Ali ULVİ UYANIK

“Paris’te Çılgın Macera – Un monstre à Paris” / Yönetmen: Bibo Bergeron

Sürprizli bir animasyon: 1910’lar…Sinemanın ilk yıllarında, selden etkilenerek su seviyesi altı metre yükselmiş ve Eiffel’in ayakları bile suya gömülmüş Paris’in o günlerine ilişkin gerçek belgeselin gösterilmesiyle başlıyor; ince ayrıntılarla dokunmuş mimariden, müziğe ve karakterlere çok özenli bir işçiliğin ürünü olarak devam ediyor. Şarkılar ve müzikler kulaklarımızın pasını silerken, yaratılmış en özel böceklerden /parazitlerden biri olan ‘sıçrama ustası’ pirenin bir naif karakter olarak başrolde olması da asıl sürpriz olarak ortaya çıkıyor: 2 metrelik bir pire bu ve harika bir müzisyen, şarkıcı, dansçı! Film, bana göre, Avrupa animasyonlarının en iyilerinden biri.

“Kara Altın – Black Gold” / Yönetmen: Jean – Jacques Annaud

20.yüzyılın başlarında Arapların yaşadığı topraklara gelen Batılıların petrolü gün yüzüne çıkarmalarıyla birlikte başlayan büyük değişim ve dönüşümün ortasında kalıp, gömüldüğü kitapların arasından çıkmaya mecbur bırakılarak tam bir savaşçıya dönüşen prensin hikâyesi… Klasik tarihsel serüven sinemasını minimum bilgisayar etkilemesi kullanarak yineleyen üstat Annaud’dan tam bir şölen. Şark’a özgü insan malzemesine ve kapitalizmin ele geçirmeye başladığı üst sınıfa ilişkin gözlemlerle tespitler de, günümüzle sıkı bağlar kurmakta.

 

“Çifte Soygun – Flypaper ” / Yönetmen: Rob Minkoff

Bir Agatha Christie romanı getirin aklınıza: Aynı büyük mekânda bir grup insan ve içlerinden katil olanı diğerlerini birer birer öldürmeye başlıyor. Sonra bu romandan uyarlanan bir film düşünün. Sonra o filmin değişiklikler yapılmış kopyasını… İşte “Çifte Soygun”, bir suç komedisi olarak, aynı anda soyulmaya çalışılan bir bankada kısılıp kalan soyguncularla rehineler arasındaki ölümcül oyunların trafiğinde, tam bir ‘tavşanın suyunun suyu’. Yani Christie eserlerinin geveze ve sıkıcı kopyalarından hallice. Günümüzde geçmesine rağmen, ‘western’lerden ödünç alınmış gibi duran iki tip de sos olarak kullanılmış.

 

 

“Ölümün Sesi – Babycall” / Yönetmen: Pål Sletaune

Bir anne, kendisine ve küçük oğluna kocasının uyguladığı şiddetten kaçarak devletin korumasında bir apartman dairesine sığınmıştır. Ancak, aile içi şiddet de, her kesime ve her köşeye nüfuz etmiştir…

Sürprizli bir korku -gerilim! Esasen, Kuzey toplumlarının en önemli sorunlarından olan kadına ve çocuklara yönelik şiddetten yola çıkarak, anneler ve evlatları üzerine ağıtsal bir dram; dokunaklı bir şiir. Kuşkusuz, ” Ejderha Dövmeli Kız” Noomi Rapace ‘in hikâyeyi sırtlayan performansının altı çizilmeli. Yönetmeni, bir başka şiddet öyküsü “Kapı Komşusu”ndan (Naboer) tanıyoruz.

 

 

 

“Dehşet Kapanı – The Cabin in the Woods” / Yönetmen: Drew Goddard

Tüm dehşetin kökeni mitolojiyse ve tüm bu korku evrenindeki can alanlar öncelikle gençleri seviyorsa bunun üzerine gidilmeli, değil mi? İşte yapımcılar, yazarlar ve yönetmen de, korku sinemasının sınırlarını zorlayarak, aslında, bu türün nasıl da çılgınca eğlendirebildiğinin bu ilginç örneğiyle, ayrıksı bölümler yaratmışlar. Mesela, ‘sağ gösterip sol vururlarken’ korku karakterleri /tipleri galerisine çok kanlı bir giriş yapmanızı sağlamışlar… Hoş, giderek ‘uçmak’ ve ‘kendi içinde iyice saçmalamak’ eğlencenin bir parçası ama işte bu cıvıtma da filmi sabun köpüğüne dönüştürmüş sonunda.

 

 

 

 

“Marigold Oteli’nde Hayatımın Tatili – The Best Exotic Marigold Hotel” / Yönetmen: John Madden

Kuşkusuz böyle olmalı, yaşları hayli ilerlemiş insanlar yaşamlarından istifa etmemeli… Bir grup genel olarak ‘mutsuz’ sayılabilecek yaşlı İngiliz, günlük küçük güzelliklerle mutlu olabilen insanların ülkesi Hindistan, Udaipur’da, sempatik genç sahibinin ‘farklı’ tanıttığı tarihi otelde geçirdikleri ilk birkaç ayda geçmişin muhasebesiyle birlikte ‘yeni bir başlangıç’ yapar… Bu film, bir daha bir araya gelmesi olanaksız kadrosuyla, ince bir mizahın belki biraz demode fakat yine de duyarlı sularında dolaşarak, hiç bir şey için geç olmadığını kalplere bir defa daha fısıldamakta: Şeker tadında bir hüzün hoş tabii.

 

 

“Korsanlar! – The Pirates! Band of Misfits” / Yönetmenler: Peter Lord, Jeff Newitt

Mesleğinde oldukça başarısız Korsan Kaptan, Yılın Korsanı ödülünü almak için, korkutucu rakiplerinin yanı sıra, Victoria devri Büyük Britanya’sında, kraliçenin açgözlülüğü ve acımasızlığıyla da baş etmek zorunda… Emperyalizmle alabildiğine dalga geçerken, dünyanın en zor, hatta ‘deli işi’ film yapım türü ‘stop motion’ın çok az üretilen örneklerinden biri olan bu sonuncusunu küçük bir başyapıta dönüştürenler, yine Peter Lord ve onun kurucularından olduğu Aardman Animations. “Wallace and Gromit” serisinin yaratıcısı stüdyonun her filmi gibi “Korsanlar!” da, asla eskimeyecek bir sanat eseri. Bu türün bir özelliği de, yapım süreci belgesellerinin, en az filmler kadar ilgi çekici olması.

 

 

 

 

“Amerikan Pastası: Buluşma – American Reunion” / Yönetmenler: Jon Hurwitz, Hayden Schlossberg

Bu seri, ilk bakışta, gençlerin cinsel dünyaya adım atma sancılarını kaba bir komedi stiliyle anlatıyor gibiydi. Fakat biraz dikkat ettiğimizde görüp hissettik ki, aslında tüm abartının altında hepimizin deneyimlerinden izler mevcut. Şimdi 13 yıl sonra birer yetişkin olarak tekrar buluştuklarında da, sorunlar, biçim değiştirmiş halde devam etmektedir. Ancak çözümler de daima çok yakındadır… Bu kez daha ‘ağırbaşlı’ ama daha da cüretkâr: Akıcı metinde erkek cephesindeki rollerin yine ağırlıkta olduğu bir buluşma. Sevimli bile sayılabilir.

 

 

“Titanların Öfkesi – The Wrath of the Titans” / Yönetmen: Jonathan Liebesman

Yönetmenin bir önceki filmi “Battle Los Angeles”da olduğu gibi, doğal ışıkta, kesintisiz aksiyonun ve elementlerin gerçekliğini tam hissettiren görsel etkilerin yeni zirvesi! Öncelikle bu özelliği için görülmeli. Mitolojik hikâyesi ise, bir defa daha, tanrılar, yarı-tanrılar, insanlar, hayvanlar ve insan-hayvanlar yelpazesi içinde, her birimizin en ilkel dürtülerinden en soylu duygularımızı yansıtıyor. Antik dünyada duygudaşlık kurduğumuz her varlığın ölebileceğini bilmemiz de, bizi filmin içine çeken bir mıknatıs! Seyrettiğimiz her şey doğaüstü ama bir o kadar da doğal: Aşk, hırs, kin, intikam, ihanet, öfke, fedakârlık…

 

 

“Büyük Mucize – Big Miracle” / Yönetmen: Ken Kwapis

“Soğuk Savaş”ın bitmesine az kala, Ekim 1988’de, Alaska’nın küçük bir kasabası yakınındaki but kütlesi altında sıkışıp kalan üç kişilik gri balina ailesini kurtarmak için, bir yerel televizyon muhabiri ile onun eski sevgilisi olan Greenpeace eylemcisi genç kadının öncülüğünde başlatılan mücadelenin uluslararası boyuttaki sürükleyici öyküsü. Gerçek olaylardan yola çıkılarak çekilen ve odak meselenin etrafında, siyaset, medya, toplumsal etkileşim, çevre politikaları üzerinden oluşan farklı bakış açılarını da başarıyla iç içe geçiren, örnek bir senaryo ve yönetim. Doğal dengelerin korunmasının, gezegendeki yaşamların devamlılığını için ne denli önemli olduğunu anımsatan yapıtlara değerli bir katkı.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here