SERDAR AKBIYIK

Bu hafta vizyona giren Türkiye’nin ilk kuantum filmi olma iddiasındaki Eş Ruhumun Eş Zamanı filminin başrol oluncusu Aylin Kabasakal “Filmdeki karakter gibi hayatımda rastlantıların çok önemli olduğuna inanıyorum. İzmir’den çantamı kaptığım gibi İstanbul’a geldim. Ve bu noktadayım” dedi.

Cennet Mahallesi ve Baba Ocağı gibi dizilerden tanıdığımız Aylin Kabasakal bu hafta vizyona giren Eş Ruhumun Eş Zamanı filminde başrolü oynuyor. Türkiye’nin ilk Kuantum filmi olarak lanse edilen yapımın rastlantılar ve seçimlerimizin hayatımızı şekillendirdiği iddiası var. Biz de Kabasakal’a sorduk, “Rastlantılar sizin de hayatınazda önemli rol oynuyor mu” diye. Kabasakal tercihlerin ve rastlantıların hayatını yönlendirdiğini, gerçek hayatta da filmdeki gibi cesur tercihler yaptığını söyledi. İzmir’den cebinde beş parası olmadan çantasını kaptığı gibi İstanbul’a geldiğini ve bu şehirde kaybolmayıp bir kariyer yapmayı başardığını ifade etti. İşte Kabasakal’ın ilginç cevapları…

Bu projeyi kabul etmenizin sebebi nedir?

Benim daha öncesinden dört tane sinema filmim var. Zeki Alasya’yla Ömerçip, Biket İlhan’la Kayıkçı ve Tunç Başaran’la Kaçıklık Diploması oldu. Ondan sonra da zaten Cennet Mahallesi dizisi yüzünden çok fazla fırsatımız olmadı. Sonra Baba Ocağı için bir buçuk sene Muğla’da yaşadık. Dolayısıyla o dönem sinemadan uzak kalmıştım. Bu filmde olmam tamamen tesadüf. Yeni evlendiğimde hep komedi rollerinde olmaktan sıkılmıştım. Artık biraz farklı bir rolü canlandırmak istiyordum. Tam da o dönemde Işık Elçi’yi televizyonda izledim. Işık Hanım’la ortak bir tanıdığımız vardı. Aradım ve “Beni Işık Hanım’la tanıştırır mısınız?” dedim. Sonra tanışmaya gittim. Orada da “Bana hep komedi geliyor ama ben aslında dramı da iyi oynarım” diye anlatıyordum. “Benim bir kitabım var” dedi. “Kitabı sana vereyim oku çünkü ben de o rolü oynayacak birini bulamıyorum” dedi. Tam böyle dertleşmeye gitmişken iş teklifiyle geri dönmüş oldum. Böyle enteresan bir durum oldu yani.

 

Kitabı okudunuz ve ayrı olarak size senaryo da sunuldu. İlk okuduğunuzda gözünüze çarpan neydi?

 

Çok saf, çok temiz bir hikayeydi. Biz biraz daha kendimizi arayan, daha geç evlenen bir nesiliz. Annelerimiz bizi hep “Siz okuyun çalışın” diye yetiştirdiler. Dolayısıyla biz de okuyup çalışıp evliliği biraz daha geri plana ittik. Ondan kendimize daha uygun bir eş arar hale geldiğimiz dönemlerde, kendi kabuğumuzu değiştirmek istediğimizde, yenilenmek istediğimiz zamanlarda kişisel gelişim kitaplarına merak sardık. Şanal Bey’in kitaplarını zaten biliyordum, okuyordum. 8-10 sene öncesinden beri bilip takip ediyorum. Böyle bir geçmiş üzerine karşılaştım projeyle.

 

Filmdeki rolünüzle ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?  

 

Hikaye aslında gerçek. Işık Hanım’ın kendi hayat öyküsünden alıntı. Filmde ben Işık Hanım’ı oynuyorum. Işık Hanım’la aynı yerde ikamet ediyormuşuz, ikimiz de İzmirliyiz. Çok benzer özelliklerimiz var. Aslında bu rastlantılar sadece benim yaşadığım şeyler değil. Uğur için olsun, tüm kastın birbiriyle değişik, sihirli bir şekilde bağlantısı var. Ben çok doğru bir kast olduğunu düşünüyorum ama izleyici karar verecek tabiî ki buna.

 

Film Türk sinemasındaki ilk kuantum filmi deniliyor. Rastlantılar söz konusu olduğunda kader kavramını nasıl algılıyorsunuz?

 

Kadercilik biraz fazla teslimiyete götürüyor bizi. “Ne yapalım, bu da bizim alın yazımız, kaderimiz” diyerek teslim oluyoruz. Kuantumda da “Ben bu olayı yaşadım ama bunu yaşamamın kesin bir sebebi var ve ileride sebebi belli olacak. Bu beni ilerde yaşayacağım daha güzel olaylara hazırlıyor” diye düşünüyorum. İkisi aslında çok farklı şeylere götürüyor bizi.

 

Bu filmde canlandırdığınız kadın rolünün Türk filmlerindeki diğer kadın rollerine göre daha baskın olduğuna inanıyor musunuz?

 

Kesinlikle çok avantajlı. Bu yüzde 80 bir kadın hikayesi ve filmin büyük kısmı benimle hareket etti. Özellikle benim yaş grubumdan arkadaşlarım, orta yaşlı bayanlar çok merak ediyorlar filmi. Fragmanını izledik tüylerimiz diken diken oldu diyorlar. Filmi merak eden çok fazla arkadaşım var. Bu herhalde onları da çok fazla ilgilendirecek diye düşünüyorum. Çünkü hepimiz bu süreçten geçtik. Bir şeyler istedik, ne istediğimize karar verdik. Işık Hanım’ında destekçisi yoktu benim de aynı şekilde. Ben de aldım çantamı çıktım İzmir’den buraya geldim. Kendi çabalarımızla bir yere geldik. O da öyle savaşçı ruhlu. Savaşa savaşa bir yere gelmiş. Sonuçta istediği gibi kitapları çıkıyor, şu anda istediği hayatı yaşıyor. Bizim annelerimizin döneminde erkek çalışıyordu, kadınlar evde çocuklarına bakıyorlardı. Ama şimdi ekonomik durumda erkek kadına “Otur bakalım çalışma” demiyor. Hem kadın da öyle bir alt donanımla geliyor ki iş hayatında başarılı oluyor. Erkek ne getiriyorsa kadın da o kadar getirebiliyor. Farklı bir kadın var artık, biraz daha erkekleşen kadın var. “Burada birini buldum yayılayım” durumu yok. Kadın önce ne istediğine karar veriyor “Ben bunu yapmak istiyorum ve bunu yaparken benim yanımda olacak bir eş istiyorum” diyor. Şanal Bey’in kitabında da bu ortaklık işleniyor. Bu anlamda insanın kendisini var etmesinin önemini anlatıyor.

 

Bu anlattıklarınıza göre kuantumun bir yansıması sizin bu filmde olmanız.

 

Tabi doğru bu. Ortak bir buluşma oldu. Işık Hanım’la paraleliz biz aynı zamanda. Ben oyuncuyum o kamera arkasında. Ama ikimiz de savaşçı ruhluyuz. Birçok açıdan çok benziyoruz birbirimize. Ben de aynen bu filmde yansıttığım gibi düşünüyorum. “Birisi gelsin beni mutlu etsin” değil de insanın önce kendisinin mutlu olması gerekiyor. Ve nelerden mutlu olacağını iyi bilmeli kişi. Sonra nasıl bir insan hayatında istiyorsun, kiminle mutlu olabilirsin soruları geliyor. Sonra da bunlara göre seçimini yapıyorsun.

 

Dizi oyunculuğunuz, sunuculuğunuz, aralıklı olan sinema kariyeriniz olmuş. Hangisi sizi daha çok tatmin etti?

 

Hepsi diyebilirim. Sunuculuğu da o kadar çok seviyorum ki, şimdi TRT’de yeni bir programa başlayacağız sunuculuk değil, küçük küçük sitkomlar kadın erkek ilişkileriyle ilgili. Ama sinemada da bir meydan okuma var. Bir şeyler gösteriyorsun insanlara. Bizim filmimizin gerçekten farklı olduğunu düşünüyorum. Çünkü sinemaya gidersin romantik komedi izlersin hoşuna gider, aksiyon filmi izlersin beğenirsin ama bizim filmimize gelenler “Evet ya doğru, ben de böyle yeni başlangıçlar, seçimler yapabilirim” diyecekler. Bir yol gösteriyoruz, izleyenleri aydınlatıyoruz. O yüzden ben çok farklı ve güzel bir film olduğunu düşünüyorum gerçekten.

 

Bu tarz filmleri izleyiciyle buluşturma konusunda bir sorun var. Suni bir ayrım var. Maalesef gişe filmi ve sanat filmi olarak ayrılıyor. Filminizi siz hangisine daha yakın görüyorsunuz?

 

Biz filmimizi böyle kategorize etmiyoruz. Ben Şanal Bey’le ilk görüştüğümde şunu söylemişti “Bana sordular ‘sanat filmi mi, gişe filmi mi yapmak istiyorsunuz” diye. Ben de ‘Ne sanat filmi ne gişe filmi, sadece izleyiciyle buluşturacağım bir film yapmak istiyorum, neden filmimi belirli bir kalıbın içine koyayım’ demiştim.” Biz de filmimizi böyle görüyoruz. Çünkü sanat filmi maalesef çok halka inmiyor. Dikkat edin çok önemli, çok ödül almış filmlerin kaç izleyicisi olmuştur. Çok izlenen filmler de sanat filmi değil, onlar da başka açıdan değerlendiriliyor. Sadece eğleniyorsunuz o tür filmlerde Bizim filmimizde başka bir şey bulacaklar.

 

Bundan sonrası için belirli bir kariyer planlamanız var mı? Biraz daha fazla sinemada görme şansımız olacak mı sizi?

 

Ben oyuncuyum. Senaryosunu beğendiğim, içime sinen her şeyi yaparım. Komedi olmasın, o olmasın demiyorum yani. Sinemada da inşallah tabiî ki daha fazla yer alırım.

 

Oyuncular sendikasına üye misiniz? Ve sendikalaşmayı nasıl buluyorsunuz?

 

Sinetek’e üyeyim ama oyuncular sendikasına da en yakın zamanda üye olacağım. Doğru buluyorum tabiî ki. Biz bu kadar emek veriyoruz. İnsanlar 60-70 yaşına geliyor hiçbir sigortaları, güvenceleri olmuyor. Türkiye’de bir giriyorsun sete 15-20 saat çalışıyorsun. Verimli bir şey değil ki bu. Burada canın çıkana kadar çalışıyorsun, kural yok, hiçbir şey yok. Diziler 100 dakika, bütün gece dizi izleniyor. Ben artık çok fazla Türk dizisi izleyemiyorum.

 

İzmir’den geldiniz ve buraya yerleştiniz her şeyi bir başınıza yaptınız. Filmdeki gibi hayatınızda da rastlantılar ne kadar önemli?

 

Bahsettiğim gibi Işık Hanım’la tanışmam ve bu olanlar çok enteresan. Benim sezgilerim çok kuvvetlidir, Işık Hanım’ın da öyle. Rüyalarımda görürüm, hissederim Işık Hanım da böyle bir karakter.

 

 

Işık Hanım ve Şanal Bey’in ilk sinema filmi, başlangıç olarak dram olması sizi düşündürdü mü? Bu yıl vizyona giren 70 tane filmin 36 tanesi yönetmenlerin ilk sinema filmi. Bu da eleştiri konusu oluyor. Siz bu eleştirilerden etkileniyor musunuz ?

 

Yok hayır. Sonuçta herkes bir şekilde başlamıyor mu? O yüzden hiç böyle şeyler düşünmedim ben. Proje çok fazla içime sindi zaten. Ayrıca onlar çok fazla kişisel gelişimle, kuantumla ilgilendikleri için bana çok çekici geldi bu iş.

 

Filmle ilgili söylemek istediğiniz?

 

İnşallah izleyiciyle buluşan bir film olur. Ben çok beğenileceğine inanıyorum. Biz filmi hiçbir kalıba sokmadan yaptık. Işık Hanım da Şanal Bey de sektörün dışındalar ama o yüzen ön yargısız ve kalıpsız yaklaştılar. Bu farklı bir özgürlük kazandırdı filme.

 

 

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here