Mar filmi vizyona giriyor. Filmde başrolü oynayan Volga Sorgu Mar’ın ülkemizdeki önyargıları odağına aldığını söyledi. Begüm Kütük ise bu tür bağımsız filmler de rol almak istediğini anlattı…

 Yepyeni yönetmenler yepyeni filmlerle karşımıza geliyor. Bazıları umutsuzluk bazıları ise sevinç yaratıyor. İşte Caner Erzincan’ın yönettiği Mar filmi gelecek için ümidimizi arttıran yapımlardan. Filmin iki başrol oyuncusu Begüm Kütük ve Volga Sorgu sorularımızı cevapladı. Volga Sorgu önyargıların hakim olduğu ülkemizde önemli eleştiriler yaptı. Özellikle “Meksika’da olsak, çok farklı insanlara aşık olup bir birliktelik yaşayabilirdik ama Türkiye’de köylü bir erkeğin diş doktoru güzel şehirli bir kızla olması imkansız. Sistem buna izin vermez” sözleri kabul edemediğimiz ama gerçek bir saptamaydı. İşte Begüm ile Volga’nın verdiği önemli röportaj…

 Proje size nasıl geldi?

Volga Sorgu: Proje bana internet üzerinden mail olarak geldi. Caner’le muhabbetimiz telefon üzerinden gelişti. Böylesi daha güzeldi projenin. Daha samimi olduğunu bana ispatlayan bir durumdu. Filmin yönetmenini görmeden onunla sadece yazdığı şey üzerinden bir empati kurma şansım oldu. Mail üzerinden ben de hemen kendisiyle iletişime geçtim. Projeyi çok sevdiğimi ve oynamak istediğimi şartların kendi adıma zamanlama ve psikolojik durumdan olumlu gelişmesi durumunda filmde oynamak istediğimi söyledim. Benim projeye girişim böyle oldu.
Begüm Kütük: Filmin yönetmeni Caner Erzincan’ın kendi hayatından kesitler var filmde. Caner role beni uygun görmüş. Benim yoğunluğum dolayısıyla bana uzun bir süre ulaştıramamışlar senaryoyu. Proje benim elime ajans yoluyla geçti. Ajans bana uzun uzun anlattı. Caner’in kısa film başarılarından bahsetti. Senaryoyu okumaya başladığımda elimden bırakamadım. 45 dakikada senaryoyu bitirdim. Bitirdikten sonra çok etkileyici olduğunu, içinde yer almak istediğimi ve bir an önce Caner ile tanışmak istediğimi düşündüm. Ajansı arayıp bir şekilde toplantı organize etmesini istedim ve Caner’le bir araya geldiğimizde, kafasındaki öyküyü bana anlattığında aynı dilden konuştuğumuzu anladım. Projeye böyle başladık.

 

Kafasındaki yarattığı karaktere oturan oyuncu siz miymişsiniz ?

 

Begüm Kütük: Kesinlikle.Caner bir çok cast direktörünün farklı isimlerden bahsettiğini ama hikayeyle birebir örtüşen bir tip olduğum için özellikle beni istediğini söyledi. Dediğim gibi yaşanmış bir konuyu hikayeye alıyoruz ve caner’in hayatında tanıklık ettiği için tabiî ki kendi yaşamından beslendiğinden fotoğrafla tipetip örtüşen bir kadın, şerhli bir diş hekimi, o hikayedeki şehirli kadın ve orada kenti ben temsil ediyorum. İstenilen imajda da akla ben gelmişim.

 

Bu rolleri kariyerinizin neresine koyuyor sunuz ?

 

Volga Sorgu: Bu rol bana daha önce yaptığım bir rolü tekrar yaptığım duygusunu hissettirmedi hatta tam tersine böyle bir şey çekilse acaba ben oynar mıyım sorusuna cevap veren bir film oldu. Dönüp baktığım zaman olumlu duygularla hatırlayacağım bir filmdir.

 

Begüm Kütük: Senaryoyu okuduğumda çok etkilenmiştim hatta bitiminde gözümden bir damla yaş düşmüştü ve senaryoda okuduğumu yansıtarak, hissettiklerimi oynayarak seyirciye ulaşmasını istedim. Caner bana bu yolu açtı. Açıkçası ben bu cesur tutumundan çok memnunum. Hayatta her şeyin para pul ya da çok popülerlik olmadığını düşünüyorum. Keşke bu ve benzeri projeler bana daha fazla gelse diyebilirim. Bu yoldan yürümekte bana keyif veriyor. Biz bu işi çok zorlu şartlarla yaptık. Hep bazı şeyleri ertelemek zorunda kaldık. Selçuk Üniversitesi’nin desteğiyle bu filmi çektik, gönüllü arkadaşlar bizimle çalıştı. Bu kadar zorluklara rağmen bunları yapabiliyorsak, bundan sonra hikayesini anlatmak isteyen yönetmenlerle çalışabilirim. Yeter ki o hikayeye beni adapte edebilsinler.

 

Yılan herkesin cesaret edip yaklaşabileceği bir hayvan değil. Ne tür bir alışma süreci geçirdiniz? Bu korkuyu nasıl yendiniz?

 

Volga Sorgu: Korkuyu hissederek ve çok hızlı bir şekilde yendim. Zaten böyle olması gerekiyordu. Sadece zamanlaması önemliydi, erken günlerde çekileceği için tabiî ki hayvanla bir empati kurmam mümkün değildi. Bu tip hayvanlar sizin korktuğunuzu hissederlerse size zarar verirler. İnsanla empati kurmak zor ama hayvanla kurmanız da pek mümkün değil. Şöyle bit düşünce de var “İnsan düşünen bir hayvandır.” Aslında insan en hayvandan daha zararlı bir hayvandır benim için. Ama böyle kitabi kelimeler bazen yılanlarla çalışırken işlemiyor. O mahluku elinize aldığını zaman olaylar daha farklı olabiliyor. Normal sıradan bir hayvanda bile korktuğunuzu belli etmemek gerekir. Hayvanların insanla ilişkisinde durum daha farklıdır.

 

Begüm Kütük: Volga filmde bir yılan toplayıcısını canlandırdığı için yılanlardan uzak durması mümkün değildi ve bunu başarabilmek içinde inanılmaz çaba serfetti.

 

Filmde ayrı sosyal sınıflara ait insanlarsınız. Yılmaz’ı bu imkansız aşka iten şey nedir?

 

Volga Sorgu: Bu filmi hiçbir zaman bir milyon kişi izlemeyecek çünkü hiçbir kadın Bahar’la özdeşleşmeyecek, hiçbir erkekte Yılmaz’la özdeşleşmeyecek. Diş hekiminin Yılmaz’ı sevmesi gerekmiyor, Yılmaz’ın da durumu kabullenmesi çok zor değil aslında. Ama bütün bunlarda filmin gerçekliğine delalet ediyor bence. Birazda arabesk bir toplum olduğumuz için bu tarz zorluklara, olmayacak şeylere umut besleyebiliyoruz. Her ne kadar film Konya’da çekilse de aslında Van anlatılıyor. Ama neresi olursa olsun, insanlara aynı şartlarda eğitimi, aynı şartlarda duyguyu yansıtamıyoruz. Türkiye bir mozaik aslında, herkes, her yer aynı değil. Realite budur aslında. Orada saygı duyacaksın ve herkesi bırakacaksın kendisini yetiştirsin. Edirne’deki insan da doğuda herhangi bir yerdeki insan da bazı aksaklıklar yüzünden belki birbirleriyle kesişemezler aşklarını yaşayamazlar. Ben gidip Meksika’daki Alaska’daki birine aşık olupta çok farklı şeyler yaşayabilirim, bu kolay olabilir. Ama Türkiye’de bu kadar kolay olmuyor. Şehirden gelen bir diş hekimi olsun ve sen köylüysen o insana aşık olamazsın. Çünkü sen köylüysen eğitimsizsin oluyor. Akıla öyle bir şey yerleşmiş ya. Aslında öyle bir durum yok ama. Bir inşaat işçisi de Dostoyevski okuyabilir beklide bizim anladığımızdan çok daha fazla şey anlar. Çünkü onun hayatıyla pratik yapma imkanı var. İnsanların bu şekilde kitlenmesinden benim umutsuzluğum. Eğer burası Türkiye’yse köyde yılan toplayan adam kasabadaki diş hekimiyle birlikte olamaz. Sadece garip bir şekilde etkileşir. Burada sadece bazı insanları maddi anlamda değil manevi anlamda da fakir bırakıyorlar. Zengin ettiklerinden değerlerini alıyorlar, fakir ettiklerinden de “bırak zaten onlarında değerleri onlarda kalsın” diyorlar. İki tarafa da kıyıyorlar aslında.

 

Filmde Bahar’ın iç dünyasına dair bir şeyleri göremiyoruz. Diş hekimi Bahar karakterinin belirli bir sınırlar içinde kalması Yılmaz karakterini bastırmamak için mi ?

 

Begüm Kütük: Bu filmde odak noktası Yılmaz gözükse de birbirinden bağımsız jenerasyondaki 3 erkeğin tek olma hikayesidir. Aslında onlar üç tane bağımsız erkek değil tek bir erkeği temsil ediyor yani yaşayan bir erkek. Öyle olduğu için de Bahar’ın yaşamını açmaya çalışsaydık ana hikayeden kopup, erkek hikayesinden vazgeçmek zorunda kalabilirdik. O zaman da Yılmaz’la Bahar’ın arasında ilişkide daha farklı olurdu. Belkide Yılmaz o yüzden Bahar’a bu kadar değer vermezdi. O zaman hikayenin gelişiminde Yılmaz, Bahar’ın hayatına tanıklık edemediği için bu kadar büyük bir aşk besleyip kendi kendine gelin güvey olabiliyor. Bunun için Bahar belli bir sınırlar içinde kalmalıydı.

 

Film bir aksiyon filmi değil ama içerisinde çok fazla duygusal şiddet barındırıyor. Söylenenler çok sert ve dramatik yani.

 

Volga Sorgu: Yılmaz’ın garipliği, naifliği insanın hoşuna gidiyor aslında ama ben çok agresif, kavgalı, sıkıntılı, üzüntülü bir rol oynadım aslında. Benim anladığım buydu yani. Bütün öfkesini içinde tutmuş. Her şeyi annesinin filmde görmediğimiz ölümüyle geliyor aslında. Aslında hoyrat bir karakter. Duygusallığı da rötuşa açık bir karakter. Sebepsiz yere kasabada hapse girebilecek biri yani. Yürürken bile kafasında bir sürü şey var ama ne olduğunu bilmiyor.

 

Begüm Kütük: Ama Bahar’la tanıştığında agresifliği tükeniyor. Kendide belki tanımını bilmiyor ama Baharla tanıştığında içindeki boşluğu da dolduruyor olabilir.

Seyirci filmi izleyecek ama oradaki kişileri kendisine örnek almayacak. Bağımsız filmlerin zor tüketilir olmasının etkisi olarak kabul edilebilir bu durum.

 

Volga Sorgu: Evet kesinlikle. Anlama var ama vazgeçme daha baskın. Film yarın öbür gün vizyona girdiğinde seyirci izleyecek ama hiçbir karakterle özdeşleştiremeyecek kendini çünkü izlediğini görecek hayal ettiğini değil yani.

 

Begüm Kütük: Filmde ne babaya kızabiliyorsun, ne de Yılmaz’a.

 

Jön değilsin, tam tersi negatif karakterleri başarıyla canlandırıyorsun. Bu noktada kariyerini nasıl devam ettirmeyi planlıyorsun? Daha çok kamera arkasında mı olacaksın yoksa bu tarz filmlerle devam mı edeceksin?

 

Volga Sorgu: Filmlerde oynamaya devam edeceğim. Benim görünmeyen yönetmen kimliğime kimse aldanmasın yani. Bunu fark edip benimle çalışmaktan vazgeçen yönetmenler var. Ben bu anlamda benimle çalışmayan yönetmenleri çok seviyorum. Bu da bana o kimlikte güven veriyor. Ama ben film çekmeye de oynamaya da devam edeceğim. Ben biyat etmeyi seven bir insanım. O yüzden oynadığım filmde yönetmenin istediğini yapmaya çalışan bir tarzım var. Çünkü ben öbür gün film çektiğimde kendi oyuncumdan aynı anlayışı beklerim. Ben sadece oyuncu, sadece yönetmen ya da sadece senarist değilim. Ben sinemacı, filmciyim. Bana sorulduğunda filmciyim diyorum.

 

Bir dizide oynamıyorsun. Bu senin tercihin mi?

 

Volga Sorgu: Benim kariyer planlaması yapacak kadar bir lüksüm yok. Ben dizilerde oynadım ama sadece bölüm oyuncusu olarak, durumu kurtarmak için. Elbette sonrasında dizi filmlerde de oynayacağım.

 

Begüm Kütük: Ben şunu çok önemsiyorum. Bence Volga Sorgu’nun Mar’daki performansı tartışılmalı. Katıldığımız festivallerde, gösterimlerde ilk 40 dakikadan sonra herkesin dediği “Yöreden ne kadar hoş bir insan bulmuşlar” deyipte yakın çekimde Volga’yı tanıdı insanlar. Bu da Volga’nın başarısıdır.

 

Yılmaz Güney’le seni özdeşleştirenler var. Ama şimdi dönem çok farklı ve senin bu sistemde, bu şekilde ayakta kalman çok zor. Bunun hakkında ne düşünüyorsun?

 

Volga Sorgu: Burada ayrışan bir şey var. Yılmaz Güney tümden geldi ben de tüme varmaya çalıştım. Bu anlamda o yüce insan yine öyle yüce bir insandır. O insan da çok zorluklar, çok acılar çekmişti ve o bunları yaşayacağını biliyordu. Ve bunu çok doğru uyguladı. O servetini, namını, şöhretini riske atabileceğini biliyordu. Belkide benim hatam onun gibi bir idealizmle en başında insanlara karşı bir şey demem gerekirdi. Belki yıllar içinde bizi de anlayan olur. Yapacak bir şey yok. Ben hala kendi içimde samimi ve iyi olduğumu biliyorum. Ama Türkiye’de sinema sektörü yoldan geçenlerin iş yaptığı bir yer oldu. Türkiye’de sinema iş ve işçi bulma kurumuna bağlı gibi.

 

Begüm Kütük: Sorun o da değil aslında. Sorun kabuğunun altında aşırı hassas, aşırı naif bir insan var aslında. Mesela benim Volga’yı tanıdığım günden beri sevmemin sebebi de bu. Ben Volga’yı tanımayarak bu sete geldim önceki performanslarını izledim ve nasıl biriyle karşılaşacağımı çok merak ediyordum. Ve tanıdıktan sonra hakikaten sırtını dönüp yaslanabileceğin çok nadir insanlardan.

 

Sizi televizyondaki işlerinizle tanıdık bundan sonra sinemaya daha fazla ağırlık vermek gibi bir düşünceniz var mı?

 

Begüm Kütük: Tabiî ki sinemada daha çok var olmak istiyorum. Çoğu arkadaşım komedide mesela var olmamı istiyor ama bana daha bugüne kadar bir komedi teklifi gelmedi. Hep o klişe yapımcıların yönetmenlerin konumlandırdıkları karakterleri oynamamı istiyorlar. Öyle olduğu için o da kendini tekrarlamaktan öteye geçmiyor. Şimdi aksiyon filmi senaryosu okuyorum. İyi ya da kötü ama bu beni heyecanlandırıyor. En azından farklı bir türün senaryosunu okumak hoşuma gidiyor. Yani bir komedi okumak isterim, bundan bağımsız bir şehirli kadını temsil edebiliyor olabilir fiziksel özelliklerim ama neden bir taşra kadını canlandırmayayım? Yavaş yavaş kariyerimde emin adımlarla daha değişik projelerde yer alacağıma inanıyorum ben.

 

Tecrübelerini biraz kamera arkasında değerlendirmeyi düşünmüyor musun ?

 

Begüm Kütük: Ben asla böyle bir şeyi düşünmüyorum. Türkiye’deki problemde biraz buradan başlıyor. Herkes senaryosunu kendisi yazıyor, kastını kendisi belirliyor. Hatta yönetmenliğini de kendisi yapıyor. Ama yurt dışında bunların hepsi ayrı kişilere ait. Bu bir profesyonelleşme gerçeği.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.