Bu hafta bıçak gibi bir film vizyona giriyor. Amerikan aile yapısından yola çıkıp yozlaşmanın hikayesini çarpıcı bir şekilde veren Katil Joe seyredilmesi zor ama gerekli bir yapım…

Amerikan sinemasını bu sayfalarda birçok kez eleştirdik. Eleştirimizin en büyük kısmı da Amerikan sinema endüstrisinin iktidara veya Amerikan emperyalizmine teslim olması hatta onun en etkin silahı görevini üstlenmesiydi. Ama aradan bazı bağımsız yapımlar çıkıyor ve sinemanın siyasi, eleştirel ve sanatsal yapısını bize tekrar hatırlatıyor. Killer Joe bıçak gibi bir film. Son dönemde seyrettiğim en sert siyasi ve toplumsal eleştiriye sahip filmdi Killer Joe. Taşralı bir Amerikan ailesinin yozlaşmış ilişkileri ve bir suç öyküsü. Chris uyuşturucu satıcısıdır. Fakat satmak için zulaladığı uyuşturucuları annesi çalar. Bunun üzerine uyuşturucuyu aldığı mafya tarafından takibe alınır. Chris kendince bir çözüm bulur. Annesinin hayat sigortası vardır. Annesi ölürse yüklü miktarda sigorta parası Chris’in kız kardeşine verilecektir. Chris’in babası Ansel annesinden ayrılmış ve tekrar evlenmiştir. Kardeşi Dottie, babası ve üvey annesi bir karavanda yaşarlar. Chris aklındaki şeytani planı uygulamak için babasına gider. Bir kiralık katil olduğunu bunu tutarlarsa annesinin hayat sigortasından gelecek parayı paylaşabileceklerini söyler. Kızkardeşi Dottie ailenin en masum üyesidir. Hayatla ilgisi yok, kendi yarattığı dünyada yaşar. Baba Ansel Chris’e güvenmese de Dotie’den kolayca parayı alabileceklerini düşünüp planı kabul eder. Hem polis hem de kiralık katil olan Joe ile buluşurlar. Durumu anlatırlar. Joe teklifi kabul eder ama 25 bin dolar parayı peşin ister. Bu onun değişmez kuralıdır. Bizim baba, oğulda ise para yoktur. Joe ergenliğinin bütün tazeliğini taşıyan Dottie’ye göz koymuştur ve şu teklifi yapar. Dottie’yi ona vereceklerdir. Ellerine para geçip ödemeyi yapana kadar Dottie Joe’ya ait olacaktır. Chris ve babası Ansel teklifi kabul ederler. Dottie ile Joe o gece karavanda yalnız kalırlar. Aile bilerek karavanı terk eder. O gece Joe Dottie’nin erkeği olur. Bu garip kız Joe’yu etkilemiştir. Fakat film o kadar insan ilişkilerini yozlaşmış bir şekilde veriyor ki Joe gerçekten duygusal olarak Dottie’den etkileniyor mu yoksa para Dottie’ye kalacak diye mi onu sonsuza kadar istemeye başlıyor emin olamıyoruz. Sonunda işler karışır. Oyun içinde oyun çıkar ve anne öldürülse bile paraya ulaşılamaz. Artık aile ve Joe büyük bir hesaplaşmaya girecektir. Filmde seyredilmesi zor sahneler var. Üvey annenin Joe tarafından dövülüp bir tavuk buduyla cinsel tacize uğraması, filmin final sahnesinde bütün ailenin birbirine düşmesi gibi. Ama bütün bu yozlaşmışlığın, ahlaksızlığın en derininde insan ilişkilerinin kapitalizme teslim olması sonucu düşülen durumun resmi var. Fakirlik perdede büyük yer kaplıyor. Ama yönetmen para fakirliğinden daha çok duygu yoksulluğunu bize hissettiriyor. Bütün bu karakterlerin içinde en rahatsız edici olansa Thomas Haden Church’ün canlandırdığı baba karakteri. Bütün değer yoksunluğunun sorumluluğu onun omuzlarında. Belki planların yaratıcısı değil ama bu insanlık ayıbı planları yapanların babası. Tabii bu karakter üzerinden Amerikan iktidarına da bir gönderme olduğunu gözden kaçırmamalıyız. Böylesi derinlikli bir hikayeyi kimin sinemalaştırdığı çok önemli. Yönetmen William Friedkin The Exorcist, French Connection gibi filmleri yöneten çok önemli bir isim. 2000’lerde suskunluğa bürünmüş olsa da 78 yaşındaki gencecik bir ruhun üretimini görüyoruz. Friedkin bu sert uslubuyla keşke kariyerine birkaç film daha sığdırsaydı. Filmin oyuncu kadrosuna gelince Emile Hirch Chris’i, Juno Temple Dottie’yi, Matthew McConaughey Killer Joe’yu canlandırıyor. Bütün oyunculuklar usta işi. Böyle bütün oyunculukların başarılı olduğu filmde yönetmene bir alkış daha göndermek gerekir. Bu filmi mutlaka seyredin ama seyrederken öfkenizin kabaracağını söylemeliyim.

 

FİLMİN KÜNYESİ

Yönetmen: William Friedkin

Senarist: Tracy Letts

Oyuncular: Matthew McConaughey, Emile Hirsch, Gina Gershon, Juno Temple, Thomas Haden Church

Gösterim tarihi: 9 Kasım

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.