Ata toprağına duyulan özlem

İşte yine, kağıt mendillerle sinema salonlarına seyirciyi dolduran bir Çağan Irmak filmi daha… Büyük ölçüde anılardan oluşmuş bir senaryo, güçlü oyuncuların eşliğinde, üstelik de muazzam mekanların kullanımıyla, seyirciyi alt üst etmeyi başarıyor.

Ozan, Ege’de küçük bir sahil kasabasında yaşayan 10 yaşında bir çocuktur. Girit göçmeni dedesi Mehmet Bey nedeniyle arkadaşları onunla “gavur” diye alay etmektedir. Yalnız kalmaktan korkan Ozan, başta dedesi olmak üzere ailesine kızar “Biz Türküz.” diyerek onlara kafa tutar. Ozan’ın dedesi Mehmet Bey, kasaba eşrafından, saygın bir adamdır. Kasaba halkına kol kanat gerer, sorunlarıyla ilgilenip, onlara yardım eder. Hoşgörürsüyle bilinen Mehmet Bey torununun bu durumundan dolayı üzülmekte ve endişe duymaktadır. Mehmet Bey daha yedi yaşındayken, ailesi zorla topraklarından kopartılmış, mübadeleyle Girit’ten göçmüşlerdir. Mehmet Bey’in en büyük arzusu ölmeden evvel doğduğu toprakları görebilmektir. Bu özlemle sık sık içinde mektuplar olan şişeleri Ege’nin mavi sularına bırakmaktadır.

Çağan Irmak ve sineması hakkında konuşacak çok şey var kuşkusuz… Onun, son dönem Türk sinemasının yapıtaşlarından olan önemli bir auteur haline geldiğini söylemek de yanlış olmayacak. Irmak, sinemasının gücünü, filmlerinde kullandığı biyografik öğelerden, başından geçen hikayelerden alıyor. Bunun yanı sıra, mizansen oluşturmadaki başarısı, güçlü oyuncu yönetimi, hiçbir zaman didaktik iticiliğe düşmeyen senaryoları, karakterlerin ağzından bir çırpıda dökülen akıcı diyalogları ile de anlatımına kuvvet katıyor. Seyirci izlediği filmdeki karakterlerden herhangi biriyle kendini özdeşleştirdiği zaman yönetmenin işi her zaman daha kolay olmuştur. Ki, Çağan Irmak bu formülü nasıl kullanacağını iyi biliyor. Yaşamın içinden seçtiği birçok karakter, seyirciyi de hemen filmin içine katıyor. Özdeşleştiği filmleri diğerlerine göre daha çabuk benimseyen/seven seyirci, Çağan Irmak filmlerine de çabuk tepki veriyor ve filmin ‘güzelliği’ fısıltı gazetesiyle hemen yayılıyor. Irmak bu filminde, son dönemlerin moda konusu ‘öteki’ meselesine memleketin en batısından bakıyor. Toplumda, kendinden olmayan insanların nasıl bir anda karşı kıyıya atılmak istendiğini yalın bir dille anlatıyor. Aynı zamanda mübadele yılları ve 12 Eylül darbesi gibi Türkiye tarihine damga vuran dönüm noktalarını da işin içine katıyor. Kimi zaman gülümsetiyor, kimi zaman ağlatıyor; her zaman olduğu gibi ajitasyon çiğliğine düşmeden…

Çetin Tekindor’un malum oyunculuğu hakkında yorum yapmaya gerek bile yok. Ama filmde oyunculuğu ile gözüme hemen çarpan bir diğer isim de Gökçe Bahadır oldu. Dizilerden tanıdığımız Bahadır, küçük Ozan’ın annesi rolünde birçok rol arkadaşını geride bırakmış. Umarım daha fazla sinema filminde yer alır. Filme dair en rahatsız olduğum nokta ise, Ozan’ı canlandıran küçük oyuncu… Durukan Çelikkaya, filmin belki de tek dezavantajı… Daha yetenekli ve rolün altından kalkabilecek bir çocuk oyuncu bulunabilirdi kanımca.

Bir dedesi Selanik’ten bir dedesi Şanlıurfa’dan İstanbul’a göçmüş ve dedelerimin tabiriyle çok şanslı bir ‘torun’ olarak, Çağan Irmak’ı ve dedesine duyduğu özlemi o kadar iyi anlıyorum ki… Çünkü tıpkı filmde olduğu gibi benim dedem de, 70 yaşından sonra felç kaldığı ve ata topraklarını son bir kez olsun görmeye gidemediği için kendi canına kıymayı seçmişti. Dedelerimize, büyüklerimize, atalarımıza, kısacası geçmişte ve şimdide ‘bizi biz yapan’, çevremizdeki herkese bir saygı duruşunda bulunan bu içten filmi sakın kaçırmayın…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.