Serdar Akbıyık

Adalet Oyunu filminin iki yönetmeni Mahur Özmen ve Ali Özuyar filmlerinde adalet sisteminin eleştirisini yaptıklarını ve “80 yıllık adalet sisteminin ve ordunun bize biçtiği bir rol var. Biz bu filmle buna karşı çıktık” dediler.

 Adalet Oyunu filminin yönetmenleri Mahur Özmen ve Ali Özuyar ilk sinema deneyimlerini bizlere anlattılar. İki yönetmen de bu ilk film denemelerini kişisel bir çaba olarak tanımladılar. Özellikle Mahur Özmen, avukat olmasının bu projede çok işe yaradığını, yılların tecrübesinden yararlandığını söyledi.

Bir dönem avukatlık yaptınız… Senaryonuzda mesleğinizden esinlendiniz mi?

Mahur Özmen: Evet mutlaka senaryo yazarken hep derler ya öncelikle biriktirmiş olduklarımızdan çıkar diye ama benim çocukluğumdan beri sinemasal anlayışımda adaletin önemi vardır. Bu adaletin önemi yalnızca mahkemeler anlamında değil. Kendi inandığım bir şey vardı yıllarca, sinemada ortak adalet anlayışı. Filmde bir çatışma öykü anlatıyorsun bunun çözümü

ortak adalettir. Çünkü adalet için her türlü bilginin çatışmanın başı, ortası ve sonu demişlerdir. Kişisel bir hayatta erdemdir aslında. Bütün hayatımızı kaplayan bir atmosferdir. Yönetmenin yaptığı her filmde adalet anlayışını ararım muhakkak onu sevmem lazım. İnsanların basit şekilde öldüğü filmi asla sevmem. Hitchcock’un bir filminde insanın ölmesini 4 dakika göstermiştir. ”Neden bu kadar uzun çektiniz” diye sorduklarında ”Bir insan kolay ölmez” demiş.Yıllarca senaryo dersleri veriyordum artık kendi filmimi çekmek istiyordum. Senaryo da yazıyordum bir yandan. Mahkemelerdeki yargılamalar değil bir evde geçmesini istiyordum filmin. Türk Ceza Usul Kanunu’nun birebir uygulamasını eve taşıyarak gösterdik. Savcının hakime uzak oturması, avukatın çapraz olarak doğrudan sorgu yapması, her şeyiyle 2005 yılındaki Türk Ceza Usul

Kanunu’ndaki değişiklikleri anlattım.

 

Cast’ı nasıl oluşturdunuz?

 

Mahur Özmen: Ali ile beraber senaryo ortaya çıkınca cast’ı oluşturmaya başladık. Senaryonun en başından beri Erol Keskiner ‘Sezgin’ karekteri ile Mustafa Uğurlu da damadı rolünde kafamızda hazırdı. Emekli yargıçın batılı bir tip damadın da doğulu olması gerekiyordu. Mustafa Uğurlu’ya gönderdik senaryoyu ve kabul etti. Avukat rolü benim için çok önemliydi Serap Sağlar sayesinde

Tolga Evren’le tanıştık, diğer ustalarımızla görüştük ve oyuncu kadromuzu oluşturduk.

 

Sert eleştiriler var filminizde. Algıladığım kadarıyla Cumhuriyetçi duruşa bir eleştiri var.

 

Mahur Özmen: Çok güzel tespit etmişsiniz. 80 yıllık yüksek yargının ve ordunun bize biçtiği bir rol var diyorsunuz. Bunu inkar edemeyiz. Doğrusunu biz biliyoruz dediler. Demokrasiyle bu şekilde bir yerlere gidilemezdi gidilemiyordu da zaten. Arkasında devletin ve ordunun bile biliyorsunuz hakim olamadığı gizli güçler giriyor. Halkın seçtği iktidarlar tarafından yönetilmiyordu. Türkiye halkın seçtiği iktidarlar direkman ordu ve yüksek yargı tarafından önlerine konulan

bir takım ideolojik güçler tarafından yönetiliyordu. Kısaca sizler ve bizler olayı.

 

Nasıl çektiniz? Mekanlarınızı nerede seçtiniz, ne kadar sürdü?

 

Ali Özuyar: Her şeyi açıkça anlatayım mı?…(Gülüyor) Mahur’la sete çıkmadan önce filmi

decupaj dediğimiz çekim senaryosu üzerinde aylarca çalıştık. Filmde gördüğümüz her kare ve mekanlar belliydi. Açılarda kameranın yerinde mutabıktık ve çekimlere başladık. Burada Mahur oyuncu yönetiminde görev aldı, açıdır kadraj yani teknik kısmında ben devreye girdim. Yani

sinemasal anlayışımızda parelel olunca herhangi bir çatışma çıkmadı. Sinema biraz da galiba yaşla alakalı olgunluk gerektiren bir şey. İkimizde orta yaşlarda adamlarız kaprisleri kompleksleri bir yana bıraktık amacımız adam gibi bir film yapmaktı. Başardığımızı düşünüyorum. Evimiz Polonezköy’deydi. Cumhuriyet köyü de kullandık, hücre evini Kocamustafapaşa semtindeki

sinemadan bozman stüdyoda çektik. Çekimlerimiz 3 hafta sürdü, hiçbir kurum ve kuruluştan mali destek almadık. Mahur’un abisi Baha Özmen bize bütün imkanlarını sundu.

 

Sizin ilk uzun sinema filminiz. Mahur Bey’in avukatlıktan gelmiş olması senaryo yazması sebebiyle ilk filminin neden olduğu anlaşılıyor. Peki sizin neden ilk filminiz?

 

Ali Özuyar: Mahur’un da belirttiği gibi, bir kere öncelikli meselesi hoşgörüsüzlük ve hoşgörüsüz adaleti sorgulama üzerine anlatan bir film. Çok ilgi çekici, etkileyici ve odağında insan olan bir hikaye beni bunlar etkiledi açıkçası. Bir insanı tanımamız sevmemiz için öyküsünü bilmemiz gerekir sinema filmini de böyle düşünebiliriz. Dolayısıyla içinde öykü olmayan filmler çok bir

şeyleri değiştiremezsiniz ya da mesajı net değildir.

 

Film aslında Türkiye’de gişe anlamında tüketilen bir tarza sahip değil. Bunu hepiniz biliyorsunuz. Çekerken de biliyordunuz. Para yatırdınız bu projeyle gelecek para ile tekrar çekme ve çekmeme şansınız var. Bunları düşündünüz mü? Yorumlarınızı alabilir miyim?

 

Mahur Özmen: Bu soru için teşekkür ederim. Sanatla uğraşan kişi bir yol ayrımına geliyor. İnandığınız içinizde olan uslübu ya da para getirmek için. Ben seyirci kazanmayı düşünseydim katille ilgili daha farklı bir son yazabilirdim. Özellikle adalet değil daha polisiye bir şey çıkardı. Benim sinemaya yıllar avukatlık ticaret sineması, sanat sineması diye bir şey var

yapanlarada sözüm yok. Ben adaleti kavramsallaştırmaya çalıştım. Ben bu yolda gideceğim. Maalesef ki ikinci sinemamda böyle olacak.

 

Ortaklık devam edecek mi?

 

Ali Özuyar: İkimizde film setlerinde tabii ki olacağız. Dayanışma devam edecek ama yine sinema ve sanat tek kişinin yapabileceği bir iş ifade anlatım tarzında dolayısıyla ayrı ayrı olacağız.

 

İzleyicilere mesajınız var mı?

 

Mahir Özmen: İzleyici bu filme giderse farklı okumalara açık bir film olduğunu görecektir. Hayatın her karesinde karşısına çıkabilir, aklına gelebilir. Alt metnin sağlam olduğu bir film. ”Hiç kimse bize ve aileme pislikmişim muamelesi yapamaz” diyoloğu çok önemlidir. Seyircilerinde

ilgisini çekecektir.

 

Ali Özuyar: Tüm acıların temelinde hoşgörüsüzlük vardır. Buna biraz dikkat etmek geliyor yaşamda sadece bunu söyleyebilirim.

 

 

Adalet sistemine karşı çok ağır bir eleştiri var. Bu noktada önerdiğiniz şey nedir? Eleştiriyor mu?

 

Mahur Özmen: Yok. Benim sinemasal anlayışım bize bu mesleği sinema anlamında bir şey yapma çabamda, tespit olarak içinde derin analizler barındıran yani hüküm süren mesela İtalyan Gerçeklik sineması gibi. Hüküm süren yanlışın analizi tespitidir. O yüzden sadece bunula ibaret kalmaz.

İtalyan Gerçeklik sineması derler. Mutlaka sonunda bir ışık, bir hüküm bildirmesi gerekiyor. Bu filmde tabii ki seyirciden bağımsız değil onların takdiri çok önemli elimizden geldiği kadarıyla aslında hüküm var. Şu ki Prof. Dr. Mithat Sancar’ın geçtiğimiz yıllarda yaptığı geniş kapsamlı bir

araştırması var. Yargı da algı ve zihniyet. Kim bu hakimler suça, devlete vatandaşa nasıl bakıyorlar? Sinemada meslekleri 20-25 dakika içerisinde önemli olduğunu düşünen bir kişiyim. İlk 20 dakika öyküyü kurmak için isim, şehir, meslek çok önemlidir. Başka meslekten biri olarak öykünün merkezinde kendime yer bulmalıyım. Böyle düşünürüm. Şunu söylemeye çalışıyoruz ki

sembollerle kurduğunuz ilişkilerde sizin o ilişkilere bakış açınız farklı anlam yaratabilir. Sizler yetiştiğiniz çevrede teknolojik, ahlak olarak toplumsal yaşamsal statüler olarak düşünceler geliştirebilirsiniz. Sizin geliştirdiğiniz bu farklı düşünceleri başkaları da saygı duyabilir. Her şeyi

anlamak üzerine kurulu.

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here