Serdar Akbıyık

Misafir filminin başrol oyuncularından Yeşim Ceren Bozoğlu filmdeki lezbiyen ilişkiden, yönetmenin setteki iktidarına, kadın oyuncuların son dönemde iyice pasifize olmasına kadar birçok konuda Cinedergi’ye içini döktü…

Yeşim Ceren Bozoğlu son dönemin önemli kadın oyuncularından. Birçok isimden daha fazla sinema filminde oynayan Bozoğlu kabiliyetinden aldığı güvenle dobra da konuşan bir insan. Geçen hafta vizyona giren Misafir filminin lezbiyen ilişkiye giren iki kadın karakterden birini canlandıran Bozoğlu, filmin samimi senaryosunun ve yönetmenin filmdeki karakterleri gerçek hayatta yaptığı gözlemlerle oluşturmasının önemini vurguladı. Kadın oyuncular bağlamında cinsellikten çok insan ruhunun asaletini sağlayan duyguların cesaretle filmlerde işlenmesi gerektiğini söyledi. İşte Yeşim Ceren Bozoğlu’nun birbirinden ilginç belirlemeleri…

– Proje sana nasıl geldi, seni etkileyen ne oldu?

Yani benim için bir filmin içinde olmak, bir dramanın ya da bir tiyatronun içinde olmak en temel durum… Benim bir filmin içinde kendimi görme sebebim aslen senaryodur. Hikâyeye inanıyorsam, orada beni heyecanlandıran bir şey varsa veya insanlara başka bir hayat görüşü, başka bir yaşam biçimi göstereceğimi düşünüyorsam o işi kabul ederim. Bu filmin senaryosunda da çok sürprizli, çok samimi bir durum vardı. Taşradaki yaşamla ilgili daha önce hiç anlatılmayan bir yüzü anlatmayı hedefliyordu.

 

– Seni farklı rollerde görmeye alıştık, bu rolün diğerlerinden farkı neydi?

 

Bu rolün farklılığı şimdiye kadar oynadığım kadınlar içerisinde en zekilerden biri olması ve kendi sosyokültürel alanının çok dışında yaşamlarda da deneyimli olması. Burada üçlü bir ilişki söz konusu. Ortada iki karakterin yaşadığı bir aşk var. Onun dışında da taşrada iki kadının mecburiyetler doğrultusunda yaşadığı bir lezbiyen ilişki. Oynadığım Makbule karakterinin kocası ölmüş ve tek başına yaşıyor. Lale’nin oynadığı karakterin kocası sürekli dışarıda ve bunlar pazara, hamama birlikte gitmek gibi bir süreç paylaşmışlar. Filmde lezbiyen ilişkiyle ilgili hiçbir şey görmüyoruz. Ne bir sevişme sahnesi, ne bir dokunma, ne bir o anlamda manalı bakışma yok. Bunların olmadığı bir yerde bunu oynamaya çalışmak ciddi bir mücadeleydi.

 

Oldu mu olmadı mı onu seyirci söyleyecek. Ama benim adıma keyifli ve değişik olan bir şeydi çünkü ben böyle bir kişiyi daha önce hiç oynamamıştım.

 

– Böylesi zor bir anlatıma sahip film için ilk yönetmenlik denemesi olan bir isme nasıl güvendin? İlk filmini çeken yönetmenlere çok destek olduğunu da biliyorum.

 

Ozan’ın yaşadığı yer Kütahya. Çocukluğunun geçtiği yer, oradaki karakterleri gerçekten avucunun içi gibi biliyor. Senaryoyu üzerindeki dramaturji toplantılarında da ben onun hikâyeyi ruhunun bir yerinde yaşayıp çekmiş olduğuna ikna oldum. Ben setteyken tamamen yönetmene kendini bırakmış oyunculardanım. Dramaturji toplantılarında ve diğer her yerde aklına gelen her soruyu soran biriyim. Ama sete çıktığımda benim için yönetmen faşist bir tanrıdır ve yapılacak hiçbir şey yoktur, o ne söylerse kuraldır. Eğer bir yönetmen gerçekten ruhunda o filmi çektiyse ve görüyorsa zaten senin ne istediğini, nasıl alacağını bilir. Ozan ev ödevini iyi yapmıştı. Bize ne istediğini çok net bir biçimde atlattı. Dolayısıyla ben Halit Ergenç’le de Lale Mansur’la da ilk defa kamera karşısında buluştum ama sanki biz uzun yıllardır tanışıyormuşuz gibi bir uyum oldu. Bu kameraya da yansıdı benim gördüğüm kadarıyla ve herkes olması gerektiği şekilde çok ciddi işleyen bir matematikle yaptı çekimini. Çünkü aksiyonel anlamda filmde çok fazla bir şey yok. Fakat mantıksal olarak çok ciddi bir aksiyon var. O ruhsal aksiyonda hep birlikte başardığımızı umuyorum.

 

– Biraz psikolojik gerilim diyebilir miyiz?

 

Evet diyebiliriz. Türk sinemasında çoğunlukla kadın karakterler kısık kalır. Misafir’de ise önemli ve sıra dışı iki kadın karakter var.

 

Yani o kadın senaristlerin ve yönetmenlerin azlığından kaynaklanıyor. Ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yani kadın sinema yazarlarının, kadın yönetmenlerin bu anlamda Türkiye’de yaşayan kadının ruhsal tarihini anlatabilmek adına ciddi sorunu olduğunu düşünüyorum. Çünkü öbür türlü zaten erkek egemen toplumda yaşıyorsanız, o dayatmalar, o kurallar içerisinde var oluyorsanız, erkeğin izin verdiği kadar var oluyorsunuz. Kadın filmleri dendiğinde Türk Sineması’nda Atıf Yılmaz var. Hepimizin bildiği yönetmenin Müjde Ar’la yaptığı filmler var, kadın sineması diye bir tabir varsa çok güzel örnekleridir. Hale Soygazi’nin, Türkan Şoray’ın yine yaptığı filmler örnek gösterilebilir.

 

– Biraz önce bir takım örnekler verdin. Şimdi bunlara dikkatli bakarsak 80 ve 90’lı yıllar göze çarpıyor. Yani feminizmin Türk sinemasında yükseldiği dönemler. 2000’lerden sonra kadın oyunculuklarında bir geriye adım olduğunu düşünüyor musunuz?

 

Bunu kişisel olarak cevaplayabilirim çünkü şu an bizden beklentiler televizyon sektöründe ve sinemada çok başka. Bir de kadın olarak Türkiye’de yaşamanın ve kadın oyuncu olmanın gerektirdiği sektörel anlamda bir sürü durum ve zorluk var. Bu hikayelerin içerisinde cesaret gerektiren şey bence soyunmak değil, lezbiyenlik değil. Bu gün çok daha ciddi problemlerimiz var bizim Türkiye’de. Hayatın içerisinde ekonomik olarak, sosyal olarak, siyasal olarak bir sürü uzlaşamadığımız sorunlar var. Bence kendi ruhunda yaşadığın realiteyi ortaya koymak asıl pornografik olan. Yani o anlamda cesaret aslında gerekli. İnsanların onur, haysiyet, masumiyet ve vicdan gibi kavramları unutmasıyla ilgili bir şey. Endüstride sadece şık gözükmek, sadece dışarıdan iyi resim vermek oyuncu olmak için yeterli gibi algılanmaya başlandı. Ama onun dışında insan ruhunu asaletine kavuşturan hiç bir değer hayatımızda yok. Bunları anlatan, bunları dert eden filmler yapmak bence işin en önemli kısmı. Bu bir cesaret değil yeterlilik meselesi. Siz insanlara masumiyetle ilgili veya vicdanla ilgili bir film çekecekseniz bu özellikleri oyuncu olarak taşımanız gerekiyor. Bence zor olanda sektörde bu anlamda böyle bir hayat biçimini sürdürmek ve gerektiğinde kamera karşısında göstermek. Son dönemde üzülerek söylüyorum her sinema filminde, her televizyon dramında ağlayan kadınlar var ama hiç birinden etkilenmiyoruz. 100 tane kadın görüyoruz, bu bize hiçbir şey hissettirmiyor. Hâlbuki yanı başımızda bir çocuğun gözünü bize dikerek ağlaması hepimizin kanını donduracak bir deneyimdir. Bu da oradaki masumiyetten kaynaklanıyor. Ben kendi adıma hep bu masumluğun peşindeyim. Bence gerçek cesaret masumiyeti kamera karşısında bulabilmek. Müjde Ar’ın Teyzem’deki veya Asiye Nasıl Kurtulur’daki performansını düşünelim, Hale Soygazi’nin Kadının Adı Yok filmi, Türkan Şoray’ın filmleri, bu insanların hayatlarındaki duruşlarını filmlerle aktardıklarını düşünüyorum. Bu yüzden hala çok etkili. Elbette teknik olarak, ışık olarak günümüzde sinemada çok başka tatları yakalamış durumdayız. Türk sineması bu anlamda müthiş bir ivme içerisinde, bunu hiç kimse gözardı edemez.

 

Fakat hikaye, oyunculuk anlamında Yeşilçam’ın referans alınması gerektiğini düşünüyorum.

 

– Söylediklerinin hepsine katılıyorum ama bunlar bir kadın için olduğu kadar erkek için de önemli kriterler.

 

Oyunculuk maalesef seçilme durumudur. Yani bana teklif edilenler arasından bir proje seçerim. Ama önce birilerinin beni tercih etmesi gerekir. Dolayısıyla bunun iki alternatifi var, ya yapımcılık yapıp senaryo yazmaya başlayıp kendi filmlerinizi çekersiniz ve kendi dertlerinizi anlatırsınız ya da birilerinin sizi seçmesini beklersiniz. İşte bu yüzden sektördeki kadınların bir araya gelip böyle bir bilinçle hareket etmesi elbette ki çok önemli. Bu açıdan ben kendi payıma düşeni bütün kısa metraj film festivallerine, uzun metraj film festivallerine giderek bu işte duyarlı olan oyuncuların yanında olmaya çalışarak gösteriyorum. Ama uzun vadede hedefim tabii ki kendi filmlerimi çekmek, işte bu anlamda kadınla ilgili durumun da altını çizmek. Yaptığım işe inanmam lazım

– 16’dan fazla filmin var ama gerçek anlamda ünü televizyon dizisiyle yakaladığın da bir gerçek. Bu noktada tercihlerini ilginç buluyorum. Çok izlenen bir diziyi bırakıyorsun başka bir diziye geçiyorsun. Bunun sebebi ne?

Etiğime uygun olmayan, tatmin olmadığım, haksız kazanç sağladığımı düşündüğüm veya kapasitemi zorlamadığım işlerde ben mutlu olamıyorum. Eğer bir oyunculuk yeteneğim varsa ben bunu kendime ait görmüyorum. Burada bana düşen pay, paslanmadan çalışmak. Bu anlamda da benim için yaptığım işe inanmak çok önemli. Dokuz Eylül Üniversitesi Oyunculuk Fakültesi’ni bitirdim. Bitirdiğim günden beri bir tek hedefim vardı. Oynadığım her işte başka bir kadın olmak istiyordum. Bunun mesela önemli bir mesleki etik olduğunu düşünüyorum. Zaman zaman sırf bu yüzden çok paralar kazanabilecekken azına başka projelere gittim veya o teklifleri kabul etmedim. Örneğin Yedi Tepe İstanbul’dan, Sıcak Saatlar’den, Doktorlar’dan sonra gelen benzeri rollerin hiç birini kabul etmedim. Çok yüksek paralara da hayır dedim bu yüzden. Benim mesleğim oyunculuk ve oyunculuk benim için nefes almak demek.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.