastalık, psikolojik bir sorun olasa da kimsenin ‘Merhaba benim adım X ve ben bir seks bağımlısıyım’ dediğini duymadım. Shame sayesinde de karşılaşsam bile farkında olamadığım bir dünyaya ve bir karaktere yolculuk yaptım

Bağımlılığın tanımında kendi sosyal konumuna, saygınlığına, bulunduğu ortama uygun olmayan cinsel ilişkilere sık girmek ve hayatı boyunca beraber olmayacağı insanlarla birtakım cinsel ilişkiler yaşamak , zamanla da bundan suçluluk duymaya başlamak var. İlgilendikleri en önemli konunun pornografi olması ve seksüel eylem ön planda olması var. Nerdeyse tüm psikolokik sorunlarda olduğu bağımlılığın başlangıcı yine travmalarlar var. Burdan bakınca Brandon kitabına uyan bir karakter gibi görünüyor. Elimde daha iyi bir gerçeklik olmadığı içinde ister istemez bu karakteri gerçekte olabilecek bir karakter gibi algılıyorum.

Filme genel olarak bakacak olursak afişindeki çarşafla başlayan bir film ve yatakta ölü gibi yatan bir adam. Bana göre film boyunca da zaten yaşayan bir ölü. Bu temayı betimleyecek kadrajlar ve durgunluk filmin tamamına hakim ama filmin tarzı mi yoksa Steve McQueen Hunger’la birlikte kendi tarzını mi geliştirdi bilmiyorum. Sanırım bunu ilerleyen zamanlarda yönetmenin diğer filmleri gösterecek.

Lars von Trier’in tartışılmayan bir adımı kalmamışken, en çok tartışılan filmi Antichrist sadece bu sebeple bir ödülü hak ediyor olabilir.

Film cinsel ilişki sırasında kendilerinden geçen anne ve babanın o sırada küçük çocuklarını kaybetmesiyle yaşadığı travmayı konu alınıyor. Annenin yaşadığı suçluluk duygusuyla var olan tüm temel içgüdüleri ortaya çıkartırken nemfomanyak bir karaktere dönüşüyor ve belkide sinema tarihinin en rahatsız eden seks sahnelerini beyaz perdeye taşıyor. Antichrist (İsa ya da hristantiyanlık karşıtı) tanımi ne olursa olsun, incilde görülebilecek bir ilahi sonla bitiyor.

Üzerine erotik damgası vurularak çok tartışılan bu film, benim için başlangıç sahnesi hariç erotiklikle hic bir alakalsı olmayan, tüylerimi diken diken yapan bir korku filmi. Willem Dafoe grostesk Charlotte Gainsbourg’de rolünün gereğince oldukça itici. Bu sebeple erotik film arayanlara tavsiyem bu filmden uzak durmaları olur.

Antichrist ve Temel İç Güdü derken tamamiyle unuttuğumu fark ettim. Yıllarca beni Basic Instinct’i ve Catherine Tramell karakterini seviyorum diye yargilayanların evlerinde, odalarında ve dolaplarında az mu buldum bu filmin DVDsini.. Catherine Tramell’den ve Temel Iç Güdü’den bahsedeceksem sadece seks bağımlılığı diyip geçmem doğru olmaz. Catherine Tramell seksten çok risk bağımlısı narsist bir sosyopat. Seks ise bu riske giden eğlenceli ve riskli yollardan bir tanesi. En önemli silah ise ‘baştan çıkarma’. Bunu söylerken ilk Michael Douglas’lı filmden bahsettiğimi belirtmeliyim. Çünkü ikinci film Catherine Tramell için senaryosuyla ve karakter seçimiyle çok basit bir kurban yaratırken, biz seyircinin de bütün hevesini kursağında bıraktı. Michael Douglas’lı ilk film ise cinayet-polisiye yazarı Tramell’in yine ayni temalı karakteri ve tüm sürükleyiciliği ile zihinlere kazındı

Bu tarz filmler o yıllarda modaydı ama çoğunun teması aldatma üzerine kuruluydu. Temel iç Güdü ise karakterin ve sahnelerin yerinde cüretkarlığı ile fark yarattı.

Stanley Kubrick’in son filmi Eyes Wide Shut. Her kapısı seksle açılan ve her kapısı yine seksle kapanan, seyirciyi karakterin derin içsel yolculuğuna sürekleyen bir yol filmi. 1999 yılında 12 yaşında bir çocukken sinemada izlemiş olduğum bu filmi o yıllarda anlamam mümkün değildi. Yıl 2013 olmuş iken ise bu filmde hala anlamadığım çok şey var. Eğer başka bir yönetmen olsa filmin eksik yada doğru anlatılamadığını idda edebilirdim. Nitekim yönetmen koltuğünda Kubrick varken neyi anlamadığımı anlamayıp, bir şeyleri anlamadığımdan da çok eminim. Kubrick’in bilmecesine bir bilemece bende kattıktan sonra başı ve sonu seks olan bu filmde asıl seks bağımlılığın 18 yaşından küçük , çoçuk sayılabilecek bir karakterle gelmesi şaşırtıcı. Sadece filmde ki en net örneğini verip toparlayamamaktan korktuğum için bu filmden sadece bu kadar bahsederek geçmem en doğrusu.

Eğer buraya kadar gelmişseniz içinizden ‘Anladık tamam fazlası zarar’ diyor olabilirsiniz. Peki ya yokluğu? O akıllara zarar. 40 yaşına gelmiş bir bakir olur mu? Yer ve mekan Hollywood ise her şey mümkün. 40 yaşına geldiği halde henüz bir kadınla cinsel ilişkiye girmediği için bakirliğini koruyan orta yaşlı ve iyi niyetli bir erkek . İş arkadaşlarıyla her zaman iyi geçinmeye çalışan yumuşak başlı. Bir kadınla cinsel ilişkiye girmediğini herkesten gizlemeye çalışmakta. Bu mesele artık canına da tak etmiş. Kafasına koyduğu hedefini eninde sonunda “başarmak” için kapsamlı bir eğitim süreciyle ise başlar.

The 40 Year Old Virgin Steve Carell’ın oynadığı bir komedi filmi. Seksin ve bağımlılığının içimi kararttığı bu noktada benim şu anki seyir tercihim. IMDB puanıda 7.3le hiç fena değil.

MERVE İNCE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here