Zeynep Uslu

Başlık: Bazen bildiğiniz şeyleri yeniden hatırlamanız gerekir, hatırlarken de aslında ne kadar az bildiğinizi fark edersiniz. Prenses Mononoke’yi izledikten sonra, böylesi her filmin yaptığı gibi, yerimde çivilenmiş bir halde bunları düşünüyordum. İnsan olarak varoluşumuzun sonuçlarını, gücümüzü, yıkıcılığımızı, çaresizliğimizi ve elbette yola nasıl devam edeceğimizi…

Savaşların hayatımızın ne kadar olağan bir parçası olduğunu biliyordum ama, her hikayenin, sözün, davranışın içine sızdığını farketmek için böyle bir film izlemek gerekmişti belki. Bütün dehşeti ve cazibesiyle savaş, insanlık tarihinin asli unsuruydu ve tabi sinemacıların işi bunu en başından farketmekti. Kahramanlık hikayeleri, vatansever yiğitler, süper Amerikalılar, muhteşem Fransızlar sinema için bulunmaz malzemelerdi. Öte yandan görünenin ardında, savaşın görkemli öyküsü kadar, insanın trajik hikayesi de yatıyordu. Mononoke’nin dudaklarından sızan kan kadar vahşi ve dokunaklı gerçekler açığa çıkarılmayı bekliyordu. Savaşın insanın doğası ve kaderi olduğunu bağıranlar kadar, insanın sadece sefilliği ve yıkımı olduğunu küçük harflerle ama unutulmaz tınılarla söyleyenlerin yaptıkları filmlerden bir kısmı…

 

Prenses Mononoke (Mononoke Hime) / 1997

Stüdyo Gibli animelerinden biri olan Prenses Mononoke, insanın doğaya hükmetme savaşını en çarpıcı biçimde anlatan filmlerdendir.İblise dönüşmüş bir tanrıyı öldüren prens Ashitaka, ölümcül bir yara alır ve lanetlenir. Lanetten kurtulmak için Ormanın Ruhu’nu aramaya çıkan prens, insanların demir madenini işlediği İrontown’a gelir. Burada insanlar ve ormanın ruhları savaş halindedir. İnsanın doğaya karşı koşulsuz eğemenlik savaşını yürüten Ledy Eboshi’nin karşısında doğanın yaratıcı varlığını korumaya kararlı ormanın ruhları ve evlatlıkları Prenses Mononoke vardır.

 

Soğuk Dağ (Cold Mountain)/ 2004

Mingela’nın roman uyarlaması, her zamanki şiirsel anlatımıyla perdeye yansıyor.Amerikan İç savaşı başlarken, Güneyin bir kasabasına yerleşen Ada (Nicole Kidman), burada genç İnman’a (jude Law) aşık olur. Aşıklar henüz iki kelam edemeden savaş kapıya dayanır. Çoşkuyla savaşa katılan İnman, savaşın gerçek yüzüne tanık olacak ve evine ve Ada’ya dönmek için zorlu bir yolculuğa çıkacaktır. Ada ise bütün geride kalanlar gibi, savaşın yıkıcılığından payını alacaktır. Savaş sadece cephedekileri değil, geride kalanları da değiştirir. Ada’nın can yoldaşı olacak Ruby rolünde Renee Zellweger en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscarını almıştı.

 

İnce Kırmızı Hat (Thin Red Line) /1998

Yine bir roman uyarlaması olan İnce Kırmızı Hat,İkinci Dünya savaşı sırasında Pasifik adalarına yerleştirilen bir grup askerin hikayesini anlatıyor. Kadrosunda, Sean Pen,james Caviezel, Nick Nolte ve daha pek çok ünlü oyuncu bulunan film, Vietnam savaşı’na dair en insancıl asker resimlerini çiziyor. Savaşın ortasında bile insanlığa dair umudunu yitirmemiş bir asker, karısının imgeleriyle hayata tutunan bir başkası, gözünü hırs bürümüş bir komutan, hayalleri ve korkularıyla akıldışı bir kavganın içinde kendini var etmeye çalışan sıradan insanların gözüyle savaş..

 

Ateşkes (Joyeux Noel) /2005

Birinci Dünya savaşı sırasında küçük bir bölgede bulunan Fransız Alman ve İskoç birlikleri siperlerinde Noeli kutlamaktadır. Cephede bulunan sevgilisini görmeye gelen ünlü Alman opera sanatçısı onunla birlikte şarkı söylemeye başladığında, hemen yandaki siperden İşkoç rahibin gayda çalışı duyulur. Üç düşman ülkenin askerleri, müziğin birleştiriciliğinde siperlerinden çıkar, noeli birlikte kutlayıp, dostluklar kurarlar. Bu sıradışı gece, askerler için unutulmaz olacak, “düşman” kavramını yerle bir edecektir. Elbette bunun bedeli askerler için ağır olacaktır.

 

Yağmurdan Önce (Before The Rain) /1994

Üç bölümden oluşan Yağmurdan Önce, Makedonya’da o zamana kadar birlikte yaşayan müslüman ve hristiyan halklar arasında çıkan çatışmalarla başlıyor, manastıra sığınan müslüman bir kızın ve onu koruyan genç rahibin öyküsü, Londra’da fotoğraf editörlüğü yapan Anna’nın hikayesine değiyor ve memleketi Makedonya’ya geri dönen bir savaş muhabirinin hikayesinde kesişiyor. Manchevski, zaman ve olay sıralamasını bozarak, aşkı, savaşın ve nefretin yıkıcılığını farklı bir kurguyla resmediyor. Müzikleri ve epik anlatımıyla başyapıt sayılabilecek Yağmurdan Önce, insanın acımasız ve sevecen doğasının bir yansımasını sunuyor.

 

Ateşböceklerinin mezarı ( Grave of the Fireflies) / 1988

Yine bir Stüdyo Gibli animesi olan Ateşböceklerinin Mezarı,2. Dünya savaşı sırasında Japonya’nın bombalanması esnasında annesini kaybeden iki kardeşin savaş koşullarında yaşam mücadelesini konu alıyor. Akiyuki Nosaka’nın yarı otobiyografik romanından uyarlanan film, 14 yaşındaki Seita’nın küçük kardeşi Setsuko’yla birlikte yaşamını sürdürmeye çalışması ve savaş koşullarında onu mutlu etmeye çalışmasının öyküsü. Yoksulluk, insanların yabancılaşması ve savaşın yarattığı insansızlışma bütün çıplaklığıyla ortaya seriliyor.

 

Çizgili Pijamalı Çocuk (The Boy İn The Striped Pyjamas) /2008

Çizgili Pijamalı Çocuk, bir tel örgünün ayırdığı iki dünyada çevresinde olup bitenleri anlayamayacak kadar küçük iki çocuğun arkadaşlık öyküsünden yola çıkıyor. Bir Nazi subayının oğlu olan Bruno,yeni taşındıkları yerde (aslında Auschwitz kampının yanıdır), kampta gördüğü ve çiftlikte yaşadığını zannettiği Schultz ile gizlice arkadaş olur. John Boyne’un aynı isimli romanından uyarlanan film, Yahudi soykırımını bir Nazi ailesinin gözünden, basit, yalın bir anlatımla izlettiriyor.

 

Cennet Krallığı (Kingdom Of Heaven) /2005

Fransa’nın bir köyünde demircilik yapan Balian, haçlı seferlerine katılarak Kudus’e gidecek, farklı dinlerin bir arada yaşadığı bu coğrafyada, egemenlik savaşlarına tanık olacaktır. Yönetmenliğini Ridley Scott’un yaptığı film, haçlı seferleri üzerinden hala barışa ve huzura kavuşamamış Kudüs’ün öyküsünü anlatıyor. Film doğrudan savaş karşıtı bir misyon üstlenmemekle birlikte, savaşın aklıdışılığını vurgulama açısından oldukça başarılı bir örnek.

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here