İlk Yenilmez: Kaptan Amerika / Captain America: The First Avenger / Yönetmen: Joe Johnston

MARVEL 1939’da kuruldu. Ve 2.Dünya Savaşı yıllarında, zalimliğin hedefindeki tüm insanlığa 40 kiloluk genç adam Steve Rogers’ın cesareti, direnci, zorbalara karşı mücadelesi ilham verdi. Nitekim bu cılız adam, savaşın şiddetiyle bilim kurgunun olası gerçekliğinin Marvel dünyasında sentezlenmesi sonucu, mükemmel görünümlü, dayanıklı, yakışıklı “Kaptan Amerika”ya dönüştü… Tam 70 yıldır ezilenlere ilham vermeye devam eden ve doğal olarak Amerika adını alan süper kahramanın başlangıç öyküsünü gerekli vurgularla anlatan film, 3D tekniğinin katkısıyla, görsel bir ziyafet de sunuyor… Tam da o yıllara özgü mekân, obje, kostüm, araç –gereç –silahların sıkı aksiyonla buluştuğu boyutta fantastik sinemanın fırça darbeleri görselliği sürrealiteyle buluşturuyor. Hani “karanlık salonda kaybolmak” denir ya… Seyrederken dış dünyayı tamamıyla unutacaksınız.

Yeryüzündeki Son Aşk – Perfect Sense / Yönetmen: David Mackenzie

İnsan dört duyusunu tamamıyla yitirse de, geriye kalan dokunmayla sevdiğinin tenini hissederek hayatta kalır. Bize kalan tek şey de zaten ‘sevgili ölüm’ dışında aşk değil midir? İngilizlerin son yıllarda yetiştirdiği en yetenekli ve yaratıcı yönetmenlerden David Mackenzie, gezegendeki insanların duyularını birer birer yok eden salgının ortasında, işi tam da koklama, tat alma, duyma, görmeyle ilgili olan capcanlı şef aşçı ile ‘her anlamda soğumuş’ kadın doktorun , ‘kendilerine rağmen’ birbirlerine nasıl delice âşık olduklarına tanık ettiriyor. Her duyu kaybından önce farklı duyguları uçlarda yaşayan herkesin kafasına insan olmanın değeri ‘dank’ ediyor; sevip sevilmekten başka her şey de yok oluşa sürükleniyor. Ve biz bu son derece zekice kurgulanmış kıyametin içinde sinemanın sağaltım gücünü bir defa daha idrak ediyoruz. Harika iki oyunculuk: Ewan McGregor ve Eva Green.

Suikast – The Conspirator / Yönetmen: Robert Redford

Her ciddi tarihsel film bugünü anlatır; içerdiği olayların ve olguların bugünkü yansımalarına itiraz, hatta isyan eder. Hele kamera arkasındaki isim, Hollywood’un en aydın sanatçılarından Robert Redford ise…14 Nisan 1865’te tiyatroda vurulup ertesi sabah ölen Abraham Lincoln suikastı sonrası suç ortağı suçlamasıyla tutuklanan pansiyon sahibesi, kırklı yaşlarındaki Mary Surratt’ın hızlı bir yargılamayla (!) 7 Temmuz’daki idamına kadar geçen sürede, onu savunmak zorunda kalıp giderek suçsuzluğuna inanan ve kanıtlar elde edip sunan genç avukatın hukuk sistemini sorgulaması, bugüne de uzanıyor. Köleliği kaldıran bir başkanın öldürülmesinin verdiği öfkeyle histerik şekilde linçe girişmeden adaleti sağlamanın nasıl zorlu bir sınav olduğunu ve yazık ki başarısızlığın ağır bastığını kanıtlayan bir ‘tez film’. Newton Thomas Sigel imzalı görüntü çalışmasında, dönemin atmosferini kusursuzca kuran ışık tasarımına dikkat!

Nedimeler – Bridesmaids / Yönetmen: Paul Feig

En yakın arkadaşının düğün sürecini, diğer dördünün lideri olarak üstlenen Annie’nin, bu parıltılı ve eğlenceli olması beklenen günleri, hassas, gergin, sıkıntılı özel yaşamındaki çalkantılar nedeniyle mahvetmesi… Ya da, erkeklerin fark etmek için çaba göstermedikleri, kadınlara özgü capcanlı ve gerçek sorunlarla, aralarındaki etkileşimin / rekabetin, güldürünün acımasız ellerine teslim edilmesi! Ortak yapımcı ve ortak senaryo yazarı da olan başroldeki Kristen Wiig, Apatow ekolündeki dürüst, sakıncasız, açık sözlü öykülemeyi tam kavramış ve koca filmi sırtlayıp götürmüş. Belki bazı sahneler gereksizce uzatılmış; ancak sinemaya öyle bir mekânda öyle bir ‘tuvalet mizahı’ armağan ediliyor ki mesela, unutmak olası değil. Özetle, kadınlar… Sadece kadınlar!

Arabalar 2 – Cars 2 / Yönetmenler: John Lasseter, Brad Lewis

Pixar Animation Stüdyoları’nın 25.yılı şerefine, 200 milyon dolarlık pahalı bir prestij filmi. Otobanın dışında kalmış Radyatör Kasabası’nın sakinleri, genç dostları, yakışıklı Şimşek McQueen’in peşinde Dünya Grand Prix yarışına sürüklenirken, rol çalan asıl kahraman, eski bir çekici Mater! Kendisini, bir Bond hikâyesi denli girift uluslar arası casusluk serüveninde İngiliz ajanlara yardım ederken, yardım ne kelime, onların ve doğanın kurtarıcısı olarak buluyor. McQueen ile Mater arasındaki dostluğun da bir sınavdan geçtiği “Arabalar 2”, Tokyo-Paris- kurgusal bir İtalyan kasabası ve Londra’da geçen, yoğun görsel içeriğe sahip bir hızlı animasyon… Ülkelerin mimari dokuları ve kültürleri içerisindeki 3D yolculuğunuzda yorgun düşmeniz garanti. Yani birden fazla seyretmeniz gerekecek!

 

Babamın Penguenleri – Mr.Popper’s Penguins / Yönetmen: Mark Waters

Yönetmenler ve yetişkin oyuncular için setlerde çalışmanın en zor olduğu çocuklar ve canlı hayvanlarla tam bir sinerji içindeki performansıyla Jim Carrey, ‘aile güldürüsü’ türünü en iyi temsil eden örneklerden biri olan “Babamın Penguenleri”nin kozu: Abartıları törpülenmiş hareketliliği ve komikliğiyle, evinde konuk etmek zorunda kaldığı altı Gentoo Pengueni sayesinde, ayrı kaldığı ailesinin değerini anlayarak ‘iş canavarlığına’ son veren, yani ‘insanlaşan’ bir adamı oynamış. Filmin, her canlının kendi doğal ortamında türdeşleriyle yaşama hakkına vurgu yapması da, ehemmiyeti olan bir mesaj. Parıltılı gösteri -sergileme merkezlerine insanları çekerek hayvanlar üzerinden para kazanmanın vahim bir hal aldığı günümüzde, bu mesaj daha da önem kazanmakta.

Her Yerde Aşk – Manuale d’am3re / Yönetmen: Giovanni Veronesi

Kahramanları birbirlerini teğet geçen üç hikâye yoluyla, yaşam çizgisindeki üç döneme dair aşkın halleri… Ya da, hiçbir yasayı, formülü, tarifi kabul etmeyen aşk denilen şeyin serbest ve çılgın biçimleri! İlginçtir her üçünde de yalan / aldatma var. İş için sahil kasabasına gelen, evlenme arifesindeki genç avukat, nişanlısı güzel kızı evli bir kadınla aldatır… Ünlü haber spikeri, başına bela olacak bir ‘çatlakla’ karısını aldatır… Kızına âşık olduğu arkadaşından bu durumu saklayan adam ona yalan söyler yani aldatır… İtalyan’dan gelen film, büyük oranda güldürüye yaslansa da, mesela en komik olan ikincinin özünde gönül üzgünlüğü saklı… Ancak seyircinin yüzünde gülümsemeyle salondan ayrılması hedeflenmiş. Bir de minik İtalya turu yapması tabii. Sonuç: Hafif ve hoş.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.