Bu ayki köşeyi de, son zamanlarda katıldığı festivallerde önemli başarılar elde eden “Baydara” adlı kısa filmin sahibi Can Eren’e ayırdık. Bakalım kısa filmin başarılı temsilcilerinden Can Eren sorularımızı nasıl yanıtladı?

 Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?

1986 Ankara doğumluyum. 2005 yılında Konya ve Mevlana ile ilgili kısa bir belgesel denemem oldu. Ardından 2006’da İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Sinema Televizyon ve Görsel İletişim Tasarımı bölümlerinde çift ana dal eğitimime başladım. Aynı yıl fotoğrafçılıkla ilgilenmeye başladım. Üniversite projeleri dahilinde birçok denemem oldu; kısa film, belgesel, animasyon gibi. Şu an yine İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Sinema Televizyon yüksek lisansı yapmaktayım.

Senin için kısa filmin tanımı nedir?

Bana göre kısa film sinemanın en marjinal türü. Sinemasal gerçekçiliği oluşturma ve izleyiciye aktarma konusunda kısa metraj, orta ve uzun metraja göre daha zor bir tür. Ve bu noktada kısa filmin başarısı, anlatı ve anlatım yönünden en rafine olana ulaşması ile doğru orantılı.

 

Kısa filmi bir araç olarak mı görüyorsun? Yoksa söz gelişi bir 10 yıl sonra da, kısa filmler çekeceğim diyor musun?

 

Kısa film ile uğraşmaya üniversite eğitimim ile birlikte başladım. Gerçek bir kısa filmci olduğumu düşünmüyorum. Her metrajın karakterleri ve hikayeleri farklıdır. Benim karakterlerim ve hikayelerim kısa metraj için çok detaylı ve bu sebepten kısa metraj beni seçim yapmam konusunda sıkıştırıyor. Hikayelerim ve karakterlerim durum analizlerinden öteye geçemiyor. Bu benim için bir sıkıntı değil, aksine, üstesinden gelmenin teorik ve pratik anlamda beni geliştirdiğini düşündüğüm bir durum. Ben kısa filmin ruhuna uymaya çalışmak yerine hikayelerimden kısa metrajlık parçalar almayı tercih ediyorum. Karakterlerim ve hikayelerim olgunlaştığı zaman metraj aralığını değiştireceğim muhakkak.

 

BAYDARA “Edra’nın kaderi” adlı filmin birçok festivale katıldı, ödüller aldı. Neler hissettiriyor bu durum? Geleceğe dair ne gibi hayaller kurduruyor?

 

Baydara’nın başarısı beni umutlandırıyor. Türk sinemasının sıkıştığı minimal anlatı ve anlatım üslubu hikayeleri de etkiliyor. Türk sinemasında anlatısal olarak taşra bunalımı, aile-çevre ikilemi gibi meselelerden farklı olarak şehre ve modernizme dair; anlatımsal olarak minimalist yapıyı bozabilecek, gerçeküstücü ya da farklı akımlardan beslenebilen bir film yapmanın imkansızlığı yaşanmakta. İşte bu yüzden Baydara gibi yenilikçi işlerin ödül alması, camia tarafından değerlendirilmesi heyecan verici bir durum.

 

Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?

 

Teknoloji her şeyde olduğu gibi kısa filmde de üreticinin filmin ruhunu algılayabilmesini güçleştiriyor. Hem soyut hem somut anlamda film nedir? Neyin temsilidir? Gibi soruları ve cevaplarını içselleştirme sürecini uzatıyor. Büyük bir üretim kirliliği de söz konusu tabii ki. Ama öte yandan üretimi hızlandırıyor ve bu doğru şeyin peşinde olan insanlar için bulunmaz bir nimet.

 

Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler? Hangi oyuncularla çalışmak isterdin?

 

Tüm filmografilerini göz önünde bulundurduğumuzda Terry Gilliam, Jean Pierre Jeunet ve Coen Kardeşler’i seviyorum. Yerli yönetmenler ve oyuncular konusunda “keşke” dediğim pek isim yok.

 

Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?

 

Yerli festivallerin yenilikçi yönetmenleri ve filmleri yeterince desteklediğini düşünmüyorum. Yenilikçi işler yabancı festivallerce yeterince ötekileştiriliyor. Yenilikçi Türk filmlerini Türk sinemasının temsili olarak kabul etmiyorlar. Üstüne, yerli festivallerin de yabancı festivaller gibi muhafazakar oluşu üzücü bir durum. Son dönemlerde Türk festivalleri bu durumun farkında, seçkilerinden bunu açıkça görebiliyoruz. Tabii ki de bu durum yenilikçi işlerin nitelik ve niceliği ile doğru orantılı fakat diğer ülke sinemalarına kıyasla bu değişim süreci olması gerekenden daha ağır ilerliyor.

Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…

 

Gelecek planlarım arasında sinema büyük bir yer kaplıyor. Bir miktar karakterim ve hikayem var. Zamanı gelince onlarla uğraşmaya başlayacağım.

 

Portfolyo: http://caneren.viewbook.com

Fırat Sayıcı
1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here