SERDAR AKBIYIK

El Yazısı filmi 23 Mart’ta vizyona giriyor. Filmin başrol oyuncuları Cansu Dere ve Baran Akbulut izleyiciye bizim aracılığımızla seslendi…

Türk sinemasında bazı isimler var ki bence olmaları gereken yerde değiller. Bu tabii ki önce onların suçu. Bu isimlerden biri Cansu Dere. Romantik, yumuşak ve açık sözlü bir insan Cansu Dere. Bizim vahşi basınımızın yarattığı Cansu Dere üzerindeki sis bulutunu yarabilirseniz onu anlayabiliyorsunuz. El Yazısı filmi Cansu Dere’nin son filmi. Filmdeki rol arkadaşı Baran Akbulut ve Cansu Dere ile güzel bir sohbet yaptık. Cansu Dere gibi genç yıldızlarımızın sinemaya daha sıkı bir şekilde konsantre olması lazım. Yönetmenlerin ise bu isimleri kendi sanatsal bakış açılarıyla izlemesi ve tanıması gerekiyor. Ellerindeki değerlerin filme gişe getirecek isim olmalarının dışında kabiliyetlerinin de farkına varmalılar. El Yazısı’nı bu umutla bekliyorum. İşte Cansu Dere ve Baran Akbulut ile yaptığımız röportaj…

Proje geldiğinde, sizi etkileyen kısmı neydi?

Cansu Dere: Ali’yle (Catansever) birebir tanışıklığım olmadığı için beni ilk etkileyen senaryo oldu. Tanıştıktan sonraki ilk buluşmamızda birbirimizi anlamamız, enerjimizin tutması sonucunda onun ilk filminde oynamak istedim.

 

Baran Akbulut: Kasabada fotoğraf çalışmaları yapmışlardı ben de senaryoyla beraber fotoğrafları görmüştüm. Filmin nasıl bir havada olacağını anladım ve ben de heyecanlandım çünkü bir Türk kasabası ve senaryoyla beraber bir fantastikliği vardı.

 

Aslında senaryoya baktığınızda çok da çizgi dışı değil. Türk kasabasına gelen yabancı bir öğretmen, o farklı kültürlerin ilişkisinden doğan hem espri hem drama… Burada rollerinizde sizi etkileyen ne oldu.

 

Cansu Dere: Senaryonun genel etkilemesi dışında Zeynep karakterinin o kararsızlığını sevdim. Eski ilişkisini başkaları yüzünden bitirmek zorunda kalmış ve şehirden kasabaya gelmiş biri. Sadece geçmişiyle karşılaşmama kısmını gerçekleştiren ama o geçmişi kafasından atamamış biri. Sonrasında öğretmen Celal ile evlenme kararı alıyor. Kasaba da bunu onaylıyor zaten kasaba onları birbirine yakıştırıyor. Bir şekilde bir karar verme süreci, mutlu ya da mutsuz son değil, sadece kendi başına karar verme aşamasını sevdim.

 

Baran Akbulut: Celal’in öğretmenliğiyle ilgili filmde bir şey görmüyoruz. Fakat adam annesiyle yaşıyor ve kasabada bu kadar kapalı bir ortamda bir aşk da yok. Zeynep ile birbirine yakıştırılan bir çift, mantık birlikteliği gibi. Benim karakterimin geçmişinde ne olduğu, ne tür bir ortamda yaşadığı bilinmemekle birlikte, çok sakin çok mantıklı bir karakter. Yaşadığı şeyler ne olursa olsun bütün bunlardan dolayı her zaman çok anlayışlı bir yapısı var. Bundan da Zeynep’in neden aşık olduğu adamı unutup da onunla birlikte olduğunu böylece anlıyoruz. O kasabanın o rahat haline çok uygun bir insan.

 

Küçük bir film, bir gişe filminin dışında bağımsız bir yapım, yönetmenin de ilk filmi. Sizi daha popüler filmlerde görmeye alışmıştık. Bu seçim farklılığı nerden kaynaklanıyor.

 

Cansu Dere: Aslında farklı değil. O zaman onları yapmak istemiştim, şimdi bunu yapmak istedim. Yoksa popüler iş olma ya da olmama durumu değil. Acı Aşk’ta da, bunda da senaryosunu okuyunca, içinde olmak istedim. Ben yola çıkarken böyle ya da şöyle diye ayırt etmiyorum, dışarıdan öyle gözüküyor aslında filmler. Hikaye hoşuma gitti, filmde olmak istedim. Gerisini de çok önemsemedim.

 

Bu sizin ilk uzun metraj filminiz, ilk filmin bir özelliği olması lazım.

 

Baran Akbulut: 2008’de mezun oldum. İlk işim Aşk-ı Memnu’ydu. İkinci işim bu olmuş oldu. Ali’yle çalışmak burada önemli. Çünkü ben böyle bir yönetmen olacağını hiç düşünmüyordum. Olumsuzluk varsa bile anlamıyorsun, yönetmen bir aksilik karşısında negatif enerji yansıtır ama Ali öyle değildi. Onun kadar sakin bir yönetmenle daha çalışabilecek miyim bilmiyorum. Oyuncular ve ekiple inanılmaz iyi anlaşıyordu, ne yapacağını biliyordu. Bu kadar rahat, stressiz bir sette işe başladığım için mutluyum.

 

Filmin karakterlerine baktığımız zaman, Türk sinemasında pek de görmediğimiz derecede kadın karakterlerin de ortak olduğu bir film. Bu noktada filmi nasıl değerlendiriyorsunuz? Sanırım üç öykü var. Üç öyküde de kadın karakterlerin ağırlıklı olduğunu düşünüyorum

 

Cansu Dere: Evet üç öykü var. Bu aslında genelde eksik olan şeyi Ali’nin yapabildiğini gösteriyor bana. Çünkü kadın karakterlere daha fazla zaman ayırmak zordur, sinemamızda erkek egemen. O yüzden Ali bunu çok rahatlıkla yapıyor.

 

Ali Vatansever: Senaryoyu da ben yazdığım için, yazım sürecinde kadın karakterlerin daha irrasyonel olabileceğini fark ettim. Erkekler çok rasyonel çünkü. Bir karakteri erkeğe yedirmek çok zor ama kadın karakterler her türlü çıkışı yapmaya hazırlar. Erkekler genelde içinde tutmayan anında dışarı vuran tipler o yüzden senaryoda erkek üzerinden inandırıcılığı olmayan bir şeyi anlatmak çok kolay. Tüm sürprizi, gereksiz çıkışları kadın üzerinden yapabiliyorsunuz. Çok daha derine dalabiliyorsunuz.

 

Bu açıdan baktığınızda 80’lerde Türk sinemasında feminizmin ayak sesleri duyulan starlar, hikayeler ortadaydı. Kadın derdi olan filmlerde ve kadın oyunculuklarda geriye bir adım atıldığını düşünüyor musunuz?

 

Cansu Dere: Ben hayatın hiçbir yerinde kadın erkek diye ayırt etmekten hoşlanmadığım için, iyi hikaye, iyi karakterler diye bakıyorum.

 

Bu kadın erkek ayrımı değil, bazı hikayeler Türk sinemasında 80’lerde işlendi. Şimdi biraz daha o hikayelerden kopuk, melodrama dönük filmler yapılıyor.

 

Cansu Dere: Gerileme mi bilmiyorum ama evet Müjde Ar gibi oyuncuların önemli filmlerine baktığımızda günümüzde öyle yer edecek bir film olmadı tabi ki.

 

Baran Akbulut: Konu olarak kadınsal mevzuları ele alma iddiasıyla yola çıkan filmler olsa da melodramlaşma olduğu için bir işe yaramıyor, bir yere dokunmuyor. Son zamanlarda 80’lerdekinden çok daha fazla konuya, çok daha fazla detayla girilmiştir ama melodramlaşma olduğu için bir esprisi olmuyor

 

Diziyle başladınız, hemen arkasından sinema. Siz yolun başındaki oyuncular için, dizi çalışma şartlarının oyunculuk yeteneğini biraz sakatladığını düşünmüyor musunuz ?

 

Baran Akbulut: Onu şu an göremiyorum. Bir 10 yıl sonra ne kadar bozulduğumu görebilirim belki. Benim kendime göre önlemlerim var. Ara vererek, aklımı başını toplayarak yeni bir iş yapmak gibi. İkinci dizime de yeni başladım, ne olacak bilemiyorum.

 

Cansu Dere: İnsanın tamamen kendiyle alakalı bir şey. Öyle bir ortam varsa, sen de oradan en faydalı şeyleri bulursan problem olmaz.

 

Dizi oyunculuğu çok yorucu, sezon sezon üstüne gidiyor. Bir yerden sonra çalışmayı bırakıp, tekrar dönmek gibi bir planınız oluyor mu?

 

Cansu Dere: Evet şu an onu yapıyorum zaten. Ezel bitti, arkasından Behzat Ç., arkasından El Yazısı’nı çektik. Ondan sonra çalışmıyorum. Ezel’deki karakterim o kadar renkliydi ki bir sıkıntım olmadı

 

Sinema ve dizi arasında kişisel bir tercihiniz oluyor mu?

 

Cansu Dere: Tabi ki gönlünüz sinemadan yana oluyor. Keşke daha fazla olsa ama sonuçta iş senaryoda bitiyor. Ben istemeyerek hiçbir şey yapmadım. Senaryo seni çekiyorsa dizi ya da sinema diye ayrım yapmıyorsun.

 

Baran Akbulut: Dizinin ağır basan yanı bir karakterle uzun süre bulunduğun için bir özdeşleşme hali var. Sinema filmi bir ayda çekiliyor. O anlamda dizinin bize bir avantajı olabilir.

 

Star sisteminin sinema için doğru bir yapılanma olduğunu düşünüyor musunuz?

 

Cansu Dere: Bence değil. Oradan ilerleyenler de çok iyi sonuçlara belki bir kere varmışlardır. Önemli olan hikaye, senaryo, yönetmendir. Televizyonda da yaptılar aynı şeyi. Belirli isimlere yüklenildi ve gerisi önemsenilmedi. Önemli olanın yönetmen ve doğru bir kast olduğunu düşünüyorum.

 

Baran Akbulut: Sinemada beni seyirci olarak rahatsız eden, heyecanımı kıran bir şey söyleyeyim. Yardımcı oyunculara baktığım zaman her filmde aynı isimler karşımıza çıkıyor.

 

Sinema yönetmen sanatıdır, senaryo yönetmen için önemlidir ama oyuncu da kendini ifade etmelidir. Bu noktada baktığımız zaman bizim filmlerimizin çoğu da taşra filmidir, köydedir, kasabadadır. Şehri konu alan filmimiz azdır. Bu konunun tatminsizliğini yaşıyor musunuz?

 

Baran Akbulut: Ben çok yaşıyorum. Şehirde akla hayale gelmeyecek hayatların olduğunu biliyorum.

 

Cansu Dere: Ben de yaşıyorum.

 

Sosyal medya herkes için çok önemli. Sosyal medya hesaplarınız var mı?

 

Cansu dere: Yok.

 

Baran Akbulut: Benim facebook adresim var ama çok kısıtlı kullanıyorum. Bir şey paylaşmıyorum.

 

Filmle ilgili sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı?

 

Baran Akbulut: Bu kış herkesin yazı çok özlediğini gördüm. Bu filmi baharı karşılamak için izlemenizi tavsiye ediyorum. Baharı karşılamak için çok tatlı bir film.

 

Cansu Dere: Film çevremizdeki insanların bizim hayatımızda ne kadar etkisi olduğunu gösteriyor hikayede. Bazen çaresiz bırakıyor karakterleri filmde bu durum. İnsanların hayatımıza karışma durumu. Filmden çıkınca insanların o huylarından vazgeçip kendi kendine karar vermelerini, sevdiklerine söyleyemedikleri şeyleri söylesinler isterdim. Herkes hayatında mektup yazmıştır ama vermediği insanlar olmuştur. Bu filmden sonra belki o mektupları vermeyi düşünürler, tekrar yazmayı düşünürler. Sosyal medya çok önemli tabii ama kim en son ne zaman mektup yazdı acaba.

 

Baran Akbulut: En son da şey yazalım “Ben buradayım sevgili seyirci sen neredesin?”

 

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here