Serdar Akbıyık

Lal Gece filminin 14 yaşındaki başarılı oyuncusu Dilan Aksüt rolünden çok etkilendiğini, geceleri uyuyamadığını söyledi…

 64 yaşındaki bir adamla 14 yaşındaki kızı evlendirirseniz zifaf gecesinde neler yaşanır? Bu hafta vizyona giren Lal Gece filminde işte bu konu işleniyor. Reis Çelik’in yazıp yönettiği filmin başrolünde İlyas Salman ile 14 yaşındaki Dilan Aksüt oynuyor. Reis Çelik ve Dilan Aksüt ile bu zor filmi konuştuk. Çelik, aynaya baktığında bir erkek olarak bu rolü hangi aşamalardan sonra erkek cinsinin üstlendiğini anlamaya çalıştığını söyledi. Dilan Aksüt ise filmden çok etkilendiğini şu çarpıcı sözlerle anlattı: “Odada bekliyorsunuz ve dedeniz yaşında biri geliyor içeri ve siz onunla birlikte olacaksınız. Bu korkunç bir şey. Çok fazla etkilendim. Rüyalar, kabuslar görüyordum ister istemez.” İşte filmin yönetmeninin ve çiçeği burnunda gencecik bir oyuncunun filmle ilgili yorumları…

 

Proje nasıl ortaya çıktı?

 

Reis Çelik: Ben bütün filmlerimde konuşulması gereken bir konu seçiyorum. Toplum neyi tartışmalı? Bir sanatçı olarak toplumun dikkatini neye çekmeliyim ve bunun zamanlaması doğru mu? Lal Gece’nin konusu olan çocuk gelinler zaten ülkenin gündeminden hiç düşemeyen bir konu. Bu toplumun içinde her tür siyasi görüşe sahip insan hala evlerindeki kadınlarına, bacılarına şiddet uyguluyorsa, ‘Analar cennetin anahtarıdır’ deyip o analar dövülüp, horlanıyorsa demek ki toplumun temel noktasında çok büyük bir sıkıntı var. Kadın ve erkek konusunda toplumun aşamadığı bir depresif durum var. Demek ki bu konunun çok tartışılması gerekiyor. İki insan arasındaki ilişkinin daha düzgün yürümesi lazım. Erkekteki bu inanılmaz egemenliğin kadındaki bu kabulleniş mantığının tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Onun için de bu konuya buradan başlamak istedim. Böyle bir konu sadece kadını odağa alarak incelenmez aslında, erkeği de çok iyi gözlemlemek lazım. Lal Gece biraz da bunu yapıyor. Erkek bir tarafta namus cinayetleri işlerken diğer tarafta aynı kişi 12 yaşındaki kızını 50-70 yaşındaki adama vermekten çekinmiyor. Çok agresif ve tuhaf, iki yüzlü bir davranış gibi geliyor bu bana. Dindar olup camilerden ayrılmayan insanların, sinirlendiği zaman ağır küfürler etmesi de bana çok tuhaf geliyor. Yani bütün siyasi yaklaşımların yaşam biçimine dönüştüğüne baktığımız zaman bunların birbirini tamamlayan tutarlı öğeler olmadığını anlıyoruz. Bunun için de hem kadını hem erkeği tartışmak lazım. Ama erkeği daha çok tartışmalı. Ben kendi kendime aynaya baktığım zaman hangi sistemler beni bir erkek profili olarak bu tuhaf duruma getirdi görmek istiyorum. Yoksa suçlamak son derece kolaydır. Ama hangi toplumsal sistem, yapı, binlerce yıllık gelenek ve görenekler bize dünyada erkek karakterini bu kadar egemen, bu kadar tavizsiz, kral kıldı ve bu şişirilmiş durum nasıl adam edilecek? Ve kabullenmiş kadın yapısı da bunu nasıl alt edecek?

 

Dilan rolün için nasıl bir hazırlık evresi geçirdin?

 

Dilan Aksüt: Daha önce hiçbir oyunculuk deneyimim olmadı. Reis Bey’le çalıştım birkaç gün, İlyas Bey’in de olduğu sahneleri çekmeye çalıştık. Daha sonra senaryoya alışmak için kendi anneannem ve babaannemle konuştum. Onlar da küçük yaşlarda evlenmişler çünkü. Reis Bey çok büyük bir araştırma yapmış. Onun araştırmalarında kadın sığınma evlerinde yaptığı röportajlar vardı, onları dinledim. Hazırlanmak için de zaten çok fazla bir zamanımız yoktu.

 

Kadın yaş ilerledikçe özellikle Anadolu’da ailenin neredeyse yöneticisi olur. Erkek böyle değildir, erkek bir yaştan sonra söz sahibi olabilir. Halbuki kadın alttan alta olayların hep içinde. Ama dediğiniz o ikiyüzlülük kendini en çok burada belli ediyor.

 

Reis Çelik: Erkek sokağa çıkıp yürümeye başladıktan sonra kadın iki adım gerisinde olur. Erkek yürüdükçe şişerek kabarır. Ama baş başa kaldığında kadınla erkek arasındaki hakimiyet yer değiştirir. Erkek işin içinden çıkamadığı zaman da şiddet kullanır. Bunu bir medeni insan boyutuna taşıdığınız zaman ancak dengeleyebilirsiniz. Kadın bir tek erkeğin zaafını kullanarak kendisini savunabilir erkeğe karşı. Bu bir toplumsal gerçekliktir. Kadın evlenirken başlık parası, takı gibi istekleri olur çünkü başka bir şey ve başka zaman isteme şansı yoktur. Ne zaman bir şey isteyebilir, baş başa kaldığında erkeğin arzuları kabardığında olur. Bu kadının da, erkeğin de toplumsal olarak belli zamanlarda birbiriyle yüzleşmesi gerekiyor. Benim sinemamı kurma amacım da insanların bu konularla yüzleşebilmesini sağlamak. Erkeğin egemenliğinin, kadının da durumunun tartışılması benim istediğim. Bu filmde biraz light motifler çizerek, biraz sosyal derinlikli kadın hikâyeleri anlatarak derdimi aktarmaya çalıştım.

 

Rolün ilk sana geldiğinde bunu nasıl algıladın? Rolünün ne ifade ettiğinin tam olarak bilincinde miydin?

 

Dilan Aksüt: Çocuk gelinler daha önce tabiî ki duyduğum bir şeydi. Ama beni asıl şaşırtan senaryoyu okuduğumda, tek bir odada geçmesi, aslında sessiz ama çok büyük ses uyandırmasıydı. Ve senaryoyu okuduğumda kızı başka bir surat olarak düşünemedim. Sanki beni görmüş de benim için yazılmış gibi geldi senaryo. Senaryoda sayfaları geçtikçe böyle bir şey benim başıma gelse ben de aynı cümleyi kurardım diye düşündüm.

 

Filmde kızla adamın arasında gerçekleşen bir oyun var aslında. Ama sonu bir trajediyle bitiyor. Burada sizin bakış açınızı biraz öğrenmek istiyorum.

 

Reis Çelik: Sonu nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, ben yüzlerce insanla gittim konuştum. Normal olarak çoğu insan 14 yaşındaki kızla 64 yaşındakti adamın evliliğini sakıncalı buldu ama aynı zamanda “Siz dışarıdan bakarak bir kadının nasıl olur da bu adama gittiğini yadırgarsınız” diyene de “Biz gitmesini çok istiyoruz” diyene de tanık oldum. Çünkü o aile içinde ne yaşadığını kimse sormuyor ki ona. Kadının sosyolojik tarihini sıralamak istiyorum. İnsanların ilk kendini var etmeye başladığı dönemde anaerkil toplum, kadın tanrıdır, ana egemendir, yöneten anadır çünkü, doğuran ve sevgiyi aşılayandır. Erkek de, avlanıp hizmet edip getirendir. Hititler’e kadar geldiğinizde son kadın tanrıların egemenliği biter. Helenistik Çağ başladığında kadın tanrıların yerini erkek tanrılar almaya başlar. Bir hikaye vardır, Likya Kralı kırsal alanda dolaşırken, insanlar Tanrı geldi diyerek yerlere kapanırlar, yüzüne bakamazlar. Kızın bir tanesi Krala doğru bakar, çok güzel bir kızdır. Kral da kızın bakışını görür, yanına gider ve birlikte olurlar. Kral gittikten sonra bütün köylü bir araya gelir ve kıza “Sen Tanrıyla nasıl oldun? Biz artık sana dokunamayacak mıyız?” diye sorarlar. Kız da daha önce beraber olduğu çobanın Kral’dan çok daha iyi olduğunu söyler. Bunun üzerine Kral köylünün gözünde tanrısal etkisini kaybeder. Bu bir efsanedir. Tekrar kadını kutsama Meryem’le başlar. İlk başta kötü olarak ilan edilir, sonra peygamberi doğurduğunu kabul ettikleri için mecburen kutsamak durumunda kalırlar. Nihayetinde kadın yerin dibine girer ve bir daha çıkmaz. Şu ana kadar kadının en vahim dönemini Avrupa yaşamıştır. Engizisyon çağında kadın şeytandır, kadın günahtır, kadının kapanması, yüzünü açmaması, tüm meclislerden uzak tutulması kavramının temeli Avrupa’da atılmıştır.

 

İlyas Bey sahnede karşına çıktı ve sizin filminiz neredeyse iki kişi ve kapalı bir yerde. Bu sende nasıl bir duygu uyandırdı?

 

Dilan Aksüt: İlyas Bey’le ilk kez ofiste karşılaşmıştım. “Resmi olarak işe alındın ama bir de İlyas Bey’in sizi görmesi gerekiyor, uyuşmanız açısından” dendi. İki gün sonra gittim ofise, onu beklerken bile çok fazla heyecanlanmıştım. Yeşilçam’ın devlerinden bir oyuncu. Ben onu sadece görüp evime gitsem bile o bana yetecekti. Sonradan geldi ve bana bir kere bakıp ‘Reis tamam ‘ dedi. Çok mutlu oldum o zaman. Setten önce de bizim çok fazla konuşmamamız gerekiyordu senaryo gereği. Hikayeye göre ilk defa o gece birbirimizi göreceğimiz için benim biraz İlyas Bey’den çekinmem gerekiyordu. O da biraz sıcak bir insan olduğu için zor oldu ondan çekinmek. Sohbet muhabbet ettik, çalıştık. Benim ilk sahnemde de zaten bakış olarak bir oyunculuk vardı, duvağımı kaldırdığı zaman. Diyaloglar başlayınca canlandırdığım karakter de bilmiş bir kız olduğundan çok zorlanmadım.

 

Çalışma esnasında İlyas Bey’le aranızdaki diyaloglar nasıl gelişti?

 

Dilan Aksüt: Bazı sahneleri çektikten sonra İlyas Bey gelip çok iyi olduğumu söyleyerek beni tebrik etti. Böylece ben daha çok cesaretlendim tabii. Hatta bir sahnede çok beğendiği için gelip anlımdan öptü ve ‘Sinema seninle çok şey kazanacak’ dedi. O bana yetti zaten.

 

Daha önce oyuncu olma isteğin var mıydı?

 

Dilan Aksüt: Çok tutkulu bir şekilde yoktu ama herkes de zaten oyuncu olma isteği vardır. Bende de o şekildeydi.

 

Peki, bu tarz bir rol olsa ben de oynasam diye bir düşüncen var mıydı?

 

Dilan Aksüt: Daha çok kapalı bir toplumda yetişmiş biri olduğum için karakterle benzerliğim vardı. Aslında Sivaslıyım.

 

Bazı filmler vardır insanın üzerinde büyük etki bırakır. Peki, film bitti çekildi ve geriye sizde ne kaldı?

 

Dilan Aksüt: Ben film çekilmeden önce çok fazla etkileneceğimi sanmıyordum. Haberleri okuyordum, senaryoyu okuyordum gerçekçi olmaya çalışıyordum tabi ki. Ama o sete girene kadar hiç bu kadar içinde olmamıştım. Beni odaya bırakıp “Düşün bu odada” dediler ve odada beklerken bile korktum. Odada bekliyorsunuz ve dedeniz yaşında biri geliyor içeri ve siz onunla birlikte olacaksınız. Bu korkunç bir şey. Tabiî ki çok fazla etkilendim. Rüyalar, kabuslar görüyordum ister istemez.

 

Oyunculuğun tadı, film çıktıktan sonra olan geri dönüşlerle olur aslında. Siz de festivallere gittiniz ve geri dönüşler nasıl oldu?

 

Dilan Aksüt: Çok iyi insanlardan güzel yorumlar alınca hoşunuza gidiyor tabiî ki. Sette aslında Reis Bey bir şeyler söylüyor ve onun söylediklerinden de anlıyorsunuz istediği şeyi verdiğinizi. Bunu da sağlayabildiğim için kendimi rahat hissediyordum.

 

Oyunculukla ilgili bir eğitim almak istiyor musunuz?

 

Dilan Aksüt: Beşinci sınıfa giderken kendi yazıp yönettiğim bir çocuk tiyatrosu gibi bir şeyim oldu ama o da o zaman bitti. Aslında ortaokul yıllarımda oyuncu olma isteğim vardı. Kendimde o yeteneği görüyordum ama üzerine gidecek çok fazla bir imkanım olmadı. Ama herkesin içinde de oyuncu oma isteği vardır bence. Tabiî ki ben artık oyuncu olurum diyebiliyorum ama güvenim tam değil. Eğitimini alıp, iyi bir oyuncu olmayı tabiî ki isterim. Yani asıl kararım vizyondan sonraki tepkilere de bağlı. Beğenilecek miyim, çok basit bir tip olarak mı görülürüm. Yani bu tepkilere de bağlı. Çünkü gelecek önemli bir şey.

 

Aileniz bu durumu nasıl karşıladı?

 

Dilan Aksüt: Ben babamdan daha farklı bir tepki beklerdim. Çünkü Sıvas da çok batıda sayılmayacak bir şehir. Ama babam ilk duyduğunda olumlu karşıladı ve bana “Hayat senin hayatın ne yapmak istersen onu yaparsın” dedi. Bu da beni çok rahatlattı ve ailem de çok destekliyor, arkamdalar.

 

Aileniz filmi izledi mi? Onlar sizi nasıl buldu?

 

Dilan Aksüt: Babam izlemedi ama annem izledi. Babam zaten çekimler boyunca hep yanımdaydı. Annem de çok beğendi.

 

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.