Hollywood’un gişe filmlerinin ucuz taklitleri olan İtalyan replikalarının tüm dünyayı sardığı ve asıllarının ünü yüzünden iyi iş yaptıkları 80’lerde bazı uyanık Türk sinemacıları da bu tür çabalara giriştiler. Bunların en ünlüsü yaban ellerde Türk Star Wars’ı olarak bilinen Dünyayı Kurtaran Adam’ın aslında bir iki çalıntı uzay savaşı sekansı dışında Star Wars’a benzer pek bir yanı yoktur, İlle de benzetmek gerekirse Flash Gordon’la daha kuvvetli bir etkileşim içerir.
Fakat biz bugün artık çok iyi bilinen Dünyayı Kurtaran Adam yerine Kült film shoplarında “Turkish Conan” olarak nam salan ve tarih öncesi bir avantür olan Altar’dan bahsedeceğiz.
Conan’ın Türkiye’de zaten iyi bilinen bir çizgi roman kahramanı olması ve filmininde iyi iş yapması yüzünden bir Türk Conan’ını çekmek farz olmuştu ve bu da eski sinamacılardan Remzi Jöntürk’e kısmet oldu.
Tarkan çizgi romanlarda ve filmlerinde hep “Ben Altar’ın oğlu Tarkan!” diye bağırır ama bu filmin kahramanının Tarkan’la bir akrabalığı yok… Çok daha öncesi bir zamanda geçen bir öykü bu.
Filmin öyküsü çok eski çağlarda belirsiz bir ülkede (bir iki kez Urartu adı geçiyorsa da bağlantı yoktur.) geçer. Ülkeyi zalim Zodiak (Eşref Kolçak) yönetmektedir. Zodiak ateşin sahibidir ve ateşi izinsiz kullananı ölümle cezalandırır. Zodiak’a karşı Utah (Sait Seyit) çıkar, gökten düşen bir taştan görkemli bir kılıç yapar ve granit bir kayaya saplar (Excalibur burada bir kez daha karşımıza çıkıyor.) Oğlu Altar (Cevat Pars) büyüyünce bu kılıçla ülkeyi kurtaracaktır. Utah kendinin yakarak ölür, Altar (Sait Seyit) büyür ve azman bir savaşcı olur, Esir tüccarı Osep’in (Kazım Kartal) eline düşer. Altar her gün dövüşür, her gece de sevişir.
Günün birinde Osep’ten kurtulur ALtar, babasının da tanıdığı kraliçe Alyoki’nin (Çeçilya Daymaz) ile karşılaşır, ona zorla sahip olur. Nino, Altar’ı hançeriyle yaralar, ama sonra bir mağarada “Voodo” büyülerini kullanarak tedavi eder.
Nino, öldürülen Zodiak’ın deli oğlu Hunka’nın (Nuri Alço) sarayına gelir, esir düşer. Altar tek başına Hunka’nın askerlerini dağıtır., babasının kılıcını granit kayadan çekip alır ve Hunka’nın sarayını basar!
Altar, diğer yerli işlerden farklı olarak, vizyona girmeden önce salonlar uzun süre fragmanını gösterdi ve bu da izleyici beklentisini yükseltti. Remzi Jöntürk gerçekten düzgün bir fantastik film çektikleri konusunda Anadolulu sinema sahiplerini ikna etmişti ve filmi güçlü bir şekilde pazarladı. Film için Ator filmininkine çok benzeyen fiyakalı bir afiş yapılmıştı. Neredeyse bir Hollywood filminin yeterliliğinde olan fragman filmdeki gerçekten ilginç anları içerdiği için hem sinema sahipleri hem de perdede fantastik bir yerli yapım görmeye alışık olmayan izleyici (en azından ben) oldukca umutlanmıştı ama film tüm bu beklentileri boşa çıkardı. Filmdeki diyaloglar ve vıcık vıcık duygusallık izleyiciyi filmden direkt olarak soğuttu. Diyaloglara örnek vermek gerekirse :
Utah ateş kralına “Ateş, Su, Toprak hepsi Utah’ın” der. Ateş kralı kaale almaz, askerlerine bakıp “zippo, keranyuk, da” diye bağırır, askerler Utah’a doğru giderken, kendisi “Seni, askerleri ve kuzenlerini biçerim” şeklinde bir tehdit savurur. Askerler tınmaz ve Oltar’ın çevresinde halka yaparlar. Oltar Excalibur’un modifiye versiyonu diyebileceğimiz kılıcıyla ekseni etrafında dönüp saniyede 3 asker hızıyla katliam yapar. Katliamın sonlarına doğru kılıçla beraber yuvarlanır, kılıç ağır gelmiştir. O sırada ortaya Utah’ın oğlu çıkar, Utah oğluna “sana gelme demedim mi! kan bahçesinde çiçek yetişmez demedim mi!” diye feveran eder. Altar babasına “Kılıcın zulmünü izlemeye, onları biçmeni görmeye geldim” der.
Filmde böyle iddialı ama kabız pek çok diyalog var ama en şahanesi Altar’dan bahseden dış ses… Bir keresinde aynen şöyle diyor; “Altar gündüzleri savaşarak, geceleri sevişerek hayatta kalmaya çalışıyordu,” Sevişerek hayatta kalmaya çalışmak!
Altar’da düzgün görüntüler, kimi özenerek hazırlanmış maskeler ve miğferler yer alır; ancak Conan’dan çokca esinlenen film dağınık bir senaryo, ağdalı diyaloglar, abartılı bir oyunculuk sayesinde inanılmaz derecede “Kitsch” olmaktan öteye gidemezdi ve öyle oldu. “Conan The Barbarian” ve devamı “Conan The Destroyer” gibi iki süper fantastiği ve sonrasında “Beastmaster” “Sword and the Sorcerer” ve onlarca replikayı görmüş olan sinema seyiricisi için Altar, tatsız tuzsuz bir deneyim olmaktan ileri gidemedi. Bu hezimet yüzünden olsa gerek; Altar tamamen göz önünden çekilmiş bir yapım… Kara Murat ya da Tarkan serisi gibi üzerine çokca yazılmış, konuşulmuş bir film değil. Show TV bir dönem geç saatlerde ya da Cumartesi öğle sonralarında zaman doldurmak için bu filmi yayınladı. Digiturk platformunda yayın yapan “SinemaTurk” kanalı da filmi uzun zaman gösterdi.
Altar tüm olumsuz yanlarına karşı tarih öncesi fantastiğinin yerli tek örneği olarak ilgiyi ve saygıyı hakediyor. Ayrıca Nuri Alço gibi fenomen olmuş bir oyuncuyu alışık olmadığımız bir rolde görmek hepinizi heyecanlandıracaktır. Her şeye rağmen, filmi yapan sinemacı takımına da cesaretleri için bir kez daha teşekkür ediyoruz.

Murat Tolga Şen
2005 yılında "Öteki Sinema" sitesini açtı. Rahmetli sinema yazarı Metin Demirhan ve Ali Murat Güven’in verdiği güçlü destekle başlayan bu kişisel macera şimdilerde Türk sinema bloglarının amiral gemisi haline geldi. Murat Tolga Şen, Sinema yazarlığı ve blogculuğuna önem vermeye devam ederek katıldığı platformlarda sinemanın farklı taraflarını konuşmaya devam etti. Blogculuktan profesyonel sinema yazarlığına geçişi ise 2010 başlarında sinema sitesi Beyazperde kadrosuna katılmasıyla oldu. Ayrıca online sinema dergisi Cinedergi, Fotografya, Gölge, Yeni Harman, Modern Zamanlar, Film Arası gibi yayınlara da katkı sağlıyor. 2012 Ocak ayından bu yana Medyaradar sitesinin sinema ve televizyon yazıları da yine Murat Tolga Şen’in kaleminden çıkma.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.