Miyazaki’den ‘Aşırılmış’ bir film…

Banu Bozdemir

Miyazaki animelerinin başarısı duygu ve hayal gücünün iç içe geçmiş olmasından kaynaklı bir naiflik içermesinde yatıyor. Ama bu naiflik içerisine korkuyu, aşkı ve çoğu zaman gizemi o kadar iyi yerleştiriyor ki izlediğiniz şeyin daha fazla farkına varıyorsunuz. Bu filme Miyazaki tadıyla başladım zira bu müthiş animede kendisinin senarist olarak imzası var. Gerçi fikir tamamiyle Miyazaki’ye ait değil, çünkü Aşırıcılar Mary Norton’un aynı isimli fantastik romanından uyarlama. Miyazaki’nin tarzına bir yandan çok uygun bir yandan da onun fantastikliğinin yanında daha yere basan bir öyküsü var Aşırıcılar’ın… Yani çok katmanlı bir öykü yapısı yok, başlangıcın bizi az buçuk nereye taşıyacağını tahmin ediyoruz. Başrolde yine Miyazaki tadında birbirlerini anlamaya çalışan çocuklar ve onların dünyasında yer bulmaya çalışan hayvanlar var!

Aşırıcılar büyük insanların dünyasında, onların koşullarında var olmaya çalışan küçük insanların öyküsü… Yani bir nevi Guliver’in Gezileri durumu var. İnsanın kendisinden küçük canlılara karşı uyguladığı merakla birleşen bencillik! Film bu fikre de gerçek dünya algısından yaklaşıyor yani filmin içinde de tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi bu sevimli küçük insanların varlığına inanan ve inanmayanlar var.
Aşırıcılar’ın boyları ortalama on cm kadar (onlara pigme demek imkansız) ve insanların evlerinin altında kendilerine güvenli sığınaklar inşa ediyorlar. İnsanlara güvenmedikleri için de onlara görünmek istemiyorlar. Ama geçmişten gelen, karizmaları da yok değil insanların gözünde. O da gerçekten var olup olmadıkları konusunda kafa karıştıran bir soru işareti. Burada da devreye hayata karşı pozitif bakış, iyimserlik ve çocuksu bir neşe giriyor.

Aşırıcılar kendi yaşam koşullarını yaratamadıkları için insanlardan aşırıyorlar. Yani onlar uyuduğunda gizlice evlerine girip kendilerine aylarca yetecek bir kesmeşeker alıyorlar mesela. Arrietty’i evin genç kızı, doğaya tutkun, hayatı keşfetmeye, dış dünyaya açılmaya hevesli… Arrietty’nin annesi, korkuları olan, sığınağında bir ömür güvenle yaşayacak bir kadın, babası ise kendisini ailesine adamış şefkatli, güçlü kuvvetli bir baba…
Tek amaçları var insanlara görünmemek!

Aşırıcılar’ın evleri o kadar güzel ki, özellikle de Arriety’nin odası, büyük insanlardan daha yaratıcı ve zevkliler! Tıpkı bebekler evleri gibi! Zaten filmin içinde öyle bir benzetme de yapılıyor, bebeksi küçük insanlar! Tabii bu arada animenin muhteşem atmosfer ve karakter yaratma dünyası devreye giriyor. Film Miyazaki’nin teknik tarzının tıpkısının aynısı, sonuçta yönetmen Hiromasa Yonebayashi Miyazaki’nin birçok filminin animatörü. O yüzden bir ilk film algısı oluşmuyor Aşırıcılar’ı izlerken. Aksine Miyazaki’nin güvenli ellerinde olduğunuzu düşünüp filmin içine dalıyoruz…

Miyazaki bizi animeye doyuran ustaların başında geliyor, oğlu Goro Miyazaki Yerdeniz Üçlemesi’yle bir deneme yapıp pek başarılı bulunmamıştı ama bence kesinlikle devam etmesi gerekiyor. Çünkü batının fantastik öyküleriyle, doğu arasında teknik ve duygu olarak inanılmaz fark var. Isoa Takahata imzalı Grave of the Fireflies / Ateşböceklerinin Mezarı yalın anlatımı ve klasik çizgileriyle bizi yerden yere vurmayı başarıyorsa, daha fazlasına talip olmalıyız animenin. O yüzden bu tarz filmleri gözümüz gibi korumamız gerektiğini düşünüyorum.
Aşırıcılar insanlarla karşılaşınca ne yapıyorlar biliyor musunuz? Gözleri gibi korudukları gururlarına sahip çıkıp, kendi dünyalarına doğru yola çıkıyorlar. Aşırıcılar iki çocuğun gözünden, kendi dünyalarındaki zorluklara göz atıyor, onları harmanlıyor, yoğuruyor ve ortaya güzel bir dostluk hikayesi çıkarıyor. Ben de bu filmi izlerken kendimi Miyazaki ustanın ve genç Yonebayashi’nin o güzel dünyasından bir şeyler aşırıyormuş gibi hissediyorum!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.