Zeynep Uslu

Alacakaranlık Efsanesi serisinin dördüncü filmi Alacakaranlık Efsanesi Şafak Vakti/1, 18 Kasım’da vizyona giriyor. Milyonlarca izleyicinin sabırsızlıkla beklediği yeni film, Stephenie Meyer’in roman serisinin dördüncü kitabının ilk kısmından uyarlandı. “Şafak Vakti”nde Edward ve Bella’nın evlenmelerini ve Bella’nın beklenmeyen hamilelik sürecini izleyeceğiz. Romanın ikiye bölünmesi hayal kırıklığı yaratsa da, film, aynı merak ve heyecanla beklenmeye devam ediyor.

Alacakaranlık (Twilight) 2008

Stephanie Meyer’in aynı isimli romanından uyarlanan film, 17 yaşında liseli bir kız ile aynı okulda okuyan bir vampirin romantik aşk hikayesi üzerine kuruluydu. Washington’un kasvetli Forks kasabasına taşınan Bella, burada babasıyla beraber yaşamaya başlar. İçe kapanık, sade ve oldukça sıradan görünen Bella, kasabada yaşayan vejetaryan (filmde, hayvan kanıyla beslenen) Cullen ailesinin yakışıklı üyesi Edward’ın gönlünü çalacak ve bütün tehlikelere rağmen onunla birlikte olmayı seçecektir.

Yayınlandığında hızla en çok satanlar arasına giren kitabın hayranları başta olmak üzere, dünyada gösterime girdiği 21 ülkede milyonlarca kişi tarafından izlenen film, kısa sürede bir gençlik efsanesine dönüştü. Yönetmenliğini Catherine Hardwicke’in yaptığı ilk film, serinin diğer filmlerini de senaryolaştıracak olan Melissa Rosenberg tarafından senaryolaştırılmış, kısacası tam anlamıyla “kadın elinden çıkma” olmuştu.

Genç kızımız Bella’yı canlandıran Kristen Stewart ve romantik vampirimizi canlandıran Robert Pattinson da kısa sürede milyonlarca fan edinecekti.

Alacakaranlık Efsanesi, özellikle gençler üzerinde büyük etki yapmakla beraber, büyük bir kesim tarafından eleştiri bombardımanına tutuldu. Vampir mitinin alaşağı edilmesi bir yana, hikayedeki tutarsızlıklar, karakterlerin sığlığı, oyunculuklar , yönetim ve efektler dahil pek çok yönü eleştiriliyordu. Gerçek ise eleştirenler de dahil büyük bir kitleyi bir şekilde etkisi alan bir filmin ortaya çıkmış olmasıydı. Alacakaranlık Efsanesi bir vampir filmi değil, romantik bir aşk filmiydi ve içerdiği imkansıza rağmen aşk, sıradan olanla olağanüstünün birlikteliği, ustaca ayarlanmış olan cinsel gerilim dozu ve son zamanlarda varlığına hasret kaldığımız tutkuyla bağlanmak temaları gençliği koltuğa çivilemeye yetip artmıştı.

 

Alacakaranlık Efsanesi : Yeni Ay (The Twilight Saga: New Moon) / 2009

Serinin ikinci filminde yönetmen koltuğuna American Pastası ve Altın Pusula’dan tanıdığımız Chris Weitz geçti. Konu itibariyle hikayenin daha durağan aktığı “Yeni Ay”da Edward, Bella’nın kendisiyle güvende olmadığını farkeder ve onu terkederek ailesiyle beraber kasabadan ayrılır. Bella, uzun süren bunalımından Jacob’un arkadaşlığına sığınarak sıyrılmaya başlar. Bu yeni yakınlaşma, Jacob’un bir kurtadam olduğunu keşfetmesiyle yeni bir boyut kazanır. Bella, Edward’ı yeniden bulduğunda kaçınılmaz seçimi yapacaktır. “Yeni Ay”, gişedeki başarısına rağmen serinin en az tutulan filmi oldu. Jacob rolüyle izlediğimiz Taylor Loutner ise filmin yükselen yeni yıldızıydı.

 

Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma (The Twilight Saga: Eclipse) / 2010

Alacakaranlık Efsanesinin aksiyon bölümü olarak da tanımlanabilecek olan üçüncü kısmın yönetmeni David Slade oldu. “Tutulma”, Edward ve Jacob arasında sıkışan Bella’nın gelgitleri ve dengeyi bulma savaşı üzerine kuruluydu. Öte yandan, Bella’yı öldürmeyi saplantı haline getiren Victoria’nın bir vampir ordusu kurması, bu yeni orduya karşı Cullen’lar ve kurtların işbirliği yapmasını gerektirecek, Edward ve Jacob, zorunlu işbirliğinin gölgesinde Bella için çatışmayı sürdürecekler. Daha çok merakla beklenen bir dizi tadında süren film serisinin en hareketli bölümü, David Slade tarafından başarıyla kotarılmış,Catherine Hardwicke’in yarattığı gerçeküstü romantizm, daha gerçekçi çatışmaların etrafında varlığını hissettirmeye devam edecekti.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.