Serdar Akbıyık

Sinema ve dizi oyuncuları televizyondaki çalışma koşullarının zorlaşması sonrasında Oyuncular Sendikası’nı kurdular. Peki Yeşilçam’da bu işler daha önce nasıl yürüdü? Bakalım siyah beyaz sinemanın yıldızları sendikaya nasıl yaklaşmış?

Türk sineması 2000’li yıllarda zirve yaptı. Çekilen film sayısı arttı. Her ne kadar film sayısı artmış olsa bile bir oyuncunun sadece sinema filmleriyle hayatını idame ettirmesi hala imkansız. Dizi sektörü bu anlamda oyuncuların asıl para kazandıkları alan. Fakat orada da çalışma koşulları çok ağır. Haftalarca evine dönemeyen, kaza geçiren, çalışmaktan hastalanan kameramanlardan oyunculara birçok insan bunun acısını çekti. Sonunda bu tür çalışma koşulları oyuncuların Oyuncular Sendikası’nı kurmalarına sebep oldu. Sinema, televizyon, tiyatro ve mikrofonla hayatını idame ettiren oyuncuların çalışma koşullarını düzeltmek, mesleğin tanımlanmasını ve kanunen tanınmasını sağlamak gibi amaçlara sahip sendika. Mehmet Ali Alabora, Şebnem Sönmez, Janset, Devin Özgün Çınar ve daha birçok ünlü isim sendikanın üyesi. Türkiye’de bilindiği gibi Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan sigortalı olmayanlar sendikalı olamaz. Oyuncular öncelikle kendilerinin ücretli eleman olduğunun kabul edilmesini istiyorlar. “Yapımcılar bize para yani ücret ödemese bizim emeğimizin karşılığı olmaz yani biz kendi işimizin sahibi değiliz. Biz emeği satın alınan bir iş yapıyoruz. Bize iş verenler de yapımcılar” diyorlar. Aslında haklılar da.

Bu tartışmanın geçmişine baktığımızda çok ilginç bir olayla karşılaşıyoruz. Yıl 1963, Yeşilçam’ın fırtına gibi estiği zamanlar. Ayhan Işık, Belgin Doruk, Filiz Akın, Cüneyt Arkın, Sadri Alışık ve daha birçok isim o dönemde sinemanın yıldızları. Türk halkı o kadar çok film istiyor ve tüketiyor ki Anadolu’da sinema sahipleri sürekli yapımcılardan yeni film istiyorlar. Bu istek o kadar fazla ki piyasanın yaratma ve çekim kapasitesinin çok üzerinde. Tatili, izni, bayramı olmayan gecesi gündüzü birbirine karışmış çalışma temposundan kaynaklanan baskı yönetmeninden senaristine, oyuncusundan set işçisine kadar tüm sinema emekçilerinin sağlığını bozuyor. Bir de ödenmeyen faturalar ve maaşlar söz konusu olunca sinemacılar aynen bugünkü gibi çareyi sendikalaşmakta buluyorlar. Ünlü yönetmen Halit Refiğ o dönemi bir yazısında şöyle anlatıyor, “Metin Erksan, Lütfü Akad, Duygu Sağıroğlu, Ertem Göreç ve ben Türkiye Sinema İşçileri Sendikasını (Sine –İş) sinemamızın meselelerine memleket gerçekleri açısından yaklaşan bir kuruluş haline getirmeye çalıştık. Meslektaşlarımıza Sine –İş etrafında toplanmanın meselelerimize çözüm yolu bulmak için ilk adım olduğunu anlatmaya çalıştık. Sendika meslektaşlarımızın büyük ilgisini çekti ve üye sayısı 100’ü bulmazken 15-20 gün içersinde 1000’i geçti.” İşte Refiğ’in söylediği bu diriliş o zamana kadar sendikayı önemsemeyen yapımcıların dikkatini çekti. Yapımcılar birleşti ve harekete geçti. Refiğ olanları şöyle anlatıyor, “Piyasaya sendikanın birkaç işsiz solcu yönetmenin eline düştüğü yalanını yaydılar. Bu dedikodu ilk etkisini oyuncular üstünde gösterdi. Oyuncular Sine-İş’i solcu yönetmenlerin Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) bir organı haline getirmek istedikleri iddiası ve kendilerini işçi saymadıkları gerekçesiyle sendikadan istifa ettiler.” Refiğ’in söylediklerini o döneme göre değerlendirmek lazım. O dönemin oyuncuları toplumun yıldızıydı. Onları yaşatan izleyicinin bağlılığı ve onlara tapınmasıydı. Tabii oyuncular o dönemde “komünist damgası” yememek ve izleyici tarafından dışlanmamak için sendikadan kaçındılar. Ama burada daha da önemli bir nokta var. Yeşilçam’ın ünlü isimleri kendilerinin işçi olmadığını söylüyorlar. Sendikadan istifa etmek için imzaladıkları belgede aynen şunlar yazıyor. “Biz aşağıda imzası bulunan aktrist ve aktörler kanun karşısında esasen işçi olarak değil serbest meslek erbabı kabul edilen kimseler olarak yukarıda adı geçen SİNE-İŞ sendikasıyla hiçbir ilgimiz olmayacağını beyan ederiz.” Bu belgenin altında kimlerin imzası var bir bakalım. Ayhan Işık, Fatma Girik, Sadri Alışık, Filiz Akın, Cüneyt Arkın, Belgin Doruk, Necdet Tosun, Tanju Gürsu, Çolpan İlhan, Behçet Nacar, Selda Alkor, Muhterem Nur, Figen Say, Önder Somer. Dönemin bütün yıldızları Yeşilçam’da sendikaya karşı.

Halbuki günümüzde tam da bunun peşinden koşuluyor. Günümüzde emek artık bir siyasi çizginin boyunduruğunda değil. Ücretli çalışan hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun sendikayı hak eder. Yeşilçam’ın yıldızları ve sendika anlayışı o dönemde belki de fazla politize olmanın faturasını ödedi. Ama günümüzde Oyuncular Sendikası’nın internet adresine girdiğinizde şöyle bir başlık var, “Sendikanın politik görüşü ne olacaktır?” Sitede bu soruya verilen cevap çok basit ve umut verici. Sendika belli bir politikanın değil çalışanın hizmetinde.

 

Kaynakça: Türk Sinema Tarihi, İnkilap Yayınları, oyuncularsendikası.org, sinematurk.com

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.