BURAK YARKENT

Tüm zamanların belki de en tanınmış “korsanı” Johnny Depp, 2005 yılında ölen efsanevi yazar Hunter S. Thompson’un beyaz perdeye uyarlanan ’98 yılı romanı “Rom Günlüğü’nde bir kez daha, yalnız bu sefer, ayyaş bir gazeteci olarak karşımızda.

Yıl 1960…

Yer Porto Riko…

Zamanın ünlü gazetelerinden San Juan Star Gazetesi’nde çalışmak için San Juan şehrine gelen gazeteci Paul Kemp (Johnny Depp), gazetenin Lotterman (Richard Jenkins) ismindeki ateşli ve bir o kadar da heyecan dolu yönetmeni ile çalışmaya başlıyor. ilk iş olarak aynı gazetede fotoğrafçı olarak görev alan Salas (Michael Rispoli) ismindeki karakter ile yakın arkadaşlık kuran Kemp, Salas’ı yanına alarak alakasız turizm makaleleri yazmak üzere San Juan şehrinin içine dalıyor.

İlerleyen zamanlarda tanıştıkları, esrarengiz iş adamı Sanderson (Aaron Esckhart), Paul’u üzerinde uzun zamandır uğraştığı, ve hükümetin de içinde olduğu bir otel işine çekmeye uğraşıyor. Paul zamanla bu işi benimsiyor ama Sanderson’un kışkırtıcı kız arkadaşı Chenault’tan (Amber Heard) bir türlü gözlerini ve aklını alamıyor. Zamanla gazetedeki durumu kötüye giden Paul kendini, başını aşmış karanlık bir işin içinde buluyor.

Depp’in kusursuz oyunculuğu yanında “Rom Günlüğü” filmini, yazar/ yönetmen Brice Robinson’un bir nevi Hollywood’a dönüşü şeklinde değerlendirebiliriz. “Withnail and I” ve “How to Get Ahead in Advertising” gibi filmlerinde çalışan ve “Jennifer 8” gerilim filminden sonra da uzun bir süre film hayatına ara veren Robinson bu film ile birlikte Hollywood film endüstrisine dönüş yapmış gibi görünüyor.

Hikaye, filmin yönetmeni Robinson’a, 2 saat uzunluğundaki filmi iyi yoğurmasi için bir sürü ilginç karakter sunmuş ve bu karakterlerin üzerine de alkol şisesinin son damlasına kadar hakkını veren Paul Kemp (Johnny Depp) karakteri ile, bu karakterin içinde bulunduğu tuhaf ama bir o kadar da ilginç macerayı yerleştirmiş.

Kısacası bu hikaye, ayyaş sahilleri, kokuşmuş apartman daireleri, ateşli latin barları ile 60’lı yılların buram buram egzotik kokan Porto Riko’sunu gözler önüne sermiş.

“Rom Günlüğü” aslında filmden ziyade, gazeteciliğin özgür olması gerektiğini konu alan, savunan ve bunun yanında 60’lı yıllarda Porto Riko ve Amerikan halkı arasındaki sınıf farkını gözler önüne seren bir yapıt.

Robinson, Hunter S. Thompson’un yapıtını, hataya olabildiğince az yer vererek başarısız denemeyecek şekilde beyaz perdeye aktarmış. Kontrolü kaybettiğinde ise yardımına, aldığı yüksek doz alkol ile gözleri kan çanağına dönen, bu kan çanağı gözlerle etrafı defalarca süzen, dehşet içinde ne olduğunu anlamaya çalısan ve her zamanki gibi büyüleyici bir oyunculuk sergileyen Johnny Deep yetişmiş.

“Rom Günlüğü” tutkulu bir hikayeden çok, “film deneyimi” olarak açıklanabilecek ilginç bir yapıt olmuş. Robinson, iş adamı Sanderson, Lotterman başta olmak üzere diğer medya patronları ve hükümet arasındaki ilişkiyi kuvvetli kuramamış. Senaryo, bir taraftan başka bir tarafa cok ani geçişler yaptığı için, istenilen, arzu duyulan ivmeyi bir türlü yakalayamamış.

Çok karmaşık bir yapısı olmayan film genelde Paul, alkol, ve aykırı karakterler üzerine yoğunlaşmış, geri kalan önemli kısım ise biraz fazla teferruat kalmış.

Belki de “enteresan” bir kişilik olan Thompson da, kendi eserini peyaz perdede bu şekilde görmek isteyecekti, kim bilir..

İyi seyirler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.