Bir erkek ne zaman utanmalı

SERDAR AKBIYIK

Bu hafta vizyona giren Utanç Michael Fassbender ve yönetmen Steve McQueen’in ikinci ortak çalışması. Cinsel isteklerinin kurbanı olan genç bir adamın tükenişi çarpıcı bir şekilde işlenmiş…

Sinema amaca göre toplumun kurallarını zorlayan, insanı karanlık köşelere sakladığı gerçeklerle yüzleştiren bir sanat dalı. 1960’lar ve 70’lerde cinsel devrim yaşanıldığı bir gerçekse de sonuç olarak bu devrimin devam ettiğini söylemek çok zor. Günümüzde de cinsellik insanın bileklerine takılmış bir kelepçe gibi aslında. Bütün bu çatışmanın ana sebebi cinsellik diye sanki insandan ayrı, onun diğer özelliklerinden bağımsız bir kavram varmış gibi davranmamız. Aslında duygu, aşk, aile kavramının tam da ortasında cinsellik. İnsanın kişiliğinin ayrılmaz bir parçası. Ne yazık ki sakladığımız, cesurca bakamadığımız bir parçamız. Steve McQueen ilk filmi Hunger ile büyük ses getirdi. Açlık grevlerini anlattığı Hunger’da Michael Fassbender ile mükemmel bir birliktelik sergilediler. Fassbinder genel olarak zaten çok yetenekli bir oyuncu ama McQueen ile çok daha cesur olabiliyor. Bu iki sinemacının birbirlerine güveni beyazperdede kolay kolay göremeyeceğimiz maceraları izlememizi sağlıyor. Hunger’da açlık grevine girip ölen bir mahkumu oynayan Fassbinder vücudunu ölümüne zorlayarak bu filmde yer almıştı. Bu hafta vizyona giren Shame’de ise normalde bir oyuncunun kolay kolay kabul edemeyeceği çekimlerle perdede seyredeceğiz onu. Geçirdiği zor çocukluk döneminin izlerini taşıyan ama New York’ta iş hayatında başarıyı yakalayıp yaşamına devam eden Brandon tam bir seks delisidir. Barlarda tanıştığı kadınlar olmazsa, parayla beraber olduğu insanlar onun hayatının vazgeçemediği karanlık yönleridir. Filmi izledikçe görürüz ki Brandon duygusal olarak karşı cinsle iletişim kuramamaktadır. Bu aşırı cinsel ihtiyaç aslında bu eksikliği tamamlamakta ama Brandon’ın yavaş yavaş kaydığı uçurum derinleşmektedir. Brandon bununla yüzleşmemeye çalışsa da kardeşinin bir iş için New York’a gelip yanında kalması gözünü kapadığı gerçeklerle karşı karşıya kalmasına sebep olur. Brandon’un kardeşi Sissy de ağabeyi gibi geçmişinin yarattığı yıkıntılar üzerinde gezinmektedir. Erkeklerle ilişkisi hayatının yıkılan noktalarıdır. Sissy bütün bu yıkıntıları toplayacak veya kişisel sorumluluklarını bile yükleyeceği insanı arar. Ağabeyi en yakın isimdir. İki kardeşin çatışması gelecek için yollarını çizecektir. Filmin özetini bu kadarla kesmek zorundayız yoksa bütün hikayeyi anlatacağız. Şimdi gelelim eleştirilerimize. Brandon’u oynayan Fassbender mükemmel bir performansın sahibi. Ama yönetmen Brandon’un kendini tüketme yolunu cinselliğe fazlasıyla dayandırıp ahlaksal bir bakış açısına sahip olmuş. Böyle bir bakış açısı klasik, tutucu Amerikan aile yapısını da güzelliyor diyebiliriz. Böyle bir bakış açısı insanın kadınıyla erkeğiyle aslında tek eşli olmadığı gerçeğini sakatlar. Toplumun baskısıyla sulanan yalanlar diyarını beslemekten başka hiç bir işe yaramaz. Filmin finaline doğru Brandon yönetmenin bakış açısı doğrultusunda yaşadığı çöküşü bir erkekle yaşadığı cinsel tecrübe ile sonlandırıyor. Bu da bana tutucu bir tercih olarak geliyor. Yani heteroseksüel ilişkinin fazlası zarar ondan da kötüsü eşcinsel ilişki… Hele finalde Brandon’un bir tercihi var ki bunu hiç anlamıyoruz. Bir beraberliği olmadığı halde niçin kendini beğendiğini belli eden ve daha önce de onu beğenen bir kadınla olmayı tercih etmiyor? Yani burada sadece aşık olduğun insanla cinsel birlikteliğin olmalıdır mı öneriliyor? Devrimci, cesaretli Steve McQueen’in geriye adım attığı seçimler mi bunlar? Belki siz farklı düşünürsünüz. Bu filme gidip tartışmaksa sinemanın büyüsünün bize en güzel getirisi herhalde…

FİLMİN KÜNYESİ

Filmin orijinal adı: Shame

Yönetmen: Steve McQueen

Senaryo: Steve McQueen

oyuncular: Michael Fassbender, Carey Mulligan, James Badge Dale, Lucy Walters, Elizabeth Masucci, Deedee Luxe

Tür: Dram

Yapım: İngiltere – 2011 – 99 dakika

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.