Robinson Crusoe on Mars (1964)
MURAT TOLGA ŞEN
1973 doğumlu olmanın güzel yanlarından biri de, şu an gırtlağımıza kadar gömüldüğümüz sanal alemden uzak bir çocukluk geçirmekti sanırım. Bilgisayar oyunlarının, internetin, facebook’un olmadığı, yarım ekmek arası domates/peynirden sonra çizgi roman okuyarak uyukladığımız nefis zamanlar… O yüzden belki de, 70′ler de doğanların çoğu okumayı çok sever ve dünya klasiklerini de en az bir defa okumuşlardır. Ben de öyle yapmıştım. Güliver’in Maceraları, Define Adası, İki Sene Okul tatili, Kaptan Grant’ın Çocukları gibi egzotik maceraların lezzeti hala damağımda. Fakat zoraki seyyahlık konusunda hiç bir eser Robinson Crusoe kadar etkileyici olmayı başaramamıştır. O kadar güzel anlatılıyordu ki Robinson’un maceraları, insan gönüllü olarak bu izolasyona katlanmak istiyordu. Robinson Crusoe‘nun pek çok farklı edisyonunu okudum. İlk okuduklarım yaşıma uygun, özet sayılabilecek bir yaklaşıma sahip ve son derece masum maceralar iken, romanın aslında karanlık bir öykü olduğunu ve pek çok ırkçı mesaj içerdiğini de gördüm yıllar içinde…
Yazıldığı günden bu zamana kadar pek çok sanatçıyı etkilemiş ve epey yağmalanmış fikirlere sahip olan Robinson Crusoe romanı, 1964 yılında ünlü The War of the Worlds‘u da de çekmiş olan Byron Haskins tarafından sinemaya uyarlanmış. Fakat bu defa macera bambaşka bir fona taşınmış… İşte öteki sinema severlerin kayıtsız kalamayacağı bir eski zaman bilim kurgusu; Robinson Crusoe on Mars
Kumandan Kit Draper ve Albay Dan McReady bir keşif görevi için uzay gemileriyle birlikte Mars yörüngesinde turlamaktadır. Kendilerine doğru gelen bir meteordan kaçmak için gerçekleştirdikleri manevra yüzünden gemiyi terk etmek zorunda kalırlar ve ayrı kapsüllerde Mars’a iniş yaparlar. Mars’ın sıcaklığı insan yaşamına uygun olmakla birlikte hava insanın ancak çok kısa bir süre soluyabileceği kadar incedir. Kit Draper kısıtlı oksijeni ve yiyeceği ile bir hayatta kalma mücadelesi verirken bir yandan da takım arkadaşı McReady’i aramaktadır. Bir süre sonra korkunç gerçekle yüzyüze gelir. Mcready’nin kapsülü iniş sırasında parçalanmış ve Albay ölmüştür. Kit Draper bu yabancı gezegende yalnızlıktan çıldırmak üzere iken gezegeni sömüren bir ırkın köle olarak çalıştırdığı “Cuma” ile karşılaşır ve macera başlar…
Filmin benim için en ilginç noktası ise şu oldu. Çok beğendiğim bir bilim kurgu olan, başrolünü Dennis Quaid’in oynadığı, Wolfgang Petersen mamülü Enemy Mine filmi, meğer bu filme kocaman bir gönderme içeriyormuş! Filmde “Drag” savaşcısı Jeriba’nın ırkını aynı şekilde köle olarak başka gezegenlerden maden toplamak için çalıştırıyorlardı ve Dennis Quaid’de onlara karşı mücadele veriyordu. Robinson Crusoe on Mars’da Cuma yabancı gemileri her gördüğünde “Enemy” diye bağırınca bağ kurulmuş oldu.
Robinson Crusoe on Mars, izlediği herşeyi mantık süzgecinden geçiren günümüz izleyicisi için pek kabul edilir fikirler barındırmıyor aslında… Bilgi çağı toplumunun insanı, üzerinde tişörtle sadece 15 dakikada bir oksijen tüpünden bir nefes çekerek parkta gezer gibi Mars’da gezen Kit Draper’ı görünce hemen Wikipedia’ya girip Mars maddesinde yazan “Mars atmosferi %95 karbondioksit, %3 nitrojen, %1.6 argondan oluşmaktadır.” yazısı ile irkilecektir kuşkusuz. Ayrıca 2009 yılının izleyicisi için Facit’den bozma seyrüsefer cihazları ve siyah beyaz tüplü ekranlarla haberleşerek Mars’a gidebilmek pek olası gelmiyor.
Ama tüm bunları eski zaman fantazyalarının hatırına bir kenara bırakacak olursanız oldukça keyifli ve naif bir 1.5 saat geçirebilirsiniz. Robinson Crusoe on Mars, yağmurlu bir günde ya da geceyarısından sonra seyretmek için doğru bir seçim olacaktır. Kit Draper rolündeki Paul Mantee, Uzay Robinson’u rolünün hakkını veriyor. Eski Mısırlıları andıran Cuma için aynı şeyi söylemek güç olsa da, filmin cırtlak uzay maymunu Mona onun açığını kapatıyor.
Görsel efektler için ise bazı başarılı anlara karşı vasat diyebileceğim. Tabi o yılın şartlarına göre düşünerek. Uzay sekanslarında çizgi film kalitesindeki (hatta direk çizilmiş olan) efektler, Mars yüzeyinde iken daha durumu kurtarır bir haldeler.
Meraklısına özel:
Mars yüzeyinde geçen sahnelerin çoğu Kaliforniya Ölüm vadisindeki Zabriskie Point‘te filme çekilmiş…
Marslıların uzay araçları Dünyalar Savaşı filminden olduğu gibi alınmış. Yapımcı George Pal, Byron Haskin‘e daha önce pek çok projede birlikte çalıştıkları için izin vermiş….
Ölüm vadisindeki çekimler esnasında yasal koruma alanı içinde oldukları için ekibin herhangi bir bitki ya da canlıya dokunması kesinlikle yasaktı ve buna uyulup uyulmadığını denetleyen bir ordu mensubu hazır bekliyordu.
Lobi kartından; “Bu film bilim-kurgusal özgünlüğü temsil ediyor ve günümüzün gerçekliğinden sadece bir adım ötede” (Demekki o zamanlar insanlar Marsa gidilip oradaki canlılarla karşılaşılacağına gerçekten inanıyorlarmış!)
Robinson Crusoe: Invisible Galaxy adında bir devam filmi de planlanmış fakat beklenen gişe elde edilemeyince vazgeçilmiş.
Filmdeki dişi maymun Mona aslında erkek!
Robinson ve Cuma’nın hayatta kalabilmek için kullandıkları “hava hapları” (Air pills) aslında M&M çikolatası ve Mars bitkisi “Poi” diye yedikleri şey de bildiğimiz Pepperoni! (Ecnebi sucuğu)
Twitter: murattolga / [email protected]

Murat Tolga Şen
2005 yılında "Öteki Sinema" sitesini açtı. Rahmetli sinema yazarı Metin Demirhan ve Ali Murat Güven’in verdiği güçlü destekle başlayan bu kişisel macera şimdilerde Türk sinema bloglarının amiral gemisi haline geldi. Murat Tolga Şen, Sinema yazarlığı ve blogculuğuna önem vermeye devam ederek katıldığı platformlarda sinemanın farklı taraflarını konuşmaya devam etti. Blogculuktan profesyonel sinema yazarlığına geçişi ise 2010 başlarında sinema sitesi Beyazperde kadrosuna katılmasıyla oldu. Ayrıca online sinema dergisi Cinedergi, Fotografya, Gölge, Yeni Harman, Modern Zamanlar, Film Arası gibi yayınlara da katkı sağlıyor. 2012 Ocak ayından bu yana Medyaradar sitesinin sinema ve televizyon yazıları da yine Murat Tolga Şen’in kaleminden çıkma.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.