FIRAT SAYICI

Adana Altın Koza ve Antalya Altın Portakal’dan sonra eleştirmeninden yönetmenine magazincisinden köşe yazarına herkes eline aldı kalemi. Kimisi festival yönetimine, kimisi jüriye, kimisi de ilk filmlerini çeken yönetmenlere fırlattı eleştiri oklarını. Festivallere katılan filmlerin büyük oranında kalite düşüklüğü vardı. Bu herkesin onayladığı bir durum. Bu da önümüzdeki 1-2 yıl içinde Türk sineması adına zorlu günlerin bizi beklediğinin göstergesi. İzleyici sayısı daha da düşecek ama gişe anlamında sulu zırtlak eğlencelik komediler yine ipi göğüsleyecek. Bağımsız sinemaya gönül vermiş genç sinemacılar şanslarını yerli ya da yabancı festivallerde, televizyon ve DVD satışlarında deneyecekler. Sırf ikinci filmlerine bütçe bulabilmek adına…

Festival yönetimlerine, jürilere ve ilk yönetmenlik çalışmalarını yapan arkadaşlara yöneltilen bu (yerli/yersiz) eleştirilerden birçok sonuç çıkarmak, ileriye dönük olarak yapıcı tutumlar içine girmek mümkün. Ancak benim dikkat çekmek istediğim başka bir husus var; ön jüriler… Bilindiği gibi festivallere ortalama 40-50 Türk filmi başvurdu. Bunların arasından seçilen ortalama 13-14 film yarışmaya dahil edildi. Jürilik sisteminde varyasyonların bambaşka sonuçlar doğuracağını herkes bilir. Kimse kalkıp da bir festivalin ana jürisine, sen niye bu filmi seçtin de diğerini seçmedin diye soramaz. Ancak, festival yönetimlerinin ön jüriyi oluştururken daha dikkatli davranması, en azından her sene tazelemesi gerekir diye düşünüyorum. Aksi takdirde bir festivalin (oluşturduğu ön jürilerden dolayı) sinemaya bakış açısı her yıl aynı kafada olur. Ön jürilerin, ana jürilerden daha fazla sayıda ve daha çeşitli alanlardan oluşturulması gerek kanımca…

Filmlere gelecek olursak… İlk filmini çeken birçok yönetmenin eksi puanla sektöre adım attığını söyleyebiliriz. Ancak sektörde hali hazırda yer alan yönetmenlerin de dört dörtlük işlere imza attığını söylemek de yerinde olmayacaktır. Son birkaç yılda dünya sinemasının gidişatını yakından takip edenler de bilirler ki, hala işin gerisindeyiz. Senaryolar sorunlu, oyunculukların büyük bir kısmı zorlama, en önemlisi de hala bir endüstri olamadığımız için maddi imkansızlıklar elimizi kolumuzu bağlıyor. Yönetmenler ya da yapımcılar bir türlü istediklerini aktaramıyorlar filmlerine.

Aslına bakarsanız, aynı denizde aynı hedefe doğru yol olan bir geminin içindeyiz. Kimimiz kaptan, kimimiz tayfa, kimimiz ise yolcularız. Bir ülke sinemasının gelişimi için yapıtaşlarından birini oluşturan festival sistemini eleştirmek gerecekse de bunu yapıcı doğrultuda yapmak gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu şekilde gemimiz daha da hızlanacak ve rotasından sapmayacak.

Fırat Sayıcı
1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.